<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140</id><updated>2012-02-17T01:11:27.686+02:00</updated><category term='Hocalı katliamı'/><category term='ermeni'/><category term='soykırım'/><category term='Diaspora'/><category term='Ermeniler'/><category term='gerçekler'/><category term='Batı Ülkeleri'/><category term='pastırmacıyan'/><category term='jenosit'/><category term='tarih'/><category term='Dağlık karabağ'/><category term='iddialar'/><category term='Azerbaycan'/><title type='text'>Belgeler - Documents</title><subtitle type='html'>Ermeni Meselesi-Armenian Issue</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>26</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-8120877068475393766</id><published>2008-04-05T00:08:00.000+03:00</published><updated>2008-04-05T00:18:46.517+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Azerbaycan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ermeniler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dağlık karabağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hocalı katliamı'/><title type='text'>Dağlık Karabağ Sorunu - Hocalı Katliamı</title><content type='html'>&lt;h1&gt;Dağlık Karabağ Sorunu&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında oldukça uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Halen bir çözüme kavuşturulmayı bekleyen Karabağ sorunu, katliamlar, yerinden edilmeler gibi ciddi insan hakları ihlallerine sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabağ, Azerbaycan’daki Kür ve Aras ırmakları ile şu anda Ermenistan sınırları içinde bulunan Gökçe Gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır. Bu bölge, Azerbaycan’ın diğer bölgeleri ile Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir noktada bulunması nedeniyle jeopolitik öneme sahiptir. Ancak Karabağ ile Dağlık Karabağ ifadeleri aynı bölge için kullanılmamaktadır. 18.000 km2 yüzölçümüne sahip Karabağ’ın sadece 4392 km2’lik kısmını Dağlık Karabağ oluşturmaktadır. Karabağ; Ağdam, Terter, Yevlah, Füzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçın, Kelbecer, Hanlar, Gorus, Akdere, Berde, Zengezur ve Had-rut rayonlarından oluşurken Dağlık Karabağ; Hankendi merkez olmak üzere Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend ve Askeran rayonlarından oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir tarihe sahip olan “Karabağ Sorunu”, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları burada nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları kabulünden yola çıkmaktadır. Ermenilerin mevcut durum itibariyle Dağlık Karabağ’da çoğunluğu teşkil ettikleri bir gerçektir. 1989 sayımına göre Dağlık Karabağ nüfusunun %75’i Ermenilerden, %25’i Azerilerden oluşmaktadır. Ancak burada Ermeni sayısının artmasının temel nedeni Rusya’nın Kafkaslarda izlediği politikadır. Ayrıca Rusya için Kafkasya politikasında Ermenistan ve genel anlamda Ermenilerin vazgeçilmez oluşu Ermenilerin Dağlık Karabağ tezini güçlendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu ileri sürmektedir. Aslında bu bir iddiadan öte uluslararası hukuk tarafından da desteklenen bir durumdur. Ancak Azerbaycan bu konuda sadece Türkiye’nin desteğini alırken, Ermeniler Rusya ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin ve Batı devletlerinin desteğini sağlamış durumdadır. Bu nedenle Ermeniler “Büyük Ermenistan” hayalinin bir parçası olarak gördükleri Dağlık Karabağ’ı bırakmak istememektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hocalı Katliamı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://azerbaycan.ihh.org.tr/insan/daglik/daglik.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;KAYNAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-8120877068475393766?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/8120877068475393766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=8120877068475393766&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8120877068475393766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8120877068475393766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2008/04/dalk-karaba-sorunu-hocal-katliam.html' title='Dağlık Karabağ Sorunu - Hocalı Katliamı'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-1647820256598557806</id><published>2007-02-12T22:20:00.000+02:00</published><updated>2007-02-12T21:52:46.574+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diaspora'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Batı Ülkeleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><title type='text'>Ermeni Diasporası ve Batı Ülkeleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Seyfi Taşhan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;,&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;19 Ocak 2001&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fransız Millet Meclisinin 18 Ocak 2001 günü, daha önce Senato tarafından kabul edilmiş bulunan yasa tasarısını kanunlaştırarak 1915 yılında Anadolu’da Ermenilere karşı bir “soykırımı” yapıldığını kabul etmesi doğal olarak ülkemizde kızgınlık ve infial yaratmıştır. Bu konuda Türkiye'nin Fransa devletine karşı protestoda bulunması ve Fransız Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine başvurmasını teşvik edecek bazı yaptırımları planlaması Türkiye'nin doğal bir hakkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber, Ermeni Diasporasının Türkiye ile ilgili olarak benimsediği politikalar ve Batı ülkelerin bu politikalara verdiği cevapları bu vesile ile hatırlamak yararlı olacaktır. Bu alanda ilk ciddi siyasal eylem olarak Ermenilerin baskısı ile Amerikan Senatosunun Lozan Antlaşmasını onaylamayı reddetmiş olması gösterilebilir. O zaman büyük Atatürk, Amerikan büyükelçisi Joseph Grew’ya, aydın ve ileri görüşlü Amerikan milletinin temsilcilerinin nasıl küçük bir azınlığın baskısına boyun eğdiğini anlamanın imkansız olduğunu ifade etmişti. Bu ret kararına rağmen iki ülke Lozan anlaşması varmış gibi ilişkilerini zaman içerisinde geliştirmişlerdi.&lt;br /&gt;Kore’de Türk Amerikan silah arkadaşlığı (1950) ve Türkiye’nin güney-doğu kanadının koruyucusu olarak NATO’ya katılmasından (1952) sonra 1954 yılında Amerika’yı ziyaret eden, New York’ta konfeti yağmuru altında geçit töreni yapan ve Amerikan Kongresinin iki Meclisinin müşterek toplantısına hitap eden zamanın Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Kaliforniya eyaletini ziyareti sırasında bütün tanıtım faaliyetini Ermeniler üstlenmiş ve “Cumhurbaşkanımız geldi” diye kendisine en yakın ilgiyi göstermişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs konusunda ABD Başkanı Johnson’un Türkiye Başbakanı İnönü’ye 1964 yılında gönderdiği mektupla birlikte Türk Amerikan ilişkilerinde başlayan soğukluk, 1972 yılında Sovyetler Birliği ile Amerika arasında başlayan detente süreci ve 1973’te patlak veren haşhaş krizinden sonra gittikçe artmış ve 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra Amerikanın Türkiye’ye askeri ambargo uygulamasına kadar kötüleşmişti. Bu soğukluğa paralel olarak ABD’de Ermeni kilisesinin önderliğindeki etnik fanatizm güçlenmiş ve Türk düşmanlığına dönüşmüştü. 1973 yılı, Ermeni milliyetçiliğinin Türkiye’ye karşı terörizminin 1920’lerden sonra yeniden başlamasına sahne olmuştu. 1978’den sonra Türk Amerikan ilişkilerindeki düzelme Türkiye'nin jeo-stratejik değerinin Amerika tarafından başka bir çerçevede de olsa yeniden takdir edilmesine yol açmış ve bu yüzden bazen kıl payı ile de olsa Ermenilerin Amerikan Kongresinden Türkiye aleyhine bağlayıcı karar çıkarmaları önlenebilmiş idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asala’nın en son Orly baskınından sonra Fransa ve Amerika’daki Ermeni diasporası terörizm yerine siyasal etkinlik metodunu seçmiş görünmektedir. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ortaya çıkan Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye üzerinden dünyaya açılma imkanlarını aramış ancak Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgalden vazgeçmek sureti ile bir anlaşmaya razı olmaması yüzünden Türkiye ile ilişkilerini normalleştirememişti. Önceki Ermeni Cumhurbaşkanı Ter Petrossian, bir yandan Ermeni diasporasına itidal tavsiye ederken diğer yanda Azerbaycan ile anlaşma imkanını arıyor ve Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurmayı ümit ediyordu. Ancak Türk düşmanı Taşnak partisinin lideri olan Koçeryan’ın bir darbe sonucunda iktidara gelmesi üzerine Ermenistan'ın barış arayan tutumu değişti. Koçeryan bir yanda 1915 olayları nedeniyle Türkiye'ye çatarken diğer yanda Amerika ve Fransa’daki Ermenileri tahrik çabalarına girişti. ABD'deki teşebbüs Clinton yönetiminin çabaları sonucunda Kongre’de durduruldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Avrupa’da özellikle Fransa’daki Ermeniler Fransız Parlamentosunda başarılı oldular. Fransız Meclisindeki kararın kabulü aleyhine herhangi bir davranışta bulunulmamasının nedenleri üzerinde durulabilir. Hatırlanacağı üzere 1970-1984 yılları arasında Fransa Türkiye ilişkilerinde ciddi bir soğukluk yaşanmış ve o zaman bir Fransız siyasetçisinin ifadesi ile Fransa Türkiye ve sorunlarına karşı “kayıtsızhk” politikası izlemişti. Chirac döneminde ise Fransa, Türkiye ile ekonomik ilişkilerine ağırlık vermiştir. Bununla beraber söylemlerinin aksine Chirac’ın Türkiye'nin AB ile ilişkilerini güçlendirmede olumlu bir rol oynadığını söylemek mümkün değildir. Fransa’nın AB Başkanlığı döneminde Türkiye hem Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası dışında tutulmuş, hem de diğer bütün adaylar için müzakere ve katılım programları belirlendiği halde Türkiye bu tablonun tamamen dışında bırakılmıştır. Türkiye’nin AB’nin NATO imkanlarından otomatik yararlanmasını önlemesi ise Fransız hükümetinin karar empoze etme ve bunu siyasi baskı ile kabul ettirme hevesine darbe indirmiştir. Belki de Fransız hükümetinin Ermeni kanununa şimdiye kadar ilgisiz kalmasının nedeni AGSP yüzünden duyduğu infialdir. İkinci neden ise Türkiye’nin mukabil etkin ekonomik tedbirlere, AB ile gümrük birliği nedeni ile başvuramayacağını düşünmesi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu alanda Öcalan yüzünden İtalya ile ortaya çıkan kriz hatırlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öyle görülüyor ki, 1915 olaylarının niteliği konusunda Türkiye’nin ve olayları tarafsız gözle izleyen bilim adamlarının izah tarzları, Ermeni diasporasının siyasi baskısı ve terörü yüzünden kabul görmemekte; buna karşılık soykırımı iddialarını savunan sahte belgelere dayalı sözde bilim adamlarının propagandaları benimsenmektedir. Fransız mahkemelerindeki Asala davalarında Türk bilim adamlarının açıklamalarına itibar edilmediği gibi, Bernard Lewis gibi dünyaca tanınmış bir bilim adamı 1915 olaylarının gerçek içyüzünü anlattığı için Fransız mahkemeleri tarafından yargılanmış ve mahkum edilmişti. Bu yüzden Fransa Ermenilerinin oylarına tamah eden bir kısım Fransız parlamenterin soykırımı iddiasını kabul etmiş olmasını yadırgamamak gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür yasaları kabul ettirmekle Ermeni cemaatleri Türkiye'den bir takım tavizler elde etmeyi ummaları ve bu tür yasaları kabul eden ülkelerin de Türkiye pazarlıklarında yeni bir koz elde ettiklerini sanmaları doğaldır; ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin bu tür yapay iddialar karşısında gerileyeceğini ve Avrupa ile bütünleşme azminden feragat edeceğini düşünmek yersiz olur. Ayrıca, kendini diasporaların sözüm ona siyasal ve terör güçlerine teslim ederek bulunduğu bölgede refah ve saadetini sağlayabileceğini düşünen Ermenistan Taşnakları da, olayların hiç de kendi düşündükleri gibi gerçekleşmeyeceğini görecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://www.foreignpolicy.org.tr/turkish/dosyalar/stashan_190101_p.htm"&gt;KAYNAK&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-1647820256598557806?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/1647820256598557806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=1647820256598557806&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/1647820256598557806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/1647820256598557806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/02/ermeni-diasporas-ve-bat-lkeleri.html' title='Ermeni Diasporası ve Batı Ülkeleri'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-5544516502627261415</id><published>2007-02-12T21:26:00.000+02:00</published><updated>2007-02-10T02:28:00.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerçekler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jenosit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pastırmacıyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iddialar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Soykırımı İddiaları Konusunda [Farklı Açı!]</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Pulat Tacar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Şubat 2001&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soykırımı hukuki bir terimdir; çerçevesi 9.12.1948 tarihli (Jenosit) Soykırımı Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi [ 1 ] tarafından çizilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmenin -özeti dipnotta sunulan- ilgili maddelerinin incelenmesi, tüzel kişilerin değil, hakiki şahısların soykırımı ile suçlanabileceğini göstermektedir; yetkili mahkeme -esas itibariyle- soykırımının uygulandığı ülke mahkemesidir; ayrıca Akit Taraflar anlaşırlarsa dava bir uluslararası ceza mahkemesinde de görülebilir. Sözleşmenin 9.ncu maddesi Devletin soykırımı alanındaki mesuliyetinden söz etmektedir; bu bağlamda Akit Taraflar arasında Sözleşmenin yorumu,uygulanması ve hayata geçirilmesi konusunda ihtilaf varsa, Taraflardan biri konuyu Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tehcire bağlı kayıplar-ölümler-öldürülmeler soykırımı mıdır ?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ermeni tarafı Osmanlı Devleti ile savaştığını Sevres Anlaşması görüşmelerine katılan Ermeni heyeti başkanı Bogos Nubar’ın imzasiyle açıkça ve resmen beyan etmiştir; bu nedenle, ayrıca Jenosit Sözleşmesinin 1948 yılında aktedildiği gözönünde tutularak 1915 olayları için hukuken bir soykırımının varlığından söz edilemeyeceği açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, Ermeni tarihçileri ve kimi başka tarihçiler, Ermeniler’in bir bölümünün Osmanlı devletine karşı ayaklandıklarını ve savaştıklarını yadsımamaktadırlar; burada da silahlı çatışma, ayaklanma ve isyanı bastırma eylemleri ile karşılaşıyoruz. Öte yandan, Türkiye’nin güneyini işgal eden Fransızlar, bir bölümü Osmanlı vatandaşı olan Ermeniler’den Fransız Lejyonları kurmuşlar, bunlara Fransız askeri üniforması giydirerek, silahlandırmışlar ve savaşa sokmuşlardırdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde, 1915 yılının başlarında, tehcir kararından hemen önce, Rus orduları ile Van’a giren Ermeni silahlı çeteleri burada bulunan Müslümanları kılıçtan geçirdiler; yerleşim birimlerini yıktılar.Bu olaylar da ayaklanma ve silahlı çatışma sınıfına girer. (1914’ten başlayarak Doğu Cephesinde Ermeniler’in Osmanlı orduları ile giriştikleri çatışmalar hakkında bir özeti ayrıca sunuyorum) Bu saldırıların karşılıklı öldürmelerin, tehcir kararının alınmasının en önemli nedenlerinden biri olduğunu unutmamak ve unutturmamak lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yahudi soykırımı ile paralellik arama çabası&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler ve destekçileri Yahudilere uygulanan soykırımı ile kendilerinin maruz kaldığını ileri sürdükleri eylemler arasında paralellik kurma peşindedirler. Oysa, Hitler Almanya’sında Yahudilere uygulanan soykırımı ile bu olaylar arasında benzerlik ilişkisi kurulamaz; zira Hitler Almanya’sında veya başka Avrupa ülkelerinde yaşayan Yahudiler ülkelerine karşı ayaklanmadılar, savaşmadılar ve savaşan taraf statüsünü talep etmediler. Buna karşılık Osmanlı Ermenileri’nin bir bölümü devletlerine isyan ettiler, savaştılar ve kayıplar verdiler. İsyana bağlı çatışmalar yanında, tehcir sırasında haydutların saldırıları sonucunda ya da halkın kin, intikam veya başka nedenlerle birbirleriyle çatışmaları sonucunda öldürmüş bulundukları gerçeği de vardır. Bunlara ek olarak ,hastalık,yorgunluk vb gibi nedenler ile Ermeni olsun , olmasın Osmanlı vatandaşları arasında büyük kayıplar olmuştur. Ancak bu kayıplar iki taraflıdır. Sadece Ermeni kayıplarına hayıflanmak ve onların komşuları ve yurttaşları olan Müslümanlar’ın kayıplarını olmamış saymak, küçümsemek ya da tarihin o sayfasını okumamayı tercih etmek kabul edilecek bir davranış sayılmamalıdır. Kanımca Ermeni sorunu konusundaki uzlaşmazlığın kilit noktası buradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soykırımı sözcüğünün etik çerçevede ya da günlük hayatta kullanımı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Soykırımı terimi hukuki olmakla birlikte,günümüzde politikacılar, gazeteciler ve kimi entellektüeller bu terimi,katliam, toplu öldürme, etnik temizleme, isyanı bastırmada toplu cezalandırma veya insanlık suçu anlamında da kullanmaktadırlar. Öte yandan kültürel soykırımı gibi soykırım çeşitleri de üretilmektedir. Soykırımı sözcüğünün ,bu eylemleri tanımlamak için kullanılmağa devam edileceğini sanırım; bunun bizim için oluşturduğu güçlükleri, bunların etrafından dolaşarak aşmamız gerekmektedir. Filhakika, çok sayıda politikacı,gazeteci, yazar, düşünür, sanatçı konuşma veya yazılarında soykırımının hukuki yanını bir kenara bırakarak -herkes hukukçu değil- , bu terimin felsefi , ahlaki veya halk arasında çokça kullanılan toplu öldürme yanını öne çıkarmaktadırlar. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinde yaşayan Ermeniler’e karşı soykırımı yapıldığı savı, formel olarak 1948 Jenosit Sözleşmesi çerçevesinde değil de bu bağlamda dile getirilmektedir. Soykırımı sözcüğü, o dönemdeki olayları, kırım, insanlık trajedisi, trajik olay veya katliamla eşanlamlı ya da yakın anlamlı olarak kulanılmaktadır. Ancak, -bize destek olduklarını düşündüklerimiz dahil- büyük çoğunluğun, bir insanlık trajedisi yaşandığına ve bundan Ermeniler’in büyük zarar gördüklerine inandıkları gerçeği yadsınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun nedenlerinin akılcı bir analizini yapmakta yarar vardır.[ 2 ] Bu analiz sonunda karşımıza her biri geçerli olabilecek çeşitli nedenler çıkacaktır. Bunlarla ilgili olarak tek düze düşünce ve tepki oluşturmak yerine, her duruma uygun farklı tavırlar takınmanın ve stratejiler oluşturmanın yararlı olacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, farklı veya nüanslı düşünceye sahip bulunanların görüşlerindeki çeşitlililiğe karşı tahammülsüz davrananlarımız –çoğunluktadır dememek için- vardır; bu konudaki olumsuz ve kimi kez şiddet öğesi içeren tepkilerimizin de zamanla değişmesinde yarar bulunuyor; tepkiler duygusal değil akılcı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soykırımı teriminin siyasal amaçla kullanımı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ülkelerin Parlamentoları ile Avrupa Parlamentosu, Ermeniler’e soykırımı uyguladığını belirten kararlar almışlardır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi de kimi üyelerinin önerisi ile o yönde bir açıklama yayımlamıştır.[ 3 ] Konu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun Alt Komitesinde ele alınmış ancak Komisyon kendisine Ermeni soykırımı konusunda sunulan bir raporu kabul eylememiş, not etmekle yetinmiştir. Önümüzdeki dönemde şimdiye kadar soykırımının tanınması konusunda karar almamış başka ülkeler parlamentolarının da bu konuda benzer siyasal kararlar almaları beklenmektedir. Bu siyasal kararların ardında, çok farklı amaçlar bulunduğu kuşkusuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, soykırımının suçunun varlığını ya da yokluğunu parlamentolar ya da tarihçiler saptayamaz; soykırımı suçunun işlendiğini tesbit edecek makam yargıdır; hangi mahkemenin yetkili olduğu hususu da Sözleşmede belirtilmiştir. Bu nedenle derneklerin ya da parlamentoların alacakları soykırımı kararlarının hiç bir hukuki sonucunun bulunmaması lazımdır. Yahudilere uygulanan soykırımı konusunda çeşitli ülke parlamentolarının kararlar aldıkları ve o suçun inkarını cezalandıralacak eylem saydıkları bir gerçek ise de, o Parlamentolar, varlığı bir yargı organı (Nürnberg Mahkemesi) tarafından karara bağlanmış soykırımı suçuna dayanarak mezkur kararları almış ve yasaları çıkarmışlardır. Bu nedenle yetkili yargı tarafından varlığı karara bağlanmamış bir jenosit suçu olmadan, siyasi organların veya derneklerin aldıkları kararları yok saymak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip kararların siyasal veya etik ağırlığı olup olmadığı sorulacak olursa, bunların uluslararası camiada etkili olduğu tecrübe ile sabittir.Bu yönde alınan bir karar suçlanan ülke halkını da olumsuz yönde etkiler; hatta kışkırtarak tepki vermeye zorlar. Ancak, tarihte karşılıklı katliam yapıldığı belli iken, bunun tek taraflı kırıma dönüştürülerek soykırımı yapıldığı savının dışardan yapılacak baskı ile ataları suçlanan halka kabul ettirilmesi de olası değildir. Gene de böyle bir kararın varlığı, tarihi suçlanan ülkenin insanını bazı sorular sormağa ve gerçekleri aramaya sevkedebilir; bu da soykırımı kararını alanlar açısından varılmak istenilen amaçlardan biri olabilir. Ne var ki bu kararların alınmasında uygulanan yöntem son derecede haksız ve dengesiz olunca,karar “sorgulamayı teşvik amacına” da ulaşamaz. Bu çerçevede, Ermeniler konusunda alınan kararlarda, gerek ilgili ülke Parlamentoları, gerek Avrupa Parlamentosu, gerek bunların tayin edip rapor yazdırdıkları militan raportörler Türkiye’nin Ermeni tehciri ya ülke insanlarının birbirlerini hangi şartlar altında kırdıkları konusundaki görüşünü almamışlar, gerekçelerini dinlememişlerdir. Böylece Türkiye’ye ortaçağ usulü yargısız infaz yöntemi uygulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Parlamentolar aldıkları kararları değiştirirler mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Alınan karar veya çıkarılan kanun, çoğunluğu esir alan bir militan azınlığın iradesinin ürünü olsa bile, Parlamentoların aldıkları kararların değiştirilmesine fazla ümit bağlamanın yanlış olacağı kanısındayım. Bu konuda hükümetten hükümete yapılan baskılar geçici başarılar sağlamakta ise de bu çeşit tazyikler altında kalanların – uzun vadede- hakkımızdaki tutumlarını olumlu yönde değiştirmelerini beklememek gerekir. Bizim yapmamız gereken iletişim kanallarını bıkmadan, usanmadan sürekli açık tutmak, kanıtlarımızı sunmak ve görüşümüzü anlatma olanaklarını yaratmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Karara bağlanmış soykırımının reddi suçu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yetkili yargı organı tarafından karara bağlanmış bir soykırımı suçu var ise, o soykırımının vuku bulmadığının ileri sürülmesi bazı ülkelerde –örneğin Fransa’da- yasa ile suç sayılmıştır. Ermeni soykırımının reddinin bir suç olduğunu belirten yasa olmamakla birlikte, 1993 yılında bir Fransız mahkemesinin ünlü yazar Bernard Lewis’i ve onunla yapılan söyleşiyi yayımlayan Le Monde gazetesini mahkum ettiğini hatırlamak lazımdır. Oysa, o söyleşide Bernard Lewis, Ermeni kayıpları konusundaki Ermeni yaklaşımının Türkler tarafından paylaşılmadığını ifade etmiş ve tarihçi olarak görüşünü son derecede dikkatli bir biçimde dile getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Fransa Parlamentosunun aldığı kararın yaptırımı bulunmadığı, bu nedenle rahatsızlık duymamamız gerektiği, anılan Parlamentonun bazı üyeleri veya Hükumet tarafından söylenmekle birlikte, bir Fransız Mahkemesinin Bernard Lewis davasında aldığı karara benzer bir mahkumiyet kararı alması olasılığı yüksektir, hatta artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sorunu tarihçilere havale etmek bir çözüm müdür?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Tarih yazımının sübjektifliği&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kanımca tarih yazımı sübjektiftir. Hele tarihteki olayları, nedenleri ile birlikte ele alıp incelediğimizde, varacağımız sonuçlar bakış açımıza bağlı olarak,ayrıca incelemenin yapıldığı zamana ve inceleme döneminde geçerli olan hukuk veya etik normlara göre farklı olacaktır.&lt;br /&gt;Ermeni olayları konusunda, her iki tarafın tarihçileri ile tarafsız denebilecek tarihçiler bu konuda yıllardır çalışıyorlar; kanımca söylenebilecek olanlar söylenmiş, yazılmıştır. Öte yandan, kimi tarihçiler, özellikle Ermeni tarihçileri tarihin bazı sayfalarını okumamakta, yok saymaktadırlar. Bu durumda,sorunu şimdi yeniden inceleyecek olan tarihçiler, “bugüne kadar ortaya çıkarılan vesikalardan farklı olarak ne bulacaklar ?” sorusunu sormak gerekir. Bundan sonra ortaya çıkarılacak olan “belgeler” karşı taraf için inandırıcı olmaz; zira oluşmuş bulunan kanının, objektif denebilecek tarihçilerin ulaşacakları sonuçlar ile soykırımını kendi kimliklerinin ayrılmaz bir parçası haline getiren dogma sahiplerini ikna etmesi beklenmemelidir. Ermeniler “kendi gerçekleri konusunda” “bu gerçekleri” sorgulama sonucunu verebilecek olan araştırma veya inceleme yapılmasını istemiyorlar; bir dini inanış gibi “nihai gerçeği” ellerinde tuttukları kanısındadır; bizden beklediği tek şey “nihai ve mutlak gerçeği” kabul etmemizdir. Karşı görüş veya kanıtlar tartışılmadan reddedilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Show TV kanalındaki görüşmelere katılan Fransız politikacı Ermeni asıllı Patrik Deveciyan, tehcire tabi tutulanlara saldıranların cezalandırılmasını talep eden emirnameleri “kamuflaj” olarak nitelemedi mi? Ermeni Cumhurbaşkanı Paris’i 2001 Şubat ayında ziyaretinde “bu işin tarihçilere havalesine filan gereksinme kalmadığını” belirtmedi mi? Adam siyaset yoluyla sağladığı sonucu tehlikeye atar mı? Öte yandan, karşı taraf, kendi tezinin doğruluğunu isbat etmek için kendince önemli saydığı belgeleri veya gerekçeleri doğal olarak ön plana çıkaracaktır. Bunlara hazırlıklı olunması gerekir. Fransız politikacı Deveciyan bunun bir örneğini Show TV’de verdi. Örneğin, Takvim-i Vekayi’de (Resmi Gazete) yayımlanan İttihat Terakki davası dava zabıt ve kararlarını kanıt olarak gösterdi; kırım yapıldığını Osmanlı Mahkemesinin kabul ettiğini vurguladı. Anılan davalarda 1397 kişi mahkum edilmiş, bunlardan 600 küsuru idam olunmuştu. Bu belgeler Doçent Taner Akçam ve başkaları tarafından da kullanıldı. Fransa’da yılda bir kere Ermeniler tarafından yayımlanan l’Intranquille dergisi ilk sayısını Ittıhat Terakki davasına ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın eylemlerine mezkur davalarda yapılan açık atıflara ayırdı. Bu kişiler ile onlara inananları -hatta nisbeten tarafsız olanları-, olaylarda Ittihat ve Terakki Hükümetinin sorumluluğu bulunmadığına inandırmanın, Osmanlı Hükumetinin kullandığı bazı Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının suç oluşturabilecek kimi eylemlerini yok saymanın çok güç olduğunu hesaplamalı ve kendi ikna stratejimizi ona göre biçimlendirmeliyiz. Ama, o dönemdeki yargının tarafsız olmadığı ve mahkumiyet kararlarının halkın büyük tepkisi ile karşılaştığı yolundaki –doğru- gerekçeler, Osmanlı Mahkemesinin verdiği –de jure- mahkumiyet kararları gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Avrupa Parlamentosunun aldığı kararda bilinçli olarak yapılan usulsüzlük&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, üç yıl boyunca (1984-1987) izlediğim Avrupa Parlamentosunda Ermeni raporu konusunda yaptığım yüzlerce görüşme, siyasette insaf, adalet ya da haklılık kavramlarının bulunmayacağını kanımı pekiştirdi. Ermeniler tarafından yazılarak Avrupa Parlamenteri raportörün eline tutuşturulan raporun orada ele alınışında hukuk kuralları açıkça çiğnendi. Anılan rapor Parlamentonun Siyasal Komitesi tarafından Lahey’de yapılan toplantıda reddedilmesine ve İçtüzüğe göre Parlamento gündemine alınmasına olanak bulunmamasına rağmen gündemden düşürülmedi; bu konunun mücadelesini veren güçler, tüm kuralları çiğneyerek reddedilmiş raporu hiç bir şey olmamışçasına gündeme getirip Parlamenterlerin yaklaşık % 15’inin katıldığı bir oturumda kabul ettirdiler. Bu örnek te sorunun tamamen siyasal olduğu ve politikacıların “tarihi gerçekleri” ya da karşı tarafın görüşlerini dinlemek, öğrenmek ve bilmek istemediklerini kanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Arşivler açılsın söylemi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, halen Türkiye’de sürdürülmekte olan “arşivlerimiz kapalı” sızlanmasının, “arşivlerimiz açılsın” söyleminin bu davada bize çok büyük bir yarar sağlayacağına inanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen, Arşiv Genel Müdür Yardımcısının ifadesine göre “arşivlerimiz açıktır”; “bunların bir bölümü mikrofişler halinde ilgili ülkelerin kütüphanelerine de gönderilmiştir”; “başka Ermeni belgesi de kalmamıştır”. Buna mukabil, tanınmış tarihçilerimizden birinin ATV Televizyon kanalındaki açık oturumda ifade ettiği doğruysa, belgeler, Arşiv yetkililerince -Hükümetin talimatının gereği olarak- bir ön seçime tabi tutulmuş, bazı belgeler, (özellikle ölen Ermeniler ile ilgili belgeler ve tehcir uygulanması belgeleri) bir kenara kaldırılmış, diğerleri yayımlanmıştır. Arşiv yetkilileri bunun da doğru olmadığını ifade ediyorlar; ama tarihçimizin o sözleri nedeniyle, bundan böyle yerli veya yabancıları tüm belgelerin açıklandığı hususunda ikna etmemiz zordur .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ermeni kayıpları konusunda Tarih Kurumu Başkanının ifadeleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tehcir sırasında hayatlarını kaybedenlerin sayısı konusunda da çok farklı veriler öne sürülmektedir. Gazeteler, Çankaya Rotary Kulübünde bir konuşma yapan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun, tehcir sırasında 438.758 Ermeni’nin yer değiştirdiğini, bunlardan 382.148’nin istenilen nakil noktalarına ulaştırıldıklarını, geriye kalan 56.610 Ermeni’den 10.000’nin eşkıya tarafından katledildiğini, 30.000’nin dizanteri, tifo gibi hastalıklardan öldüğünü, geriye kalan 16.000 Ermeni’nin de yurt dışına çıktığını belirttiğini yazdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre, Ermeni kayıpları Sayın Büyükelçi Kamuran Gürün’ün kitabında ileri sürdüğü gibi 300-350.000 veya başka kaynakların tahmin ettiği gibi 600-800.000, hele Ermenilerin ileri sürdükleri 1.500.000 değildir; sadece 40.000 kadar Ermeni tahcirde hayatını kaybetmiştir; ya da kayıpları “vardıkları nakil noktalarında” aramak mı gerekiyor? Bu alanda da inandırıcı olabilmek için kullanılacak ikna yöntemini iyi düşünmemiz gereklidir. Gene de ben, bu iç karartıcı ölü sayısı tahminleri üzerinde sayısal tartışma yapmanın incitici olduğunu, konunun başka alana taşınmasında yarar bulunacağını, düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Osmanlı yönetiminin tehcir sırasındaki kayıp ve ölümler konusundaki sorumluluğu nedir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Önce başka örneklere bakalım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her ülkenin tarihinde siyah lekeler ve karanlık sayfalar vardır. Bunlardan bir bölümü hukuki bir terim olan soykırımına uyar, bir bölümü uymaz. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sonunda batı cephesinde Amerikalı ve Fransızlara esir düşen 7.611.794 Alman savaş esiri önce (PW) savaş esiri, sonra (DEF) Silahtan Arındırılmış Düşman Kuvveti statüsüne geçirilmiş ve bunlardan yaklaşık 2 ila 2,5 milyonu korkunç şartlar altında aç, susuz bırakılarak, -Kızıl Haç’ın ve kamplar civarındaki sivil halkın önerdiği yardımlar reddedilerek- ölmeleri sağlanmıştır.[ 4 ] Bu olaylara hukuken soykırım denemez; ahlaken bir kırımdan, ölüme terk etmekten, savaş hukukuna aykırı suçtan söz edilebilir belki. Aynı biçimde Fransa’nın Cezayir’deki öldürme eylemleri soykırımı değil, katliam çerçevesine girer; oradaki ayaklanma karşısında Fransa silahlı kuvvetleri bir katliam yapmışlardır. Balkanlardan sürülen, öldürülen, yok edilen Müslüman topluluklarının uğradıkları felaket ise soykırım tanımına daha yakındır. Ancak bütün bu hususları bugün tek tek gündeme getirmek, “geçmişte ben yaptım ise, sen de yaptın” mantığını yürütmek olur ; bunun da uzun vadede bir yarar sağlamayacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Osmanlı hükumet üyelerinin ve bazı yöneticilerin sorumluluğu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de belirttiğim gibi, Osmanlı yargısı tehcir sırasında Ermenilerin maruz kaldıkları kötü muameleler konusunda kimi yöneticilerin ve memurların sorumluluğunu kabul edip, bunları yargılamış ve cezalandırmıştır. Bu cezalandırmalar ve idamlar zamanında halk tarafından benimsenmemiş , haksız bulunmuştu; bugün de Ittıhat ve Terakki davasının politik bir dava olduğunu Türkiye’de ileri sürenler çoğunluktadır. Bununla birlikte formel hukuk açısından bu davaları olmamış, mahkumiyet kararlarını verilmemiş addedilebilir mi? Osmanlı görevlilerinin bir bölümünün kimi ölümlerden veya kötü muameleden sorumlu bulunmadıkları, bu kararların işgal kuvvetlerinin süngüsü altında alındığı ileri sürülebilir belki; ancak ikna edici olabilir mi?&lt;br /&gt;Malta’ya sürülenlerin suçluluğunun kanıtlanamaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, özellikle Ermenilere karşı yapılan kırım iddiaları nedeniyle, savaş suçlarının cezalandırılması için çok sayıda Osmanlı yöneticisi işgal kuvvetleri tarafından yakalanıp Malta’ya sürgün edilmiş, bu kimseler aleyhine ne işgal altındaki Osmanlı başkentinde ne İngiltere’de ne de Amerika’da kanıt bulunamamış ve bu kişiler serbest bırakılmıştı. Kanıtlanmış bir sorumluluk bulunsaydı bu insanlar mahkum edilmeden salıverilirler miydi ? Mümkün değil… Görüldüğü gibi ortada son derecede çelişkili bir durum vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Ö N E R İ L E R&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;* Hukuki alanda&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki anlatımdan da anlaşılacağı gibi, Türk tarafının sorunun hukuki yanlarına ağırlık veren bir stratejiye öncelik vermesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle 1948 Sözleşmesinin, soykırımı suçunun varlığınının tesbiti ile bunun cezalandırılması yetkisini yargıya havale ettiğinin altını çizmek istiyorum. Parlamentolar veya başka gruplar bu alanda yetkili olamazlar. Yetkileri olmadan bir karar almışlar ise bu bizim açımızdan geçersizdir; yok sayılmalıdır. Buradan hareketle, Soykırımı Sözleşmesinin sağladığı Lahey Adalet Divanına başvurma olasılığını incelememiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa Parlamentosu, Fransa-Ermeni Dosluk Grubu Başkanı olan şahsın yazdığı –ve içeriği incelendiği zaman Türkiye Cumhuriyetini de töhmet alında bırakan- bir rapor sonucunda Ermenilere soykırımı yapıldığını belirten bir kanun çıkarmış ve Fransa Hükumeti de bu kanunu onaylayarak yayımlamıştır. Bu şekilde davranan Fransa Hükumeti 1948 Soykırımı Sözleşmesine aykırı hareket etmiştir. Bu aykırılık Fransa Hükumetini sorumlu kılmakta olup, talebimiz bu aykırılığın tesbiti olunmalıdır. Bu amaçla önce Fransa Hükumeti nezdinde girişimde bulunularak bir Sözleşmenin uygulanması ve yorumu konusunda bir ihtilaf bulunduğunun ortaya çıkarılması, daha sonra da Sözleşmenin 9.ncu maddesine göre Lahey Adalet Divanına -gerekirse tek taraflı olarak- başvurulması olasılığı bir seçenek olarak düşünülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;* Türkiyenin soykırımını neden tanımadığının gerekçelerinin anlatılması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Her olanaktan yararlanılarak Türkiye’nin soykırımı suçu işlendiği savını niçin kabul etmediği, 1915 olaylarını nasıl değerlendirdiği, Türk siyasetçilerinin, bilim adamlarının, karşı tarafın savları karşısında ne düşündükleri, yurt dışında ve Türkiye’de yabancıların katılımı ile yapılacak kollok, panel veya sempozyumlarda anlatılmalı; davet edilecek gazetecilere tezimiz açıklanmalıdır. Bu tartışmalara sadece Türkiye’yi destekleyen yabancılar değil, tarafsız olanlar ve değerlendirmemelerimizi paylaşmayanlar da davet edilmelidir. Bu anlatım ve görüş değiş tokuşu bilinçli biçimde, soğukkanlılıkla yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, uzlaşmazlıkların çözümü konusunda bilinen yöntemlere de başvurularak Türkiye’nin kendisine zarar vermeğe başlayan ve enerjisini yitirdiği bu sorundan onurlu bir biçimde nasıl çıkacağı incelenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;* Tarihi araştırmalar ve tanıtım alanında&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tarihin sübjektifliği konusundaki görüşlerimi yukarıda belirttim. Türkiye, tarihin Türk görüşlerini destekleyen sayfalarını ve bilgilerin özetini, belgeleri ilgili politikacılara sunmalıdır. (Örneğin Ermeniler’in Sevres Konferansına Savaşan Taraf olarak kabul edilme başvuruları)&lt;br /&gt;Ermeni tarihçilerinin ve onları destekleyenlerin savları tek tek incelenmeli ve gerçeğe uygun olmayan hususlar ortaya çıkarılmalıdır. Bu konuda Dışişleri Bakanlığı tarafından yaptırılmış pek çok çalışma vardı; şimdi mevcudu tükenmiş olan bu yayınlar gözden geçirilerek yeniden yayımlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kamuoyu da Ermeni tehciri ve o dönemdeki gelişmeler konusunda sağlıklı ve delillere dayanan açıklama beklemektedir. Türkiye’de farklı veya nüanslı görüş sahibi olanların söyledikleri ve yazdıkları konusunda daha hoşgörülü davranılması, bunların söylediklerinin incelenmesi, varsa hata ve eksikliklerin ortaya çıkarılması, karşı görüşlerin oluşturulması, kısaca sağlıklı bir tartışma ortamının yaratılması gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde yaşanan trajik olaylar geniş toplum kesimlerini etkilemiştir. Bu olaylarda zarar görenlerin, hayatlarını kaybedenlerin soylarının belleklerinin silinmesi veya oradaki verilerin, sevinç ve üzüntülerin yok sayılması beklenemez. Bu duyguların da anlayışla karşılanması, yaraların tahriş olunması değil, sarılması için gereken psikolojik adımlar atılmasında büyük yarar vardır. Ancak, belleğe saygı duyulması bağlamında, sadece tehcire bağlı trajik olaylarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin çocuk veya torunlarının değil, Iğdır’da, Maraş’da, Van’da ve ülkenin başka yerlerinde öldürülen Müslüman Türklerin soylarının da acı hatıralarının da belleklere kayıtlı bulunduğu gerçeği yerli-yabancı herkese anlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;* Siyasal ve diplomatik alanda&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ermeni tarafı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ermeni tarafı ve onları destekleyenler, Türkiye’nin tek taraflı özür dilemesini istemektedirler. Bu istekleri bireysel tazminat talepleri izleyecektir. 1914-1915 ve onu izleyen yıllarda ölenler ve eziyet çekenler konusunda tek taraflı, özür dilenmesi beklenmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni yöneticileri “artık toprak talebimiz yok” demekle birlikte, Ermenistan’ın, Türkiye topraklarının bir bölümünü Anayasasının temelini oluşturan bildirgede Batı Ermenistan olarak adlandırdığı da bir gerçektir. Bu durumu yayılmacılıktan ve uzun vadeli toprak talebi amacı taşımaktan başka bir şekilde yorumlamak mümkün değildir; kaldı ki o ülke Azerbaycan topraklarının bir bölümünü de halen işgal etmekte ve “Megalo İdea’sına” Batı Ermenistan diye adlandırdığı Türkiye topraklarını da eklemektedir. Bu konuda ne yapılması gerekeceği konusunda çeşitli fikirler bulunmakla birlikte, Ermeni vatandaşları ile Ermenistan Hükumetini aynı kefeye koyulmamasından ve Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşlarını toptan cezalandırmayı öngörmeyen muamele yapılmasından yanayım. Ermeni Hükumeti ile ilişkilerimizde ise, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü ve Avrupa Konseyi çerçevesinde yapılacak ciddi girişimlerle saldırganlığı güç durumda bırakacak önlemlere öncelik vermeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Fransa ve başka ülkeler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Soykırımı ile ilgili bir yasayı Parlamentonun yaklaşık onda birinin katılımı ile onaylayan Fransa ile ilişkilere gelince, bu alanda da akılcı hareket edilmesinde yarar vardır. Fransa’nın Ermeniler’i ve onların savlarını destekleme hususundaki tutumu yeni değildir. Bundan önceki Cumhurbaşkanı Mitterand da Vienne kentinde yaptığı bir konuşmada “Ermeni soykırımı” savını tanımıştı.Bilindiği gibi Fransız Parlamentosunun kabul ettiği yasa da 1989 yılına uzanmaktadır; karar şimdi yinelenmiştir.[ 5 ] Fransa Parlamentosunun kabul ettiği yasaya temel olan raporu da Fransa – Ermenistan dostluk grubunun Başkanı François Rochebloine yazmıştır; bu şahıs 3 Aralık 1993 tarihinde de tarihçi Bernard Lewis’i kınayan bir bildiri yayımlamıştı. Anılan siyasetçi, hem karşı tarafın avukatı, hem savcı hem de yargıç rolünü oynamıştır. Fransa Parlamentosunun bu kanunu bir yandan – Fransa’nın tarihin her döneminde çok yakın ilişki içinde bulunduğu (Fransa‘da mezarlıklar Ermeniler’in Fransa için öldüklerini belirten anıt-mezarlarla doludur)- Ermenileri tatmin etmek ve yerel seçimlerde Ermenilerin oylarını kaybetmemek amacını gütmekte, öteyandan Türkiye’yi Avrupa içinde görmek istemeyenlerin ülkemizi Avrupa entegrasyonundan uzaklaştırmak için kullandıkları bir silah ve kışkırtma işlevini de üstenmektedir. Bu açık kışkırtmaya uyulmaması Türkiye’nin yararına olacaktır. Aksine, bu yasanın bir provokasyon olarak değerlendirildiği ve Türkiye’nin Avrupa entegrasyonu yolundan vazgeçmeyeceği açıklanmalıdır. Halen uygulanmak istenen ambargo ve ihalelerden dışlama şeklindeki önlemler Avrupa hukukuna büyük ölçüde karşıdır ve bu konuda muhatabımız olan Avrupa Komisyonunun karşı önlem almaya yönelmesi büyük olasılıktır. Bu alanda atılacak dikkatsiz ve hatalı adımlar sonuçta Türk iş adamlarına ve esasen krizde bulunan ekonomimize de büyük zararlar verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk halkı ve Türk Parlamentosu, anılan kanun konusundaki değerlendirmelerini ve duygularını dile getirmiş bulunmaktadır. Yasanın amacının ilişkileri zedeleme olduğu konusunda kuşku yoktur. Bu nedenle çıkarlarımız Türkiye’nin dostu olmayanların bu olumsuz amaca ulaşmalarını akılcı bir biçimde önlemekten geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa’yı başka ülkelerin izleyecekleri bellidir; ticari ambargo eylemleri planlanırken bu gerçek de gözönünde tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;EK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı Devleti'nin Doğu Cephesinde Ermenilerin yürüttükleri savaşlar [ 6 ]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki tarihi hatırlatma Ermeniler’in Osmanlı Devleti ile savaştıklarını, bu savaş sırasında kayıp verdiklerini, başka bir deyimle soykırımı suçu ile değil, savaş sırasında ölme ve öldürme ile karşılıklı katliam olgusu ile karşı karşıya bulunulduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinde ve dışında yaşayan Ermeniler’in kurdukları sosyalist eğilimli Ermeni Partileri, Ruslar’ın Doğu Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’daki yayılmacı eğilimlerinin aracı olmuştu. 1914 Temmuz ayında Ermeni ulusal hareketinin öncüsü olan Taşnak Partisi Erzurum’da 8.nci Kongresini topladı. Bu Kongrenin sonunda bazı İttihat ve Terakki mensupları Taşnaklar’a başvurarak Ruslar’a karşı birlikte savaşma önerisini götürdüler; karşılığında Erzurum, Van ve Bitlis’te Ermeniler’e özerklik vaad ettiler. Taşnak yöneticileri Osmanlı-Ermeni savaşında tarafsız kalacaklarını belirttiler. Buna eşzamanlı olarak Ermeni Patriği Eçmiazin Katolikos’u, Kafkasya Çar Vekili Vorontzov-Daşkov’a bir çağrı yaptı ve Ruslar’ı Ermeniler’i korumağa davet etti,Ermeniler’in oturdukları altı vilayet için özerklik istedi. Vorontzov Tiflis’te Ermeni Ulusal Komitesi üyeleri ile görüştü ve 6 Osmanlı Vilayetini almalarına yardım ettikleri takdirde, oralarda Ermeniler’e özerklik vermeği taahhüt etti. Bunun üzerine Ermeniler gönüllü birlikler kurma kararını aldılar ve tüm Ermeni topluluklarına telgraf göndererek örgütlenmelerini istediler. Ermeniler bunun üzerine örgütlenerek silahlandılar. Pek çok yerleşim biriminde silahlar kiliselerde depo edildi. Türk-Rus savaşının başladığı 1 Kasım 1914’e kadar Türkiye Ermenilerinden oluşan dört Ermeni gönüllü birliği kuruldu. Yaklaşık 1000’er kişiden oluşan bu birlikler öncü ve yol gösterici olarak savaşta önemli rol oynadılar.Rusya Ermenileri ise Rus ordusunda yer aldılar. Savaş başlamadan bir hafta önce 14 Ekim 1914 tarihinde komutanı Osmanlı Mebusan Meclisinin bir üyesi olan bir İkinci Ermeni Birliği Iğdır’dan Van’a doğru harekata başladı. Bu bölgede Hristiyan Osmanlılar’ın sayısı yüksekti,Van’da ve yöresinde Ermeniler, Urumiye civarında Asuriler,Hakkari’de Nasturiler oturuyorlardı. Anılan İkinci Ermeni Birliği 1 Kasım’da durdurulabildi. Ancak Rus birlikleri Ermeni öncülerden yararlanarak Osmanlı topraklarına girdiler. Türkler de gayrı nizami birlik olarak kullandıkları Kürt süvarilerini devreye soktular; ancak 13 000 kişilik bu süvari birliğinden 10 000 kadarı firar ettiler. Nizami kuvvetler içinde bulunan Ermeni ve Kürt piyadeleri de silahlariyle kaçtılar ve kendi köylerini korumağa gittiler. Ruslar İran topraklarından geçerek Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmak istediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarında Antranik adlı biri bulunan Ermeni gönüllülerini de yanlarına alan Ruslar, Van’a 70 kilometre uzakta bulunan Saray ilçesini işgal ettiler; Başkale 24 Kasım’da alındı. Buralarda oturan Ermeniler Müslümanlar’I öldürdüler, evlerini yağmaladılar. Osmanlı orduları karşı saldırıya geçip buraları geri aldı; bu kez öldürülme ve yağmalanma sırası Ermeniler’e gelmişti. Birinci Ermeni taburu Rus-İran sınıruında Culfa’ya çekildi. Sık sık cephe değiştiren Kürt aşiretinin reisi Simko Ağa bu kez Osmanlı tarafına geçti ve Urumiye ovasına saldırdı. Urumiye 2 Ocak’ta, Tebriz 14 Ocak’ta gayrı nizami Osmanlı birlikleri tarafından alındı ve yağmalandı.&lt;br /&gt;Öte yandan, Enver Paşa’nın hazırladığı büyük karşı saldırıya 120 000 asker katıldı ve bunlardan 70 000 kadarı Sarıkamış’ta donarak öldü.Ortaya çıkan kargaşa da taraflar birbirlerinin köylerini basıp yağmaladılar. Bitlis yöresinde Ermeniler Türk köylerini, Türkler Ermeni köyleri bastılar; Erciş yöresinde 2000 kadar Ermeni dağa çıktı. Ruslar Van-Urumiye bölgesini geri alınca Simko Ağa bu kez onların yanına geçti.Ruslar Büyük Zap Irmağı civarında yaşayan Nasturiler’in Piskoposu Mar Şimun ile temasa geçtiler. Osmanlı Ermenilerinin kurduğu 2, 3, 4, 5 sayılı birlikler, özel bir kuvvet halinde birleştirildi; bunların görevi Van’ı işgal etmekti. 20 Nisan’da Van’da Ermeni isyanı başlatıldı. Bu konudaki haberler İstanbul’a ulaşınca Ermeni tehciri ve mallarına el konulması kararı alındı… (S.Yerasimis’a göre tehcir sırasında yaklaşık 1,5 Ermeni’den 600000-800000 kadarı kötü muamele, açlık, hastalık ve öldürülmeler sonucunda ölmüştür.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van’daki gelişmeler karşısında 28 Nisan 1915’te Ermeni birlikleri Erivan’dan Van’a doğru hareket ettiler. Halil bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri ile Antranik komutasındaki Ermeni birlikleri Urumiye kuzeyinde Dilman’da karşı karşıya geldiler. Ancak Van isyanı nedeniyle Halil beye telgrafla Bitlis Musul yolunu korumak için çekilme emri verildi. Halil beyin kuvvetlerine Kürk aşiretleri de saldırdı. Bu arada Ermeni birlikleri 18 Mayıs’ta Van’a girdiler ve orada büyük katliam yaptılar. Ruslar oradan Başkale’ye yöneldiler. Nasturiler Ruslar’a iltihak ettiler; katılmak istemeyen Nasturiler ise katledildiler. Van’ın kaybı üzerine Kürtler Türkler’e katıldılar ve Ruslar Van’ı terkettiler. Burada bulunan 300000 Ermeni Kafkasya’ya kaçtılar ve Erivan yöresinde toplandılar. Nasturiler de Urumiye civarına göçtüler. Ruslar yeniden saldırıya geçtiler ve Van’ı Eylül 1915’te yeniden işgal eylediler. Ermeni kuvvetleri de yeniden o bölgede “etnik temizliğe” giriştiler. Bu kez Müslümanlardan kaçabilenler batıya yöneldiler. Muş ve Erzurum 16 Şubat 1916 tarihinde işgal olundu. Trabzon 18 Nisan günü kaybedildi. Rus kuvvetleri 25 Temmuz 1916’da Erzincan’a girdiler. Türk kuvvetleri 6 Ağustos’ta Muş’u geri aldılar ve Mezopotamya’ya gidiş yolunu kestiler. Bu savaşlar sırasında yörede oturan ahalinin % 75’ ı öldü veya oraları terk etti. Ermeniler bölge ahalisinin %30-40 ise geri kalanı Türk veya Kürt idi. Rus kuvvetleri Ermeniler tarafından talep olunan 6 vilayeti işgal etmişlerdi. Ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Gran-Dük Nikola’ya gönderdiği bir notta bu bölgede bir Özerk Ermeni Bölgesi kurulmasına karşı çıktı. Ona göre, savaştan önce o bölgedeki Ermeni toplumu toplam nüfusun yüzde yirmibeşini geçmiyordu ve son iki yıl içinde daha da azalmıştı; bu itibarla Rusya Müslüman halkı yanına alarak buraları elinde tutmalı, her azınlığa hak tanımalı, kuvvetlerinin üçte birini kaybeden Ermeni birlikleri ise dağıtılmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1916 yazında Osmanlı ve Rus orduları tamamen güçsüz kalmıştı. Mart 1917’de Rus İhtilali oldu. Komünistler Kafkasya’da peyderpey yönetimi ele geçirmeğe gayret ettiler. 1917 Komünist İhtilalinden sonra Rus otoritesi gücünü kaybedince Ermeni mülteciler, Ermeni milislerin himayesinde köylerine geri dönmeğe başladılar. Bu da yörede bulunan Kürtlerle aralarında çatışmalar çıkması sonucunu verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1917 yılı sonbahasında askeri durumdaki gelişmeler Ermeniler’i endişeye sevketmekteydi. Bunlar Antant Devletlerinin Kafkasya’daki temsilcileri ile işbirliğine yöneldiler ve Kafkaslar’da bir Hristiyan cephesi kurulmasına karar verdiler. Bu cepheye Pontuslu Rumlar, Gürcüler,Ermeniler ve Nasturiler dahil olacaktı. İngilizler Rus ordusunda bulunan 130 000 Ermeni askerinin Kafkas bölgesine gönderilmesini önerdi; ABD’ne göç etmiş bulunan Ermenilerin de bu güce katılmaları için girişimler oldu. Tiflis’teki İngiliz askeri misyonu başkanı Offley Shore Aralık 1917’de Ermeni komitacı Antranik ile temas kurarak 10.000 gayrı nizami askerin bir araya getirmesini, silah ve para alınca da bir ay içinde bu sayıyı iki misline çıkarmasını istedi; bu kuvvetlerin Van-Urumiye bölgesinde kullanılmaları ve Antranik, Nasturi papazı Mar Şimun ile Kürt ağası Simko arasında işbirliği yapılması öngörülüyordu.Simko Van’daki Amerikan Protestan Misyoneri Dr. Shed tarafından davet edilmiş ve işbirliği yapmağa razı olmuştu. 7 Aralık 1917 tarihinde İngiliz Bakanlar Kurulu Dışişleri Bakanı Balfour’un Ermenilere askeri haber alma teşkilatının bütçesinden para vermesini kararlaştırdı; 14 Aralık’ta Tahran’daki İngiliz Büyükelçisi Marling’e bu amaçla para yardımında bulunması talimatı verildi. İngilizler bu amaçla 20 milyon İngiliz Lirası tahsis eylediler. Fransızlar da boş durmadılar; 12 Aralık’ta Paris’te Albay Chardigny’nin emrine bu amaçla 20 milyon Frank tahsis etti.&lt;br /&gt;İngiliz Hükumeti adına Lord Milner ve Lord Cecil tarafından hazırlanıp Fransız Dışişleri Bakanı Clemenceau’a sunulan ve 22 Aralık 1917 günü kabul edilen bir Muhtıra’da şöyle denilmekteydi : “ Netice itibariyle, mümkün olduğu ölçüde, sadece Mezopotamya’daki kuvvetlerimiizin kanatlarınıu korumak için değil, aynı zamanda Ermeniler ve özerk ya da bağımsız bir Gürcistan İstanbul’dan Çin’ekadar uzanacak bir Turan hareketinin gelişmesini önlemek için hayatta kalan Ermeniler’i korumak zorundayız”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün imzalanan bir Fransız-İngiliz Anlaşması ile Ukrayna, Besarabya ve Kırım Fransız etki alanına, Kazak toprakları, Kafkasya ve Kürdistan İngiliz etki alanına bırakılıyordu. Urumiye civarında başlayan uygulama sonucunda silahlandırılan Nasturiler civardaki Müslüman köylere saldırdılar kentleri yağmaladılar ve katliam yaptılar.Kürtler ile Nasturiler birbirlerine girdiler. Bu dönemi izleyen bir yıl içinde bölge kargaşa içinde kavruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa hatırlatmaya burada son veriyorum. Bu tarihten sonra kurulan Ermeni milis gücü büyük katliamlar yapmıştır; bu da ayrı bir tarihi inceleme konusu olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;PT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;________________________________________&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;[ 1 ] Soykırımı Sözleşmesinin ana hatları :&lt;br /&gt;- Sözleşmenin Giriş bölümü jenosit suçunun tarihin tüm dönemlerinde işlendiğini vurgulamaktadır;&lt;br /&gt;- Soykırımı suçu savaş veya barış döneminde de işlenebilir;&lt;br /&gt;Md. 2- JENOSİT, BİR ULUSAL,ETNİK,IRKSAL VEYA DİNİ GRUBU TAMAMEN VEYA KISMEN ORTADAN KALDIRMAK AMACİYLE İŞLENMİŞ AŞAĞIDAKİ EYLEMLERDEN BİRİDİR.,&lt;br /&gt;A) Bir grubun üyelerini öldürmek,&lt;br /&gt;B) Grubun üyelerine cismani veya akli zarar vermek,&lt;br /&gt;C) Bir grubun üyelerini, bunların fiziki olarak tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına koymak,&lt;br /&gt;D) Grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeğe yönelik önlemler dayatmak,&lt;br /&gt;E) Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.&lt;br /&gt;Md.3 – Aşağıdaki eylemler cezalandırılır :&lt;br /&gt;- Soykırımı;&lt;br /&gt;- Soykırımı uygulamak için fesat karıştırmak (conspiracy)&lt;br /&gt;- Soykırımı uygulamaya doğrudan ve açık biçimde teşvik etmek;&lt;br /&gt;- Soykırımı girişimi&lt;br /&gt;- Soykırımı konusunda suç ortaklığı .&lt;br /&gt;Md.4 - Soykırımı ile cezalandırılanlar kamu görevlileri, özel şahıslar ya da anayasalaerı gereğince sorumlu olan yöneticilerdir. Yani soykırımını hükmi şahıslar değil hakiki şahıslar yapabilmekte ve bunlara ceza verilmektedir.&lt;br /&gt;Md.6- Yetkili mahkeme soykırımımım işlendiği ülkenin mahkemesidir; ayrıca Taraflar yargı yetkisini kabul ettikleri takdirde uluslararası ceza mahkemesi de yetkili olabilir.&lt;br /&gt;Md. 9- Devletin soykırımındaki sorumluluğu konusu da dahil olmak üzere Sözleşmenin yorumu, uygulanması ve hayata geçirilmesi konusunda Akit Taraflar arasında ihtilaf olursa, ihtilaf taraflarından biri konuyu Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.&lt;br /&gt;[ 2 ] a) İnsanlar, Ermenilerden ve onlar gibi düşünenlerden gelen -derlenmiş bilgi, söylenti, propaganda kümesini- almaya ve onaylamaya hazır oldukları için; veya inandırıcı buldukları için; veya gelen bilgiler tarihten süzülerek kendilerinde oluşmuş bulunan Türk imgesine uyduğu için; hatta günümüzdeki gelişmeler oluşmuş bulunan bu imgeyi doğruladığı için ;&lt;br /&gt;b) kendilerine tarafımızdan inandırıcı karşı bilgi ulaştırılamadığı için;&lt;br /&gt;c) sunduğumuz bilgiler çağdaş iletişim tekniklerine uygun biçimde hazırlanmadığı ve iletilmediği için. (En zayıf noktamız buradadır; yüzlerce sayfa kitap yazıp muhataba iletmek yetmez; okunmasını sağlamak, özetlemek çağdaş iletişim teknikleri kullanmak, sosyal psikoloji bilmek lazım);&lt;br /&gt;d) Tarihten veya kültürel birikimlerinden gelen öndeğerlendirmeler veya önyargılarla “doldurulmuş” bulundukları ve kanı değişimine direnç gösterdikleri için;&lt;br /&gt;e) iletişimde ikna sürecinin nasıl işlediğini bilmediğimiz ve herkesin gönderdiğimiz bilgilerle yetinmesi ve bunlara inanması gerektiğini sandığımız için v.b.&lt;br /&gt;[ 3 ] (ABD Senatosunun 11.5.1920 kararı; ABD Temsilciler Meclisinin 8.4.1975 tarihli, 24 Nisan’ı İnsanın İnsana Zulmetmesini anma günü ilan eden kararı; ABD Temsilciler Meclisinin 10.9.1984 tarihli aynı mahiyetteki kararı; Çeşitli ABD Eyaleylerinde bu konuda alınmış kararlar;&lt;br /&gt;Arjantin Parlamentosunun 1985’te Hükumeti Birleşmiş Milletler Kuruluşlarında Ermeni savlarını desteklemeye davet eden kararı; Arjantin Senatosunun 1993’te aldığı soykırımını insanlık suçu ilan eden kararı; Arjantin Kongresi’nin 21.9.1995 tarihli, 24 Nisan’I insanın insana karşı ayrımcılığı ile mücadele ve kınanması günü ilan ettiğine dair yasa – Cumhurbaşkanı Demirel’in girilşimi sonucunda bu tarih 10 Aralık olarak değiştirildi ve Ermeniler’e yapılan referans metinden çıkarıldı-.; Arjantin Senatosunun 22.4.1998 tarihinde kabul ettiği deklarasyon;&lt;br /&gt;Uruguay Parlamentosunun 20.4.1965’te kabul ettiği ve 24 Nisan’I Ermeni Şehitlerini Anma Günü olarak kabul eden kararı;&lt;br /&gt;Rusya Dumanın 14.4.1995 tarihinde kabul ettiği bildiri;&lt;br /&gt;Kanada Parlamentosunun 23 Nisan 1996 tarihli kararı;&lt;br /&gt;Yunanistan Parlamentosunun 25.4.1996 tarihli 24 Nisan’ı Ermeni soykırımını anma günü olarak kabul eden kanunu ;&lt;br /&gt;Lübnan Parlamentosunun 3 .4.1997 tarihli kararı ve 11.5.2000 tarihli tavsiye kararı&lt;br /&gt;Belçika Senatosunun 26.3.1998’te kabul ettiği 1915 yılında Türkiye’deki Ermenile’e yapılan soykırımı başlıklı karar;&lt;br /&gt;Fransa Parlamentosunda 1989 yılında alınan karar, Senato kararı ve nihayet Parlamentonun 2001 de aldığı Fransa Ermeni soykırımını tanır kararı.Daha önce de Cumhurbaşkanı Mitterand’ın Vienne kentinde Ermeni soykırımını tanıdığı yolundaki beyanı;&lt;br /&gt;İtalya Parlamentosu tarafından 17.11.2000 tarihinde kabul edilen karar;&lt;br /&gt;Kıbrıs Rum Yönetimi Parlamentosunda 29.4.1982 tarihinde alınan karar;&lt;br /&gt;Avrupa Parlamentosunun 18.4.1987 tarihinde aldığı Ermeni Sorununa Siyasal Çözüm başlıklı karar; 2000 yılında Türkiye için hazırlanan raporla ilgili karara sonradan eklenen Ermeni soykırımı referansı;&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinin 51 parlamenterin imzasiyle 24 .4.1998’de yayımladığı 1915 Ermeni Soykırımının Anılması açıklaması;&lt;br /&gt;[ 4 ] James BACQUE Other Losses, 1989 Stoddart Publishing Co. Limited,Toronto Canada. Bu kitabınm Fransızca’ya çeviriisi 1990 ‘da Fransa’da Sand Yayınevi tarafından, Mort Pour Raisons Divers başlığı altında yayımlandı ; kısa zamanda gizli eller tarafından piyasadan toplandı; zira bu kitapta Fransa’nın da Amerika gibi büyük sorumluluğu bulunduğu kanıtlanıyordu.&lt;br /&gt;[ 5 ] Fransız Meclisinin kararı bana 1987 yılında Avrupa Parlamentosunda alınan Soykırımı Kararını anımsattı. Orada da Fransız Parlamenterler öne çıkmışlardı; raporu Ermeniler yazmış, bir Flaman milliyetçisi parlamenter raportörlüğü göstermelik olarak üstenmişti; yukarda da sunduğum gibi aleyhimizdeki rapor Avrupa Parlamentosunun Siyasi Komisyonunda reddedildiği halde Genel Kurul gündemine - hiç bir şey olmamış gibi- indirilmişti.Avrupa Parlamentosu, Fransız ve Yunan Parlamenterlerin de katılımı ile üye sayısının yaklaşık yüzde onbeşinin bilfiil katılımı ile karar almışlardı. Diğer parlamenterlerin bir bölümü açıkça tehdit edilmişler, bu konuyu bir Fransız meselesi olarak gördüklerini söyleyen, konuya önemi vermeyen parlamenterler ise Genel Kurula gelmeyerek alanı Türkiye aleyhtarlarına bırakmışlardı. (Bizden birileri ise, Dışişleri Bakanlığına bildirdiğimiz, lehimize oy vermesi beklenenlerin adlarını oylama günü – Avrupada’da yayımlanan- bir Türk gazetesine sızdırdı, yayımlattırdı; bu da raporu reddedecek olanların oylamaya gelmemeleri sonucunu doğurdu… Anlaşılan Harakiri Japonlara mahsus bir eylem değil!!!)&lt;br /&gt;[ 6 ] Bu bilgilerin büyük çoğunluğunu Stephane Yerasimos’un Questions d’Orient, Frontieres et Minorités des Balkans au Caucase (1993 Paris, Herodote Yayınları) kitabından aldım. Onun kaynaklarından bazı seçmeleri aşağıda gösteriyorum:&lt;br /&gt;Ermeni kaynaklarından alınanlar:&lt;br /&gt;G. Pastırmacıyan:Why Armenia Should Be Free? Armenia’s Role in the Present War, Boston, 1918; Richard G. Hovanissian: Armenia on the Road to Independence 1918, Los Angeles;&lt;br /&gt;Gr.Çalkuşyan: Le livre Rouge, 1919, Paris&lt;br /&gt;Diğer kaynaklar:&lt;br /&gt;Philips M. Price: War and Revolution in Asiatic Russia, 1918, London;&lt;br /&gt;C Korganoff: La participation des Arméniens a la Guerre mondiale sur le front de Caucase 1914-1918, 1927, Paris;&lt;br /&gt;W.E.D.Allen,Paul Muratoff:Caucasian Battelefields, a History of the Wars of the Turco-Caucasian Border, 1928-1921, 1953 Cambridge &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://www.foreignpolicy.org.tr/turkish/dosyalar/ptacar_010201_p.htm"&gt;KAYNAK&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-5544516502627261415?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/5544516502627261415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=5544516502627261415&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/5544516502627261415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/5544516502627261415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/02/soykrm-iddialar-konusunda-farkl.html' title='Soykırımı İddiaları Konusunda [Farklı Açı!]'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-8075609823806152094</id><published>2007-02-10T01:06:00.000+02:00</published><updated>2007-02-09T23:41:21.586+02:00</updated><title type='text'>Ermeni Sorunu [1]:Tehcir.</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1915 olaylarının yoğun olarak tartışıldığı bu dönemde diaspora Ermenileri, Ermenistan’da yaşayanlar ve Batı dünyası ile Türkiye yine karşı karşıya geldi. 90 yıl önce yaşananlar, bugün sıcak bir gündem maddesi olarak karşımızda.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hazırlayan&lt;/span&gt;: &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Cem Fakir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff9900;"&gt;NTV&lt;/span&gt;-&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;MSNBC&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;- Tehcir kararı, Ermenilerce farklı, Türkiye tarafından farklı tanımlanıyor. Her iki tarafta acılara neden olan olaylar, bugün Türkiye’nin karşısına konulan siyasi bir gündem maddesi halinde yeniden tartışılıyor. NTV, 24 Nisan tarihi etrafında kopartılan fırtınalar ve oluşan toz-duman arasından gerçekleri ayıklayabilmek ve tarafların görüşlerine serin kanlı biçimde kulak verebilmek için özel bir dosya hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ERMENİ SORUNU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1915 yılı Osmanlı İmparatorluğu için bir faciayla başladı. Son kırk yılını cephede geçiren ordu, nefes almaya fırsat bulamadan cihan harbinin ateşine düştü, ilk acı deneyimini de Sarıkamış’ta yaşadı. Binlerce asker donarak öldü, Çarlık Rusyası orduları tüm Doğu Anadolu’yu ele geçirmek fırsatını yakaladı. Rus ordusunda, Osmanlı vatandaşı Ermenilerin oluşturduğu taburlar vardı. Aslında Ermeniler’deki hareketlenme yeni değildi. 19. yüzyılın başlarından itibaren, artık her yönüyle dağılmaya başlamış devlete karşı örgütlenmişlerdi. Ülkeden tek tek kopan diğer etnik unsurlar gibi toprak davası güdüyor ve özellikle Doğu Anadolu’da, Türklere karşı ölümcül saldırılar düzenliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu tarihlerde artık terör başlıyor. Terör hareketleri 1895 Sason isyanı ile daha geniş bir hal alıyor. Ardından Anadolu’nun pek çok şehrinde kundaklamalar, insan öldürmeler oluyor. Ardından da Van’da, Elazığ’da, Adana’da, Zeytun’da isyanlar çıkıyor. Yine İstanbul’da Osmanlı Bankası’nın bombalanmasından Yıldız suikastına kadar, çeşitli suikastlar var.TEHCİRDEN ÖNCE Eski büyükelçi ve CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ da olayların 1915’ten çok öncelere dayandığı görüşünde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;CHP Milletvekili ve eski büyükelçi Şükrü Elekdağ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Osmanlı devletine büyük devletlerin müdahalesi için daima kullanılan, Osmanlı devletinin Hıristiyan tebaasının özgürlükleriydi. Bu işin uluslararası alana intikal etmesi bu şekilde olmuştur. Böyle bir yaklaşım içersinde Hınçak ve Taşnak gibi kurumlar ortaya çıkmış ve Anadolu’yu kana boyamışlardır. 1878’den 1. Dünya Savaşı’na kadar 40’tan fazla isyan olmuştur Anadolu’da. Bu isyanların temel amacı Hıristiyanların Türkler tarafından baskıya maruz kaldığı gerekçesiyle dış devletlerin müdahalesini sağlamaktır. Önemli olan şudur burada; Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ermeni partileri şöyle bir plan üzerinde anlaşmışlardı. O da Birinci Dünya Savaşı’nın bağımsızlığı elde etmek için bulunmaz bir fırsat teşkil edeceği idi.1915 olaylarına ilgi duyanlar yalnızca tarihçiler, diplomatlar değil. Bu soruna ilişkin derinlemesine araştırma yapan bağımsız araştırmacılar da var. Bunlardan birisi de Almanya’da yaşayan Derya Tulga da şunları söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Araştırmacı Derya Tulga&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Şimdi 1915 bir nokta değil. 1915, ta 1774’te başlıyor. Neden başlıyor? O tarihten itibaren insanlar başlıyorlar yerleştikleri toprakları terketmeye... Bütün o tarihlerdeki anlaşmalarda madde var; isteyen istediği yerde yaşar diye... Yani birarada yaşama gibi durum kalmamış. Fakat ondan sonra bu gönüllülük ortadan kalkıyor. Bu, Gladstone’un meşhur 1876’da ‘Türkler pılını pırtısını toplasın, defolsun’ hikayesi geliyor. İş ciddiye biniyor. 1915 yılında Türkiye’de bir nesilde üçüncü defa kovulmuş adam var. Ondan sonra Ermeniler tarafından bir de dördüncü defa gündeme gelince, bazı adamların sabrı patlamış.Resmi teze karşı yaptığı açıklamalarla çoğu zaman büyük tepki çeken tarihçi Halil Berktay ise, 1915 öncesi olayların tek taraflı resmedildiği görüşünde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tarihçi Halil Berktay&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermeni meselesinde resmi tarihçiliğin yazıp çizdiği, Türk Tarih Kurumu’nun, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, Ermeni Masası Başkanı Hikmet Özdemir’in ve diğerlerinin yazıp çizdiği herşey, aslında bu örtük kabullerden kaynaklanmaktadır. Yani ortaya Ermeni milliyetçi devrimci örgütleri çıktıysa; ‘bunun hiçbir mantıki açıklaması yoktur bu adamlar haindir’, ‘verdikleri mücadele başından itibaren bir ihanet mücadelesidir’, ‘bir dış ajanlık, Rus Çarlığı’ndan, Panslavizmden falan kaynaklanan’... -O boyutları hiç yoktur demiyorum ama- ona indirgenen ‘bir ihanet çıkışından başka birşey değildir’. Söylemek istediğim şey şu: Bu bütünsel tarih kurgusu Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dikensiz gül bahçesi gibi resmedilmesinden ve buna karşılık bütün isyan, başkaldırı, reform taleplerinin hepsinin ihanet girişimleri olarak resmedilmesi anından başlayarak toptan sakattır. Savaşla birlikte durum daha da kritikleşti. 1915’in ilk aylarında yaşananlar Türklerle Ermeniler arasında daha kötü olayların habercisiydi. Anadolu’nun dört bir yanında isyanlar çıkıyor, Ermeni örgütleri Türk ordusunun ikmal hatlarına yoğun saldırılar düzenliyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Yusuf Halaçoğlu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;: Gözünüzde Türkiye haritasını canlandırın. Çanakkale’de savaşıyor ordunun bir tanesi, ikincisi Kafkasya’da savaşıyor. Bir ordunuz da Suriye’de savaşıyor. Bir çizgi çekin bu savaş olan alanlara. Deniz yolları biliyorsunuz kapalı. Rus donanması Karadeniz’i tutmuş. İtilaf devletleri donanması da Akdeniz’i tutmuş, herhangi bir şekilde denizden ikmal şansınız yok. Şimdi bir çizgi çekin İstanbul’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, Suriye’den Çanakkale’ye. Bu üçgen içersinde kimler var; işte Ermeni nüfusu var. 24 Nisan öncesinde Patrik başta olmak üzere bütün ileri gelenler ikaz ediliyor. Bakın bu tür hareketler yaptığınız takdirde sert tedbirler uygulanacaktır diye. Bu da var elimizdeki belgelerde. Bu ikazda bulunulduğunu Amerikan belgelerinde de görüyoruz, Konsolosluk raporlarında... Ama olmadığı için 1800 Ermeni’nin tutuklandığını görüyoruz. Bakın yine 24 Nisan, sürgün kararının alındığı tarih değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TEHCİR NASIL BAŞLADI?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ülkeyi ve iktidarını tehlikede gören İttihat ve Terakki hükümeti, 24 Nisan’da değil belki, ama bir ay sonrasında harekete geçiyordu. Alınan bir karara göre, savaş alanlarındaki Ermeniler başka yörelere göç ettirilecekti. Yani tehcir.90 yıllık soykırım tartışması işte alınan bu karar ile başladı. Binlerce Ermeni yollara düştü. Bu uzun yolculuk sırasında bazısı saldırılar sonucu, bazısı açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti.Yusuf Halaçoğlu: Siz bir devletsiniz, ne yaparsınız? Telgraf telleriniz kesiliyor, ikmal yollarınız sabotaja uğruyor. Ve düşmanla işbirliği yapmışlar, Fransızlarla işbirliği yapmışlar. 1914-1918 arası Fransız belgelerine bakın. Fransa için ölen Ermenilerin listeleri var. Hatta Paris’te anıtları var ve orada isimler yazılı. Ermeniler o çizdiğimiz çizgi vardı ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, çektiğimiz çizginin dışında bir yere naklediliyor. Musul-Zor bölgesine nakletmiş. Osmanlı devleti diyor ki; nakil sırasında bunların bütün yiyecekleri karşılanacaktır. Gittikleri yerlerde nüfus kayıtları tutulacaktır. Siz yok etmek istediğiniz bir topluluğun nüfus kaydını tutar mısınız?Eleştiri oklarına hedef olan isimlerden biri tarihçi Taner Akçam ise 1915 olaylarını İttihat ve Terakki’nin Ermenileri imha etmesi olarak niteliyor;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Araştırmacı Taner Akçam&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1915’te Sarıkamış yenilgisinden sonra İttihat ve Terakki Partisi, Doğu Anadolu’yu kaybedeceği hükmüne vardı ve bu kaybetmede Ermenilerin önemli rol oynayacağına inandı. Büyük bir panikle Anadolu’daki bütün Ermenileri Suriye çöllerine sürerek imha etti. Özetle 1915’te ne olduğunu anlayabilmek için, tabii çok öncelere bakmak gerekiyor ama asıl önemli noktası İttihat ve Terakki Partisi’nin Ermeni vatandaşlarını Osmanlı Devleti’nin devamı için bir tehdit olarak görmesidir.Yıllardır Türk tezlerine olan yakınlığı ile bilinen Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy de, kayıpların karşılıklı olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tarihçi Justin McCarthy&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Evet, Türkler Ermenileri öldürmüştü, bu doğru ama Ermeniler de bir çok Türk’ü öldürmüştü. Bu bir katliam, etnik bir temizleme değildi, savaş koşullarında yaşanmış bir şeydi. Hükümetlerin yanı sıra halklar da savaşmıştı ve bu savaşta yüzbinlerce insan ölmüştü. Bu şekilde olayı anladım. Bu araştırmayı burada yaşadığım ya da Türkleri sevdiğim için yapmamıştım. Bulduğum gerçekler beni bu sonuca götürmüştü. Rakamlar vardı ve bunlar doğru söylüyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YAŞANANLAR NEYDİ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Tartışmaların asıl odaklandığı nokta ise, yaşananların nasıl tarif edileceği.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Derya Tulga&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Devletin maksadı neydi? Efendim, bizde şimdi anlatıyorlar çarpışmaydı falan, hayır devletin maksadı şuydu. Ermenileri yaşam sahalarından alıp, başka yaşam sahalarına götürmek ve orada bırakmak. Geri döneceklerdi diye kimse iddia etmesin, mümkün değil. Döndüler tabii sonradan o ayrı. Ama devletin esas maksadı, Ermenileri oraya yerleştirmekti, hayat sahalarını oraya kurmaktı. Hatta iddialar var, Ermeni milliyetçiliğini, Arap milliyetçiliğine denge unsuru olarak kullanmak diye... Ondan sonra şimdi millet zannediyor ki, o zamanki yol şartlarıyla, bugünkü yol şartları aynı. Maraş’la Antep arası dört günmüş, düşünebiliyor musunuz? Dört gün... Siz adamı alıyorsunuz ta Trabzon’dan Suriye’ye hatta Musul’a kadar yürütüyorsunuz. Pikniğe götürseniz çok ağır kayıplar verir. Yani ağır ihmal muhakkak ki var. Ancak bunun tartışması Ermenilerin dediği gibi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Halil Berktay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ben hakikaten en hafif deyimiyle muazzam bir etnik temizlik olduğu, devletin resmi kanallarıyla, devletin de demiyelim, o zamanki Osmanlı devletinin iktidar piramidinin tepesindeki ve savaş diktatörlüğü niteliği taşıyan Enver, Cemal, Talat üçlüsünün, özellikle de Dahiliye Nazırı olarak ve İttihatçıların ‘gizli dehası’ olarak Talat’ın resmi emirleriyle muazzam bir tehcir düzenlendiği ve bütün vilayetleri kapsayan tehcirin başlı başına etnik temizlik olduğu kanısındayım. Ama aynı zamanda en azından ilk tur katliam emirlerinin de doğrudan doğruya aynı İttihat önderliği tarafından İttihat Ve Terkakki’nin gizli örgütü olan Teşkilatı Mahsusa tarafından uygulandığı kanısındayım.Rus askeri tarihçisi Boris Mihayloviç ise Ermeni örgütlerin Rus kuvvetlerine yardım ettiklerini doğruluyor. Ancak Mihayloviç buna rağmen Osmanlı yönetiminin aldığı kararın katı olduğu görüşünde&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tarihçi Boris Mihayloviç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Alınan önlemlerin çok acımasız ve korkunç olduklarını inkar edemem. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu konuda yaptığı açıklamaya göre, Ermeniler özellikle Taşnaklar, Türk ordusuna karşı beşinci kol faaliyeti yürütüyordu. Ermeni organizasyonları Türk cephesinde isyan çıkardı ve doğal olarak Türklerin de bir şekilde buna karşı önlem alması gerekiyordu. Ancak bu alınan önlemler tüm beklentilerin çok daha üstünde ve katıydı. Konu Türklerin bu önlemleri almaması gerektiği değil, konu, alınan önlemlerin olaylarla orantısız olmasıydı.&lt;br /&gt;Ermeni çetelerinden ele geçirilen silahlar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TEHCİR’DE ÖLÜ SAYISI TARTIŞMALARI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İttihat ve Terakki’nin aldığı tehcir kararının, soykırım amacı taşıyıp taşımadığı tartışmaları, günümüzde bile üzerinde mutabakat olmayan birçok soruyu da bünyesinde barındırıyor. İttihat ve Terakki yönetiminin aldığı karar tüm Emenileri mi kapsıyordu? Osmanlı topraklarında ne kadar Ermeni yaşıyordu ve bunların ne kadarı tehcir edilmişti? Tehcir sonucu ne kadar Ermeni hayatını kaybetmişti? 90 yılın tartışması işte bu soruların etrafında şekilleniyor. 1915 olaylarında Türk olsun Ermeni olsun yitirilen canların pazarlığı yapılıyor, rakamlar adeta açık artırmaya çıkartılmışçısına değişiyor. Ermeniler yıllarca tehcirde hayatını kaybeden Ermeni sayısının en az 1.5 milyon olduğunu savunuyor. Buna karşılık Türk resmi kurumlarının verdiği sayı 300 bin civarında. Rakamların ardındaki tek değişmeyen gerçek ise 1915’in herkes için acı demek olduğu...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tehcir sırasında Ermeniler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Taner Akçam&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bunlar böyle maç gibi ‘sen onu dedin, ben bunu dedim’ diye halledilecek şeyler değil. Ben bu konuda Osmanlı resmi arşiv kayıtlarını kullanıyorum. Rakamlar üç aşağı beş yukarı olabilir, çünkü dönemin nüfus rakamları yok. Ermeni nüfusu Osmanlı’ya göre 1,3 milyon. Ermeni Kilisesi’ne göre ise 2,1 milyon Ermeni yaşıyor. Dolayısıyla, demek ki 1,7 milyon civarında Ermeni var. 1918 yılında, savaş sonrasında Osmanlı Dahiliye Nezareti bir komisyon kurdu. Bu komisyon 1919 Mayısı’nda sonuçlarını açıkladı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu komisyona göre Birinci Cihan Harbi’nde ölen Ermeni sayısı 800 bin. Müslüman kayıplarıyla Ermeni öldürmeleri ayrıdır, bu bir. İkincisi; peki Ermeni çetelerinin öldürdüğü hiç müslüman yok mu? Elbette var. Bunların üzerinde Türkiye’nin sakin sakin konuşması gerekiyor. 1918 sonrasında, Bolşevik devriminden sonra Erzincan, Erzurum, Kars bölgelerinde Ermenilerin intikam saldırıları olmuştur. Bu konuda maalesef ciddi bir sayı yoktur. Bunların da bilinip açığa çıkartılması gerekiyor. İnsan ölümü insan ölümüdür; etnik kimlik önemli değildir. Önemli olan kim kimi hangi nedenle öldürmüşse onu lanetleyecek ahlaka sahip olmamazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ermeni çeteleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Şükrü Elekdağ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermeni katliamından ölen Türk sayısının 517 bin olduğu söyleniyor. Tabii Ermeni rakamlarının ne olduğu konusunda ise değişik rakamlar var. Bunlar 300 bin rakamını ileri sürüyorlar, Tarihçi McCarthy 600 bin rakamını ileri sürüyor. Türk Tarih Kurumu’nun ileri sürdüğü rakamlar bunların daha altında.Yusuf Halaçoğlu: 6500 veya 8500 kişi bu şekilde fiilen katledilmiş bir rakam var. Belgelerde bu görülüyor. Şimdi söyleyeceğim şey şu; Kafkasya sınırına gidenler haricinde Osmanlı topraklarında ölenlerin sayısı toplasanız demin söyledim öldürülenlerle birlikte, 60 bin hadi 70 bin olsun, 30 bin de koysanız 100 bin yapar. Ama konsolos raporlarına göre Kafkasya’da asıl açlık ve hastalıktan ölümler meydana gelmiş. 30 bin kişinin bu bölgede 200 bin kişinin de Tiflis bölgesinde öldüğü belirtiliyor. Dolayısıyla yani 300 bin civarında hastalıktan ve açlıktan bir Ermeni ölümü olduğunu tahmin ediyorum. Halil Berktay: Önemli olan şudur; Türk resmi tezlerine göre bunlar tamamen kazara ölümlerdir. Yani işte salgın hastalıklardır, açlıktır, soğuktur ve sıcaktır veya önü alınamayan eşkıya saldırılarıdır. Devletin en iyi niyetlerine rağmen 300 bin insan bir yıl içinde kazara ölmüş olmaktadır. Bunun ötesinde Türk resmi söylemi yıllardır şunu yaptı ve yapmaya devam ediyor. O Ermeni milliyetçi-devrimci örgütlerinin Doğu Anadolu’da mücadelesi diye sözünü ettiğimiz olay, bunun Türk-Müslüman nüfus açısından yaptığı, yolaçtığı kayıpları, tahribatı münhasıran işlemeye devam ediyor ve rakamlar giderek tırmanıyor adeta bir açık artırmaya çıkmışız gibi. Ve Kamuran Gürün’ün yarı resmi kitabında 300 bin olarak verilen Ermeni kayıplarından çok daha fazla bir Türk-Müslüman nüfusu kayıplarını öne sürüp, adeta eşitlik sağlamış veye dengeyi kendi tezlerimiz lehine çevireceğiz gibi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#cc0000;"&gt;Derya Tulga&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;: Biz az bir rakam söylediğimiz zaman diyorlar ki ‘Yahu kardeşim sen az mı görüyorsun bunu?’. Hayır ben değil, sen az görüyorsun. Sen az görmesen artırmazsın. Ben bildiğim rakamı söylüyorum. Az veya çok demiyorum. Bir kişi bile ölse günahtır. Hatta bugün hukuksal açıdan soykırım, hiç adam öldürmeyin, yine soykırımdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ERMENİLERE YARDIM EDİLDİ Mİ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermeni tehciri ile ilgili tartışma noktalarından birisi de yardım konusu. Başını Taner Akçam’ın çektiği bazı uzmanlar, Ermenilere yardım edilmesine izin verilmediği ve bilinçli olarak aç bırakıldıkları görüşünde. Ancak Türk resmi makamları bu iddialara şiddetle karşı çıkıyor.Yusuf Halaçoğlu: Amerikan belgelerinde bile bu nakledilen insanlara yardım edildiğine dair bir sürü belge var. Hatta kendi yardım kuruluşlarının yardım ettiğine dair belgeler var. Peki bunları gösterirsem ne olacak? Yani fiilen beş yüz bin insanın, Suriye’de bulunduğunu ve bunların 486 binine yardım edildiğini Halep Konsolosu tarafından Morgenthau’ya gönderilmiş belge var. Near East Relief diye bir yardım kuruluşu var Amerika’nın. Bunlar yardım ediyor oradaki insanlara, her gün beşyüz altın lira yardım edildiğinden bahsediyor. Hastaneler kurulmuş burada, Kızılhaç mensupları bunların içerisinde yaşıyor.Araştırmacı Derya Tulga ise Taner Akçam’ın dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson’ın evraklarını ihmal ettiğini belirtiyor. Tulga, Dışişleri Bakanı Lansing tarafından Başkan Wilson’a yazılan 8 Mayıs 1918 tarihli yazıda misyonerler tarafından Ermenilere ayda 1-2 milyon dolar yardım sağlandığının belirtildiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Derya Tulga&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;: &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Şimdi Taner Akçam’ı okuyorsunuz diyor ki, ‘Hiç su olmayan yere gönderdiler’. Üç gün su içmezsen ölürsün, bu kadar basit bu iş. Götürülen yerler Fırat nehrinin kıyısıdır bir kere madde bir. İkincisi der ki ‘engel olunumuştur bunlara, yemek gıda verilmemiştir’. Halbuki biliyoruz ki, Amerikan belgelerinde var. Hatta Alman, İsviçreliler gittikleri günden beri bunları beslemek için şey yapmışlar. Ayrıca millet zannediyor ki, bu kampların etrafı filan kapalı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Halbuki buralar açık yerler, iki tane Türk jandarması var. Bütün öz yönetim Ermenilerde zaten. Bakın bu şeylerde tarım, ticaret yapılıyor. 1915 yılında müthiş bir çekirge istilası olmuş Filistin ve Suriye’de, açlığın sebeplerinden birincisi odur. İkincisi İngiliz ablukası. İngiltere kesinlikle engel oluyor Osmanlı topraklarına gıda ve ilaç girmesine. Osmanlı’da o zaman ne olduğu belli. Patatesi Marsilya’dan getiriyor. İlaç milaç hak getire zaten. Sadece Orta Avrupa’da -bakın Türkiye’de bilen yok bunu- abluka açlığından ölen insan bir milyonun üstünde. Bizim tarafta çok daha fazla.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Birinci Dünya Savaşı bu topraklardan çok şey götürdü. Binlerce Türk ve Ermeni hayatını kaybetti. Tehcirden sonra sağ kalan Ermeniler Avrupa ve Amerika’da yeni bir hayat kurma mücadelesine giriştiler. Savaştan yenik çıkan Osmanlı’da İstanbul’un işgalinden sonra kurulan mahkemelerde, tehcirin sorumlularından bazıları yargılandı ve cezalandırıldı. Kararı alan liderlerden Talat Paşa Berlin’de, Bahaettin Şakir Roma’da, Cemal Paşa da Tiflis’te intikam kurşunlarına kurban gitti.Bugünün dünyasında Türkiye’yi sorgusuz sualsiz suçlamanın ilk işareti, Talat Paşa’yı öldüren Ermeni katilin yargılanma sonucu suçsuz bulunması ile veriliyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;ERMENİ SORUNU[&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Devamı...&lt;/span&gt;]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;[Lütfen Linklere Tıklayınız]&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="ylnk" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/321162.asp" color="#000099" alink="#000099" vlink="#3366CC"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Dosya II / Belgeler &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="ylnk" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/321308.asp" color="#000099" alink="#000099" vlink="#3366CC"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Dosya III / Çözüm&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-8075609823806152094?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/8075609823806152094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=8075609823806152094&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8075609823806152094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8075609823806152094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/02/ermeni-sorunu-1tehcir.html' title='Ermeni Sorunu [1]:Tehcir.'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-8182876910554668678</id><published>2007-02-09T14:05:00.000+02:00</published><updated>2007-02-09T14:40:59.620+02:00</updated><title type='text'>1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hüseyin ÇELİKDoç.Dr. Milli Eğitim Bakanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tarih boyunca Romalılar,Persler ve Bizanslılarca bir yerden başka bir yere sürülen, savaşlara itilen ve kötü muamele gören Ermeniler, TürklerinAnadolu topraklarına girmelerinden sonra, Türk milletinin adaletli, hoşgörülü, paylaşımcı, birleştirici ve “yaratılanı yaratandan ötürü” kucaklayan insan sevgisi anlayışından yararlanmışlardır. Ermeniler Osmanlı Devleti’nin gayretli, çalışkan, dürüst ve başarılı her vatandaşına sağladığı fırsat ve imkânlardan, gayrimüslimler içinde en fazla yararlananlar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermeniler, askerlikten kısmen de vergiden muaf tutulurken, çiftçilikte, zanaatta, ticarette ve devlet yönetiminde yükselme fırsat ve imkânını elde etmişlerdir.Devlete bağlı, milletle anlaşmış ve kaynaşmış olduklarından dolayı Ermeniler “Millet-i Sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. Zimmî hukukun gereği olarak tüm gayrimüslimlere olduğu gibi Ermenilere de insanca muamele edilmiş, şefkatle davranılmıştır. Osmanlı tarihi Ermenilerden 22 bakan, 33 milletvekili, 29 paşa, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 üst kademe yöneticisi memur kaydetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ancak, Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde hemen her konuda başgösteren Avrupa Devletlerinin müdahaleleri sonucunda Türk-Ermeni ilişkileri de bozulmaya başlamıştır.Sömürgeci güçlerin özellikle din adamı kisvesinde Osmanlı Devleti’ne gönderdiği kışkırtıcıların etkinlikleriyle Ermeniler, sosyal, kültürel, ticarî, dinî ve siyasî açılardanTürk milletinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yaygınlık gösterenErmeni ayaklanmalarında binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını yitirmiştir.&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti isyancı ve düşmanla iş birlikçi Ermenilerin ihanetleri karşısında, ordunun güvenliği ile ikmal yollarının güvenliğini sağlamak amacı ile 27Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskân kararını almak zorunda kaldı.Bu karar içeriğinde;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1. Ordunun muharip birliklerinde yer alanErmeni askerlerini geri hizmet birliklerine aktarmak,&lt;br /&gt;2. Savaş bölgesindeki Ermeni halkı GüneyDoğu Anadolu’ya ve o dönemde imparatorluğun bir parçasını oluşturan Suriye’nin kuzeyine doğru kaydırmak,&lt;br /&gt;önlemleri yer almakta idi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Osmanlı Devleti’nin savaş koşullarında almak zorunda olduğu sevk ve iskân kararı ile uygulaması Ermeni iddialarında soy kırımı olarak tanımlanmakta ve tüm dünyaya da kabul ettirilmek istenilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Öncelikle soy kırımı suçunun ne olduğunun tanımlanmasında yarar bulunmaktadır. Soy kırımı terimi, tanımı olan bir suça ilişkindir.Bu tanım İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hazırlanarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 günlü kararıyla onaylanıp 11 Ocak 1951’de yürürlüğe giren “Soy Kırımının Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkinSözleşme” adlı uluslar arası bir sözleşmeyle yapılmıştır. Türkiye de bu sözleşmeyi imzalayıp onaylamıştır.Belirtilen sözleşmenin 2’nci maddesine göre; soy kırımı bir ulusal, etnik, ırksal veya dinî gruba mensup insanları, tamamen veya kısmen, o gruba mensup oldukları için ortadan kaldırmak amacıyla işlenmiş aşağıdaki eylemlerden biridir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;a)Bir grubun üyelerini öldürmek,&lt;br /&gt;b)Bir grubun üyelerine cismanî veya aklî zarar vermek,&lt;br /&gt;c)Bir grubun üyelerini fizikî olarak tamamen veya kısmen yok etme sonucunu vereceği önceden bilinen yaşam koşulları altına sokmak,&lt;br /&gt;d)Grup içindeki doğumları bilinçli olarak engellemeye yönelik önlemler dayatmak,&lt;br /&gt;e)Bir grubun çocuklarını başka gruplar içine zorla götürmek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Osmanlı Devleti’nin sözü edilen sevk ve iskân uygulamasında; “Soy Kırımının Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmede” tanımlanan soy kırımının unsurlarının bulunmadığı çok açıktır.Zira; soy kırımın asıl unsuru, yani sırf Ermeni olduğu için Ermeni etnik grubunu yok etmeye yönelik kasıt unsuru yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sevk ve iskân, o günkü şartlarda asi, saldırgan, bölücü ve düşmanla iş birliği yapan, cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan ordunun intikal ve ikmal yollarını kesmeye çalışan Ermenilere uygulanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sevk ve iskân kararının alınma nedenlerinden birisini de 15 Nisan 1915 tarihliVan isyanı oluşturmaktadır.Hâlbuki sevk ve iskân kararı Rumî takvime göre 14 Mayıs 1915, miladî takvime göre 27 Mayıs 1915 tarihinde alınmıştır.Ermeniler sevk ve iskâna tâbi tutuldukları için isyan etmemişlerdir.İsyan ettikleri için sevk ve iskâna tâbi tutulmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu çerçevede konunun özellikle canlı tanık beyanları ile daha açık ortaya konulabilmesi için“1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları” anlatılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Van, asırlar boyunca, Müslümanlarla Ermenilerin bir arada huzur içinde yaşadıkları bir Doğu Anadolu şehridir. Yöre 638 yılında İslâm orduları tarafından fethedilmiş, ancak esas hâkimiyetin IX.’uncu asrın son çeyreğinden sonra Abbasiler tarafından temin edildiği bilinmektedir.1 Eyyûbîler, Harzemşahlar, Selçuklular, Karakoyunlular, Moğollar, Akkoyunlular, Osmanlılar, Sefevîler ve tekrar Osmanlıların hâkimiyetine giren şehirde Ermeni nüfus, Birinci Dünya Savaşı’na kadar varlığını hep sürdürmüştür. 1653 yılında Van’a gelen Evliya Çelebi’ye göre, şehirde gayrimüslim tebaa olarak sadece Ermeniler mevcuttur.(2) Gerçekten, Van’da Rum, Yahudi vs. nüfusun yaşadığına dair bir belgeye rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermenilerin en çok önem verdikleri üç merkezden biri, Van’da bulunan Ahtamara (Akdamar) adasıdır. Ondokuzuncu asrın neredeyse son çeyreğine kadar Ermeniler, bazı ferdî çıkışların dışında, Osmanlı Devleti’ne sadık kaldılar.Ermeni Patriği Nerses Varjabendanyan’ın, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın galibi olarak Yeşilköy’e kadar gelen Rus ordusunun başkomutanlık karargâhına gidip Grandük Nikola’dan, Doğu’da Rusların himayesinde bir Ermeni devleti kurulmasını talep etmesi bir dönüm noktası olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bağımsız bir Ermenistan kurma çabası, “93 Harbi”nden (1877-78) sonra ivme kazanmıştır. Van vilâyeti, Osmanlı Devleti’nde Ermeni nüfusun en yoğun olarak bulunduğu iki vilâyetten biriydi. Ermeni nüfusu yoğunluğu itibariyle birinci sırada Bitlis, ikinci sırada Van geliyordu. 1914 yılında tamamlanan resmî nüfus istatistiğine göre, Van’da yaşayan 179.380 Müslüman nüfusuna karşılık 67.792 Ermeni bulunuyordu.(3) O zaman Hakkâri’nin Van’a bağlı sancak olduğu, bugün Bitlis’e bağlı olan Adilcevaz kazasının da Van’a bağlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu istatistiğe göre, Van’ın merkezinde Ermenilerin Müslümanlara oranı üçte biridir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermenilerin Van’da çıkardıkları ilk isyan 1895 yılındadır. Rus Generali Mayewski’nin bildirdiğine göre, Ermeni komiteleri, Ermenileri ayaklanmaya teşvik etmiş, hatta anarşi ve teröre karşı çıkan bazı Ermenileri şiddetle cezalandırmışlardır. Bunların en tipik olanı 6 Ocak 1895’te kilisede ayin icra etmeye giden papaz Boghos’un (Bogos) öldürülmesidir. (4) Van’daki olaylarda Van Ermenilerinden çok, dışarıdan, özellikle Rusya’dan gelen Ermeniler ön ayak olmuşlardır. General Mayewski, her vesileyle Ermenilerin 1895’teki Van ayaklanmasındaki kayıplarından söz edildiğini söyler, ancak Müslümanların kayıplarının dile getirilmemesiyle ilgili olarak şöyle der: “Maamafih, bu vukuat esnasında Türklerin zayiatı (Hiç kimse hiçbir zaman hatırına bile getirmemiştir.) büyük bir yekûn teşkil ediyordu. Kıyam eden Ermeni ihtilâlcilerinin bombalarına karşı Müslümanları himaye tarzında hiç kimse faaliyet gösteremedi”. (5)&lt;br /&gt;İkinci Meşrutiyet’ten önce Sultan İkinci Abdülhamit’in yönetimini bahane ederek her vesileyle sorun çıkaran Ermenileri, İkinci Meşrutiyet’in ilânı da tatmin etmemiştir. Van’daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Teğmen Bertram Dickson, İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Sir Gerard Lowther’e gönderdiği 30 Eylül 1908 tarihli raporda, Ermeniler’in o günlerde Van’daki faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir (6). Dickson’a göre, Van’da Ermenilerin Taşnaklar (Daşnaglar) ve Armenistler olmak üzere iki partisi vardır.Taşnaklar aynı zamanda Hınçaklarla sıkı ilişkiler içersindedirler. İkinci Meşrutiyet sonrasındaki ilk milletvekili genel seçiminde Varhad Papazyan’ı Van’dan milletvekili seçtiren de Taşnaklar’dır. Armenistlerin adayı Terzibaşıyan seçimi kaybetmiştir.Taşnak, aslında bir siyasî partiden çok bir fedaî örgütüdür. Bu örgütün Van’daki önderleri Aram, Varhad Papazyan, Sarkis ve İşhan’dır. Bunların hepsi Vanlı olmayıp Rusya’dan gelme kimselerdir. İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte şu veya bu suçtan içeri atılmış bütün Ermeni fedailer serbest bırakılmıştır. İngiliz konsolos yardımcısı Dickson raporunda ayrıca Ermenilerin Van ve civarında gizlice silâhlandıklarını, bu silâhların Rusya’dan geldiğini, Van’a birçok Ermeni fedainin doluştuğunu belirtir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1978-1981 yılları arasında Van’da 1915’teki Ermeni isyanı ve Van’ın Ruslar tarafından işgâl edilmesine şahit olan yaşlı vatandaşlarımızla röportajlar yapmış, o günlere ait anılarını kasetlerle kaydetmiştim. 1993 yılında Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi adı altında yayınladığım kitap, söz konusu dedelerin, ninelerin anlattıklarına dayanıyordu. Yaklaşık yirmi yıl önce görüştüğümüz bu görgü tanıklarının hepsinin ses kayıtları şahsî arşivimde korunmaktadır.Ermeni meselesi ile ilgili hatıralarını derlediğimiz yirmi kişinin hepsi bugün itibariyle vefat etmiş bulunmaktadır. Bizim burada da tanıklığına başvuracağımız bu insanlar, o gün olan biteni yakından görmüş, olayları bizzat yaşamış kimselerdir.Hemen hepsi Van’ın tanınmış, ailelerinden olan görgü tanıklarının bazı çocukları, torunları Van’da yaşamaktadır.&lt;br /&gt;Görgü tanığı olarak dinlediğimiz kişiler şunlardır: Nafia Çabuker, Ahmet Çinkılıç, Zahide Coşkun, İbrahim Sargın, İsmail Perihanoğlu, Şadiye Talay, Celâl Şener, Bekir Yörük, Akif Yurtbay, Hacı Ömer Selçuk, Hacı Şevket Çaldağ, Mehmet Delibaş, Hamit Ekinci, Hamit Camuşçu, Cemâl Talay, İsmail Başıbüyük, Refik Özkanlı, Müstak Boysan, Salih Taşçı ve Osman Gemicioğlu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ayrıca, Van’ı Tanıma ve Tanıtma Derneği tarafından 1963’te yayınlanan Zeve isimli kitapçıkta hatıralarına yer verilen Hamza Dayı, Güllü Bacı, Esma Nine ve Menveşe Bacı, Nafia Ana ve Kıymet Başıbüyük ile Yrd.Doç.Dr. Ergünöz Akçora’nın görüştüğü (7) Mehmet Reşit Efendinin de anlattıkları burada değerlendirilecektir. Mülâkatlarımı yaptığım sırada (1978-1981) bu şahıslar vefat ettiklerinden veya kendilerine ulaşamadığım için, zaman zaman mukayese amacıyla onların Zeve ile ilgili tanıklıklarından faydalandım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görgü tanıklarının anlattıklarını bazı başlıklar altında toplamak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1915 Öncesinde Van’da Ermenilerin Sosyal Statüsü ve Müslümanlarla Ermenilerin İlişkileri&lt;br /&gt;Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerle çok iyi komşuluk münasebetlerinin olduğundan söz etmektedir. Köprüköylü Zahide Coşkun, “Bizim hem köyün içinde, (o zaman Göllü köyünde oturuyormuş) hem de yakın komşu köylerde Ermeni komşularımız vardı. Biz bu komşularımızla Müslümanlarla geçindiğimiz gibi geçinirdik. Her şey iyiydi. Sonra birden dünya bozuldu. Ermeni komşularımız bize ihanet ettiler.”(8)demektedir.Zeveli İbrahim Sargın, Ermenilerle Müslümanlar arasında zaman zaman bazı kavgaların yaşandığını ancak bunların iki Müslüman komşu arasında meydana gelebilecek türden anlaşmazlıklar olduğunu ifade etmektedir.(9)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Celâl Şener’e göre, “Ermeniler Van’da çok rahat bir hayat yaşıyorlardı. Bütün ticaret, sanat onların elinde idi. Kunduracıdan tutun da terziye kadar hep Ermeni idi. Çevrenin en zenginleri onlardı.Hatta, çocuklarını Avrupa’ya tahsil yapmak için gönderiyorlardı.Avrupa’ya giden bu tığalar (Ermeni gençleri) orada kandırıldılar”.(10) Bekir Yörük’ün anlattıkları da Celâl Şener’in söylediklerini teyit etmektedir: “Van’da bin taneye yakın dükkân vardı. Bunların yüzde sekseni Ermenilere aitti. Ticaret, kazanç, sanat onların elinde idi. Biz o eski gâvurlarla iyi geçiniyorduk. Vakta ki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar, işte her şey o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar”.(11)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İkinci Meşrutiyet sonrasında yapılan mahallî seçimlerde Vanlılar Bedros Kapamacıyan’ı belediye başkanı seçmiştir. Bekir Yörük, Müslümanlar şehirde çoğunluğu oluştururken bir Ermeni’nin belediye başkanı seçilmesini “Bizim Müslümanlar da oyunu ona verdiler. O daha iyi becerir diye bizimkiler itimat ettiler.”(12)şeklinde değerlendirir. Mehmet Delibaş’a göre, Kapamacıyan gerçekten tarafsız bir belediye başkanlığı yapmıştır.Ermeni bir esnafa ceza kestiği için, yani Ermenileri kayırmadığı için Van’daki Taşnak komitesi’nin reisi Aram Paşa tarafından ismine karahaç basılmış ve baba belediye başkanı kendi oğlunca öldürtülmüştür. Kapamacıyan’ın oğlu meyhaneye götürülmüş, iyice içki içirilmiş daha sonra Reis faytonla şehirden geçerken oğlunun sıktığı beş kurşunla ölmüştür.(13)İsmail Başıböyük’ün beyanına göre, Kapamacıyan sadece çok zengin bir Ermeni değil, aynı zamanda reis olmadan önce hiçbir Ermeniyi işsiz, mesleksiz bırakmayan biridir.(14)Kapamacıyan’ın oğlu tarafından öldürüldüğü ile ilgili olarak Mehmet Reşit Efendi, “Bunlar kendilerine hizmet etmeyen Ermenileri de yaşatmıyorlardı. Meselâ, burada bir belediye başkanı vardı. İsmi yanılmıyorsam Kapamacıyan olacak, bu onlara pek taraftar olmadığından onu oğluna öldürttüler.”(15) demektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1915’te Van’da Ermenilerin elinde olan sadece sanat ve ticaret değildir. Van Gölü’nde taşımacılık yapan irili ufaklı 400 gemi ve tekne de Ermenilere aittir. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarından Hacı Şevket Çaldağ, “Gemicilerin hemen hemen hepsi Ermeni idi.Zaten Van’daki sanatkârların, tüccarların çoğu Ermenilerdendi. Binde biri Müslüman çocuklarını yanına çırak almazdı.”(16)demektedir. Görgü tanıklarından Mehmet Delibaş, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman eski Van’da, Cengüloğlu Agop isminde bir Ermeni’nin yanında kunduracı çırağı olarak çalıştığını belirttikten sonra, durumunun bir istisna olduğu ile ilgili olarak şu sözleri ilave etmeden geçemiyor: “Ermeniler kolay kolay bizim Müslümanlardan yanlarına çırak almıyorlardı. Ama nasıl olduysa, adam beni yanına çırak olarak almıştı”.(17)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Özellikle gemiciliğin tamamen Ermenilerin elinde olduğu bütün görgü tanıklarının üzerinde birleştikleri bir gerçektir. Öyle ki, 1981 yılında kendisiyle görüşmeye gittiğim Hacı Osman Gemicioğlu’nun soyadı beni şaşırtmıştı.Hem Van’ın yerlisi, hem Müslüman, hem de soyadı Gemicioğlu olacak. Bu çelişen bir durumdu. Ben Hacı Osman Efendiye “Bir yanlışlık olmasın, ya siz Van’ın yerlisi değilsiniz, ya Karadeniz tarafından gelmesiniz veya soyadınızda bir karışıklık vardır.” dedim. Bunun üzerine Hacı Osman Gemicioğlu aslen Ermeni olduğunu, iskele köyünde oturduklarını, ailesinin gemici olduğunu ve sonraki hikâyesini bana anlattı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hem yazılı kaynaklar hem görgü tanıklarının anlattıklarına bakılırsa, Ermeniler genellikle sahillerdeki, arazisi verimli köylerde, Kürtler ise daha çok dağ köylerinde oturmaktadırlar. 1915’te Van Ermenilerinin okuma, yazma tahsil durumu Van’daki Müslümanlara göre çok daha iyi durumdadır. Tehcir başlamadan önce,Ermenilerin Van’da yayımlanan Van Kartalı ve Araratlı isimli iki tane gazetesi vardır.(18)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;İkinci Meşrutiyet’in İlânı ve Ermeniler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İngiltere’nin Van Konsolos Yardımcısı Dickson’un bildirdiğine göre, İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile beraber Ermeniler iyice kanun ve nizam tanımaz olmuşlardır. Meşrutiyetin ilânında en büyük payı kendilerine çıkaran Ermenilerin bütün mahkûm ve tutukluları da serbest bırakılmıştır. Dickson, Meşrutiyet sonrasında esen hürriyet rüzgârlarını Ermeniler açısından “Türkiye Ermenileri şimdiye dek eşi görülmemiş bir özgürlüğe sahip olacaklardır.”(19)şeklinde değerlendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görgü tanıklarından Celâl Şener, İkinci Meşrutiyet sonrası durumu “Savaş başlamadan evvel Ermeniler çok keyfî yaşıyorlardı.”(20)şeklinde değerlendirirken, bir Ermeni kunduracının yanında çırak olarak çalışan Mehmet Delibaş, Meşrutiyetin ilânından itibaren olan gelişmeyi şöyle özetler:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Bir sabah dükkânı açtığımda usta bana, ‘Bir yere ayrılma ben bir yere gideceğim.’ dedi. Biraz sonra usta gitti. Dönüşünde bana ‘Artık hürriyet oldu.Hürriyet ilân edildi; onu kutlamaya gittik.’ dedi. O günlerde herkesin ağzında ‘Hürriyet, Adalet, Müsavat, Yaşasın Millet’ sözleri dolaşıyordu. Hürriyeti bizim Müslümanlarla Ermeniler beraber kutladılar. Şehirde davul zurnalar çalmaya başladı.Ermeniler buna çok sevinmişlerdi. Onlar bizimkilerden çok fazla neşeliydiler. Hürriyet olduktan sonra benim ustanın dükkânına yabancılar gelip gitmeye başladı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Biz de hürriyet olunca her şey bitti zannediyorduk.Bizim hocalarla onların keşişlerini kucaklaştırdılar. Demek ki, bizi aldatıyorlarmış”(21) şeklinde ifade etmektedir. Mehmet ReşitEfendi ise “İkinci Meşrutiyet zamanındaki hürriyet, müsavat, adalet gibi şeyler onları daha da şımarttı”(22) diyerek Şener ve Delibaş’ı teyit ediyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İkinci Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamında bütün ayrılıkçı hareketlerin daha serbestçe hareket ettikleri bir vakıadır. Başından beri İkinci Abdülhamit’in devrilmesi ülkeye meşrutî bir yönetim getirilmesi hususunda Jön Türklerle dirsek temasında olan Ermeni komitelerinin, hürriyetin ilânından kendi adlarına yeteri kadar faydalanmaları kaçınılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Van’ın Yerli Ermenilerinin İsyana Taraftar Olmaması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Vanlı görgü tanıklarından özellikle şehirde oturanların hepsi yerli Van Ermenilerinin başlangıçta isyan etmek gibi bir niyetlerinin olmadığında, bu insanların Rus Ermenileri ve onların öncülük ettiği komiteler tarafından iğfal edildiklerinde hemfikirdirler. Konuyla ilgili olarak görgü tanıklarının söylediklerine şöyle bir bakalım: “Ne zaman ki Van’da komiteler teşekkül etti, işte o zaman Ermeniler başladılar azıtmaya.Aslında Van’ın yerlisi olan Ermenilerin çoğu isyana taraftar değildi”. (Celâl Şener)(23)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Van’daki, Hınçak, Taşnak komiteleri meseleye el attılar. İşte her şey o zaman bozuldu. Ermeni tığaları (gençleri) bu komitelere yazıldılar”. (Bekir Yörük)(24)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Biz Van’da Ermenilerle beraber yaşıyorduk. Önceleri aramızda herhangi bir münaferet (karşılıklı düşmanlık) yoktu. Daha sonra Van’da komiteler peyda olmaya başladı. Her gün Van’a Vanlı olmayan birçok Ermeni geliyordu. Bu yabancı Ermeniler bizim yerli Ermenileri de devamlı isyan için kışkırtıyorlardı. Bu yabancılar hep Rusya’dan gelirdi. Van’daki Komiteleri Aram Paşa diye bir gâvur idare ediyordu”. (Akif Yurtbay)(25)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Komiteler kışkırtmasaydı Van’ın yerli Ermenisi ses çıkarmıyordu. Bütün imkânlar onların elindeydi”. (Hacı Şevket Çaldağ)(26)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mehmet Delibaş, 1970’li yıllarda İstanbul’da karşılaştığı aslen Vanlı, Kapalıçarşı’da halıcılık yapan Karapit Nedeniyan isimli bir Ermeni vatandaşımızın şöyle teessüf ettiğini nakleder: “Ah sebep olanlar ah, eviniz yıkılsın. Güzel güzel yaşıyorduk. Müslümanların çekmediği sefayı biz sürüyorduk. Bizim gençlerimizi kandırarak kendi emelleri uğruna çalıştırdılar. Şimdi her birimiz dünyanın bir yerindeyiz”.(27)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aynı şekilde Van’da çok saygın bir isim olan Şeyh Mehmet Reşit Efendi, Musul’da karşılaştığı yine aslen Vanlı bir Ermeni esnafın kendisini kucaklayarak memleket hasretinden söz ettiğini ve şöyle yakındığını anlatır: “Allah o Aram Paşaya lânet etsin. Aram Paşa bizi devlet kuracağım diye kandırdı. Böylece bizi yaktı. Biz Türklerden gördüğümüz insaniyeti hiç unutmayız.Onlar bize dünyamızı kazandırmışken, bizlere şefkatle muamele etmişken, bunları tekmeledi. Onun için Allah bize belâ verdi. Her tarafa dağıldık”.(28)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Bir ara da Fransızcamı ilerletmek için Ermeni MerkezMektebine devam ettim.Orada Ermeni papaz ve öğretmenler bizim gözümüzün içine baka baka Ermeni gençlerine Müslümanlara karşı kin ve nefret tohumu aşılıyorlardı”. (Hamit Çavuşçu)(29)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Ne zaman ki Ermeni tığaları (gençleri) komite kurdular, işte o zaman Ermeniler bize karşı olan düşmanlıklarını açığa vurdular”. (Refik Özkanlı)(30)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Savaş başlamadan 20 yıl kadar önce de Ermeniler Van’da isyan çıkarmıştı. Fakat savaş başlamadan önce genel olarak yüzümüze karşı iyi görünüyorlardı. Bu söylediğim esnaf ve yerli Ermenilerin tavrı idi. Rusya’dan gelen, Avrupa’ya gidip tahsil gören Ermeni gençleri ise Müslümanları alçaltıcı sözlerle küçük düşürmeye çalışıyorlardı”. (Müştak Boysan)(31)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Yaşlı Ermeniler isyana taraftar değildi.Yalnız Avrupa’da tahsil gören tığalar (gençler) onları zorla işin içine soktular”. (Salih Taşçı)(32)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Doğrusunu istersen Van’daki aklı başında Ermeniler isyana taraftar değildi. Çünkü niye isyan etsin? Her şey Ermenilerin elinde idi; bütün servet Ermenilerindi. Komiteler kurulunca esnafı zorla isyana teşvik ettiler. İştirak etmeyene de hain gözüyle bakıyorlardı”. (Osman Gemicioğlu)(33)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İngiliz Konsolosluğunun raporları da yukarıda alıntı yaptığımız görgü tanıklarının anlattıklarını onaylamaktadır. Söz konusu raporlarda Ermeni komitelerinin kendileriyle iş birliği yapmayan, onlara katılmayan Ermenilere karşı şiddet uyguladığı da belirtilmektedir.(34)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Ermenilerin Silâhlanması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görüştüğümüz bütün görgü tanıkları, Ermenilerin büyük bir isyan için gizliden gizliye silâhlandıklarını ifade etmektedirler. Van’daki en büyük silâh depoları yine bir Ermeninin ihbarı üzerine ortaya çıkarılmıştır.Anlatıldığına göre, Davit isminde bir Ermeni genci, Vatan isminde birTürk kızına âşık olmuştur. Ancak Davit Taşnak komitesine mensuptur. Evlenmesi için Aram Paşadan (Aram Manukyan) izin almak zorundadır. Ancak, Aram Paşa, bütün ısrarına rağmen, Davit’e evlenme izni vermemiştir. Bunun üzerine Davit, Aram Paşaya karşı gelmiştir. Aram Paşa derhal Davit’in ismine kara haç basmıştır. Davit’i öldürme emri, en yakın arkadaşı Dacat’a verilmiştir. Dacat, Davit’i kaçıp kaybolması için uyarmıştır, ama Davit, Müslüman olmakla yetinmemiş, bildiği kadarıyla Ermenilerin depoladıkları bütün silâhların yerini ihbar etmiştir. Türk ordusuna teğmen olarak kabul edilen Davit, Mehmet ismini almış ve “MuhbirMehmet” olarak tanınmıştır. Bir gün Hamamönü mevkiinde Dacat’la karşılaşan Davit, arkadaşının kendisini öldürmesine ihtimal vermemiş ama Dacat tabancayla Davit’i öldürmüştür.(35)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Davit’in ihbarı üzerine başta Yedikilise köyü olmak üzereErmenilerin meskûn olduğu birçok mahalde, okul ve kilisede çok sayıda silâh ve mühimmat ele geçirilmiştir. Van’daki İngiliz Konsolos Yardımcısı Dickson, daha 31 Mart 1909’da yazdığı bir raporda, Ermenilerin Van’daki silâhlanma faaliyetine dikkat çekmektedir.(36)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bütün görgü tanıkları, Ermeniler’in Van’a silâhları, deve yükü ile gelen gazyağı varillerinin içerisinde saklayarak soktuklarını ifade etmektedirler. Nitekim, 1915 Nisan’ında Van’da Ermeni ayaklanması başladığında Ermenilerin ne denli silâhlandığı ortaya çıkmıştır. Van isyanında Ermenilere karşı Türk ordusunda subay olarak görev almış olan Venezuellalı Rafael de Nögalis,(37) yayınladığı Hilâl Altında Dört Yıl (İspanyolca aslı: Cuatro Anos bajo la Media Luna) isimli hatıratında, Ermenilerden yana, Müslümanlara karşı bir tutum takındığı hâlde Ermenilerin korkunç düzeydeki silâhlanmalarını inkâr etmez. Kitabında birçok tutarsızlık bulunan Nögalis, Van’da 1915’te büyük bir ayaklanma ve Müslümanlara karşı taarruz başlatan Ermenilerle ilgili olarak “Ermenistan’ın halâsı ve mukaddes salibin galebesi için, evlerinin kararmış enkazları arasında son nefese kadar mücadele eden Ermenilerin bize gösterdikleri müşkilât çok büyüktü. Fakat fena talih yüzünden din kardeşlerimin felâketi için sarfettiğim zamana lânet ediyorum.”(38) dediği hâlde, Ermenilerin Müslümanlara karşı silâhça üstünlüğünü açıkça ifade eder. Ancak, gözden kaçırılmaması gereken husus, Müslümanların ellerindeki silâhların ise Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında bulunan bir vilâyetteki ayrılıkçı Ermeni komitelerine ait olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Ermeniler, mavzer tabancaları ile iyi teslih edilmişlerdi (silâhlandırılmışlardı). Bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı. Âdeta makinalı tüfek gibi, 4 ile 6 tabanca ekseriya aynı zamanda aynı hedefe ateş ediyorlardı. Bundan başka bir nevi burgu icat etmişlerdi. Bununla evlerin tuğla duvarlarını çabuk deliyorlardı.Ermenileri bir mevziden attıktan sonra tabancaları diğer yerde birçok deliklerden görünmeye başlıyordu; biz vaziyetin ne şekil aldığını anlayıncaya kadar bunlar ateşleriyle ölüm saçıyorlardı”.(39)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nögalis, Ermenilerin uzun boylu bir isyana hazırlık dönemi yaşadıklarını ve seksen hâkim noktada direniş mevzileri hazırladıklarını ifade etmektedir: “Bağlar mahallesi (bugünkü Van’ın kurulduğu yer, H.Ç.) münferit ve etrafı tuğla duvarlarla çevrilmiş sayfiyelerden ibarettir.Ermeniler bu sayfiyeleri maharetle birbirine raptetmişler ve bu surette kuvvetli mevziler vücuda getirmişlerdir. Topçularımıza mukavemet edebilecek bu tesisattan başka Ermeniler, Van’ın etrafında 80 nokta-i istinat yapmışlardı; bunların ateşi etrafa hâkimdi”.(40)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nögalis’in burada sözünü ettiği Ermeni evlerinin birbirine bağlanması yer üstünden değil, yer altından tüneller marifetiyle olmuştur.Görüştüğümüz görgü tanıklarının büyük bir çoğunluğu bu tünellerden ve Ermenilerin bu yolla haberleştiklerinden ve birbirlerine silâh ve insan takviyesi yaptıklarından söz etmektedirler.Yine aynı tüneller vasıtasıyla Müslüman evlerine veya askerî noktalara ulaşıp havaya uçurabiliyorlar. Nitekim, Nögalis’in günü gününe naklettiği Van isyanında, 28 Nisan 1915 tarihinde Ermeniler Reşadiye mahallesinin yarısını bu yolla havaya uçurmuştur.Adı geçenin bu olayla ilgili olarak düştüğü not şöyledir: “Bugün Ermeniler bir lağım yardımıyla Reşadiye mahallesinin yarısını berhava ettiler; bu mahallede Yüzbaşı Reşit Bey ve Bargiri Kaymakamı Bağlar Mahallesinin büyük kısmına ateşleriyle hâkim bulunuyorlardı”.(41)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nögalis Ermenilerin sadece silâh depoladıklarından değil, onların bizzat imal ettikleri toplardan söz etmektedir: “Mahsurların (Ermenilerin, H.Ç.) ellerindeki top kendilerinin bizzat imal eyledikleri eski bomba topları idi.Bu topları tuğla evler içinde muhafaza ediyorlar; bunları evler arasından her tarafa, köşelere, methallere ve barakalar arasından müdafaa edilebilecek sokaklara kolayca gönderebiliyorlardı. Ermenilerin elinde binlerce mavzer tabancasından başka çok miktarda filinta ve tüfek de vardı; bunları senelerce satın alarak depo etmişlerdi.Ermenilerde, bize çok zayiat verdiren, el bombası da mebzulen mevcut idi”.(42)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hemen bütün görgü tanıkları Ermenilerin ellerindeki üstün ve o zamana göre modern silâhlarından, Müslümanların ellerinde, hükûmetin dağıttıkları dahil, basit martin tüfeklerinden dert yanmaktadırlar.Hatta, bunlardan Şeyhine köyünden Hamza Dayı, Zeve köyünden Ermenilerle giriştikleri çatışma esnasında, elindeki basit tüfeğin namlusunun birkaç atıştan sonra patladığını büyük bir teessüfle anlatır.(43) Bir yanda namlusu patlamasın diye soğan sürülerek soğutulan basit tüfekler, öte yanda Rusya’dan getirtilmiş modern silâhlar...&lt;br /&gt;Nögalis bütün Ermeni yanlısı tutumuna rağmen, “Ermeniler için her ev bir kale hâlinde idi.”(44) demekten de kendini alamayacaktır. Ermeniler sadece birer kale hâline getirdikleri evlerinden ateş açmıyorlar, kiliselerini de birer taarruz yeri hâline getirmişlerdir.Bu kiliselerden biri gerek kullanım, gerekse mimarî tarzı açısından Pavlos Kilisesi’dir. Ermeniler bu kilisenin kubbesindenMüslümanlara ateş etmişlerdir.(45)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermenilerin silâhlarının üstünlüğü karşısında onlara karşı duran aşiret mensupları basit silâhlara ve çok sınırlı cephaneye sahiptirler.Nitekim Nogales, bu durumu “Kürtler fişekten iktisat yapmak için daha ziyade esliha-i cerihalarını (bıçak, süngü gibi) kullanıyorlardı.”(46) cümlesiyle ifade edecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Vanlı Müslümanların Büyük Göçü&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Vali Cevdet Beyin vilâyet çapında duyurduğu göç etme talimatı üzerine Vanlılar henüz soğukların hâkim olduğu erken bir ilkbaharda yollara dökülmüşlerdir.Görgü tanıklarının ifadelerine göre, Müslümanlar her şeylerini bırakarak sadece, o da sahip olanlar, binek hayvanlarını alıp batıya yönelmişlerdir.Bir kısmı, kara yolu ile Tatvan üzerinden Bitlis’e, oradan Diyarbakır’a, Urfa’ya, Antep’e, Halep’e, Adana’ya ve Konya’ya göçerken diğer bir kısmı Van-Tatvan arasına Ermenilere ait olan gemilerle gitmeyi tercih etmiştir. Bunların önemli bir bölümü Ermeni gemiciler tarafından özellikle Adilcevaz’da bekleyen Ermeni fedailerine teslim edilmiştir. Çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve yaralılardan oluşan bu insanlar, Ermenilerce imha edilmişlerdir.&lt;br /&gt;Van, serin bir iklime ve soğuk sulara sahip bir yerleşim yeri olduğu için, özellikle güney illerine göçen insanlar buradaki hava ve suya alışamamış, özellikle Diyarbakır’daki kolera salgınından çok insan hayatını kaybetmiştir. Vanlıların savaş yıllarında yaktığı ünlü Ali Paşa türküsünün ilk dörtlüğü söz konusu dramı bütün duygusallığı ile ortaya koymaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Arpa ektim biçemedim,&lt;br /&gt;Bir düş gördüm seçemedim,&lt;br /&gt;Alışmışam soğuk suya,&lt;br /&gt;Issi sular içemedim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gerçekten de, Vanlı ektiği arpayı biçemeden ve gördüğü kâbuslu rüyayı yoramadan yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Diyarbakır’da ve Adana’da Van’ın buz gibi Kehriz ve Zernebat sularını bulmak, tabiî, mümkün olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Göç esnasında, yaşanan dramı, bir bütün olarak göç trajedisini görgü tanıklarının hıçkırıklarla bölünen ifadelerinde bulmak mümkündür.Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yolculuk esnasında zaman zaman karşılaşılan Ermeni saldırıları ve gidilen yerlerdeki diğer işgâller, yurtlarından ayrılan Vanlıların trajedisini tamamlayan diğer unsurlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çeşitli sebeplerden dolayı göçemeyenlerin büyük bir kısmı Ermenilerce öldürülürken, özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kalmışlardır. Görgü tanıklarından Nafia Çabuker, Zahide Coşkun, Şadiye Talay, Esma Nine ve Süllü Bacının anlattıkları tüyler ürperten türdendir.Timar mıntıkasındaki yedi köyün halkı göçmek için Van’a gelmiş, ancak İskale ve Kalecik köylerindeki Ermeniler tarafından çapraz ateşe tutulmuşlardır. Onlar da göl yoluyla gidebilecekleri ümidiyle Zeve köyüne sığınmışlardır. Ne var ki, burada hem Van Ermenileri hem de Ruslara öncülük eden Rus Ermenileri tarafından kuşatılmış ve yok edilmişlerdir. Görgü tanıklarından Ermeni asıllı Hacı Osman Gemicioğlu, Zeve katliamı meydana geldiği sırada iskelede oturduklarını ve katliamın ertesi günü bir grup çocukla Zeve’ye boş kovan toplamaya gittiklerini ve gördükleri manzarayı anlatmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nögalis, Başkale yolunda artık Van’dan ayrılan Vali Cevdet Beyden Van’da kalan kadın, çocuk ve yaşlıların Ermenilerce katledildiğini öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Van, Ermenilerin eline geçince kalenin güneyinde kurulmuş olan tarihî şehir baştan başa yakılmıştır. Rus işgâli tamamlanınca Van’daki Ermeni komitelerinin komutanı Aram Manukyan Van’a vali tayin edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Van’ı terk edip de hayatta kalmayı başarabilen Müslümanlar, 2 Nisan 1918’deki kurtuluştan sonra yavaş yavaş yurtlarına dönmüşlerdir. Bir fikir vermesi açısından göçen görgü tanıklarından bazılarının kaç kişilik aile efradıyla Van’ı terk edip kaç kişiyle döndüklerine bakıyoruz. Meselâ, Cemâl Talay yirmi kişilik nüfusu olan bir aile ile Van’ı terk ettiklerini, 1921’de Suruç’tan ayrılıp Van’a geldiklerinde aileden sadece kendisi ve bir erkek kardeşi ile hayatta kalabildiklerini söylemektedir.(47) MehmetReşit Efendi, yirmi üç kişilik bir aile ile Van’dan göç edip dönüşte üç kişi kaldıklarını beyan etmektedir.(48) Refik Özkanlı ise Van’ın kurtuluşundan sonra askere alındığını ve askerlik dönüşünde “Allah’tan başka kimsem yoktu.”(49) demektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sevk ve İskân İsyanın Nedeni mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermenilerin dünya çapında yaptıkları propaganda ve lobicilik faaliyetlerinde genellikle sevke zorlandıkları için isyan ettikleri ifade edilmektedir. Nitekim, Avusturyalı şair Franz Werfel 1931 yılında yayımladığı Musa Dağı’nın Kırk Günü isimli romanını bu teze dayandırmıştı. Werfel’in kitabı kısa zamanda bütün batı dillerine çevrilmiş ve Avrupa’da çok kötü bir Türk görüntüsünün oluşmasına sebep olmuştur. Yıllar sonra Werfel’in dayandığı bilgilerin yanlışlığını, ne gariptir ki, yine bir soydaşı ortaya koymuştur. Prof.Dr. Erich Feigl, Werfel’in dayandığı ve çoğu Aram Andonyan’a ait belge ve bilgilerin yanlışlığını, sahte oluşunu ortaya koymakla yetinmemiş, İngilizce ve Fransızca çevirilerde düşülen çelişkileri örtbas etmek için yapılan tahrifatı da tespit etmiştir.(50)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Feigl’e göre, “Ermeniler, Osmanlı Hükûmetinin onların yerlerinin değiştirilmesini emretmeden bir ay önce Van’da isyan çıkarmışlardı. Bu da şunu gösterir ki, Van’daki bu isyan verilen emrin bir sonucu değildir; aksine, bu emir isyan sonucunda verilmiştir”.(51)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Georges de Maleville, Ermenilerin Van isyanını Sevk ve İskân Kanununun çıkarılmasının tek değil, ilk nedeni olarak kabul etmektedir.(52)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gerçekten de Van isyanı 1915 Nisan başında başlamış ve bir ay sürmüştür.Hâlbuki, Sevk ve İskânKanunu 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) çıkmıştır.(53)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Van’da Ermenilere Soy Kırım Yapıldı mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görgü tanıklarına Müslümanların Ermeniler’i öldürüp öldürmediğini sorduğumuzda aldığımız bazı cevaplar ilginçtir. Özellikle köyde oturanların hepsi, saldırmaya gelen Ermenilere, barış simgesi olarak,köylülerce tuz-ekmek götürüldüğünü, ancak Ermenilerin tuz-ekmeği götüren şahısları katlettiğini söylemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Bizim vicdanımız bizi zulmetmekten meneder. Hele kendi hâlinde, zavallı insanlara hiçbir Müslüman hakaret etmez.(Bekir Yörük)(54)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Onlara haksızlık yapılıyor diye isyan etmediler, bağımsız bir devlet kuracağız diye isyan ettiler. Hatta biz hicretten döndükten sonra dağlara kaçmış olan altı yüz kadar Ermeniyi sapasağlam Rusya’ya gönderdik”. (Mehmet Delibaş)(55)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Sonuç&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görgü tanıklarından edindiğimiz izlenime göre, Ermeniler hırslarına mağlup olarak doğuda bağımsız bir devlet kurma emeline kapılmış ve bunun için terör dahil her vasıtayı meşru görmüşlerdir. Silâhla saldırıya geçenErmenilere tuz-ekmekle karşılık verilmiş ama bu, onları durdurmaya yetmemiştir. Osmanlıların Ermenilere soy kırım uygulamak gibi bir niyeti olsaydı, bunu Kanunî Sultan Süleyman döneminde yapardı.İnsanlar düşmanlarını en güçlü oldukları zaman imha ederler; en zayıf oldukları zaman değil. Bir yandan Galiçya’dan Yemen’e kadar bir yığın cephede fiili savaş hâlinde olmak, öte yandan daha birkaç yıl önce bakanlık verdiğiniz Ermenilere soy kırım uygulamak. Bu gerçek olmadığı gibi, aklî ve mantıkî de değildir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tam savaşın ortasında bir de silâhlı Ermeni isyanı ile karşılaşan Jön TürkHükûmeti de, başka herhangi bir devletin yapacağını yapmış, Ermenilerin yardımıyla ilerleyen Ruslar karşısında Müslüman nüfusunun bölgeyi terk etmelerini emretmiştir. Ardından, Van bölgesi Ermenilerinin Doğu Anadolu’nun bu önemli şehrini silâh kullanarak zaptetmesi ve işgalci Rus ordusuna teslim etmesi karşısında, Anadolu’da yaşayan Ermeni nüfusunun sadakatına artık itimat edilemeyeceği kanaatine varıp, Ermenilerin savaş bölgesinden uzak yerlere nakledilmesini emretmiştir. 1915 yılında Van bölgesinde hüküm süren özel koşullar altında, hiç kimse soy kırımdan bahsetmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir soy kırımdan değil, bir mukateleden söz edilebilir.Geçmişten ders almak, günü doğru inşa etmeyi ve geleceğe sağlam yürümeyi sağlar. Tarihteki acıları deşmek, eğer barışa, dostluğa hizmet edecekse değer. Avrupa ve Amerika’daki Ermeni toplumu bilmelidir ki, mevcut gayretiyle binbir dertle boğuşan fukara Ermenistan’a iyilik değil, kötülük ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Dipnotlar:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;1. Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1980, s. 154.&lt;br /&gt;2. Orhan Kılıç, XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Van, Van, Van Belediye Başkanlığı, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü yayını, 1996, s. 253.&lt;br /&gt;3. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları, 1990, s. 22.&lt;br /&gt;4. General Mayewski, Van ve Bitlis Vilâyetleri Askerî İstatistiği, çev. Mehmet Sadık, haz. Hamit Pehlivanlı, Van, Van Belediyesi Yayınları, 1997, s. 77.&lt;br /&gt;5. Ibid., s. 73.&lt;br /&gt;6. Salâhi R. Sonyel, İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları, Ankara, Tarih Kurumu, 1988, s. 7-10 (f.o 371/560/1/37689).&lt;br /&gt;7. Ergünöz Akçora, “Yaşayanların Diliyle Van ve Çevresinde Ermeni Mezalimi”, Yakın Tarihimizde Van Uluslar arası Sempozyumu, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları, 1990, s. 149-154.&lt;br /&gt;8. Hüseyin Çelik, Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları, 1993, s. 38.&lt;br /&gt;9. Ibid., s. 42.&lt;br /&gt;10. Ibid., s. 50.&lt;br /&gt;11. Ibid., s. 52 .&lt;br /&gt;12. Ibid., s. 54.&lt;br /&gt;13. Ibid., s. 73.&lt;br /&gt;14. Ibid., s. 86.&lt;br /&gt;15. Akçora, op. cit., s. 151.&lt;br /&gt;16. Çelik, op. cit., s. 66.&lt;br /&gt;17. Ibid., s. 70.&lt;br /&gt;18. Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1983, s. 165.&lt;br /&gt;19. Sonyel, op. cit., s. 10.&lt;br /&gt;20. Çelik, op. cit., s. 49.&lt;br /&gt;21. Ibid., s. 70-71.&lt;br /&gt;22. Ergünöz, op.cit., s. 149-150.&lt;br /&gt;23. Çelik, op.cit., s. 52.&lt;br /&gt;24. Ibid., s. 50.&lt;br /&gt;25. Ibid., s. 56.&lt;br /&gt;26. Ibid., s. 68.&lt;br /&gt;27. Ibid., s. 73.&lt;br /&gt;28. Ergünöz, op.cit., s. 153.&lt;br /&gt;29. Çelik, op.cit., s. 77&lt;br /&gt;30. Ibid., s. 81.&lt;br /&gt;31. Ibid., s. 90.&lt;br /&gt;32. Ibid., s. 92.&lt;br /&gt;33. Ibid., s. 95.&lt;br /&gt;34. Sonyel, op.cit., s. 8-10.&lt;br /&gt;35. Bu olayın farklı görgü tanıkları tarafından anlatılan yorumları için bak: Çelik op.cit., s. 63, 71, 78.&lt;br /&gt;36. Sonyel, op.cit., s. 21.&lt;br /&gt;37. (Türkçede yazılışıyla) Nögalis, itilaf devletlerine asker olmak için müracaat etmiş, ancak kabul edilmemiş maceracı bir subaydır. Daha sonra İstanbul’a gelmiş, Enver Paşa ile görüşmüş ve 3. Orduda uzman olarak göreve başlamıştır. Daha sonra 3. Ordu kurmay başkanı Alman subay Goze’nin izni ile Van vilâyetinde Vali Cevdet Bey’in emrinde görevlendirilmiştir. Konunun ayrıntıları ve Nögalis’in tutarsızlıkları için bak: Rafael de Nögalis, Hilâl Altında Dört Yıl ve Buna Ait Bir Cevap, çeviren ve tenkit eden: Kaymakam Hakkı, İstanbul, Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayını, 1971, s. 58-76.&lt;br /&gt;38. Rafael de Nögalis, Hilâl Altında Dört Yıl, çeviren ve tenkit eden Kaymakam Hakkı, İstanbul, Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliği Onuncu Şubesi Yayını, 1931, s. 20.&lt;br /&gt;39. Ibid., s. 18.&lt;br /&gt;40. Ibid., s. 17.&lt;br /&gt;41. Ibid., s. 28.&lt;br /&gt;42. Ibid., s. 23.&lt;br /&gt;43. Zeve, İstanbul, Van’ı Tanıma ve Tanıtma Cemiyet Yayınları, 1963, s. 12.&lt;br /&gt;44. Nögalis, op.cit., s. 25.&lt;br /&gt;45. Ibid., s. 26.&lt;br /&gt;46. Çelik, op.cit., s. 95.&lt;br /&gt;47. Çelik, op.cit., s. 84.&lt;br /&gt;48. Ergünöz, op.cit., s. 152.&lt;br /&gt;49. Çelik, op.cit., s. 89.&lt;br /&gt;50. Feigl, op.cit., s. 110-142.&lt;br /&gt;51. Feigl, “Wien,Van, Werfel”, Yakın Tarihimizde Van Uluslar Arası Sempozyumu, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1990, s. 46.&lt;br /&gt;52. Georges de Maleville, 1915 Osmanlı-Rus-Ermeni Trajedisi, çev. Nejdet Bakkaloğlu, İstanbul, 1998, s. 50.&lt;br /&gt;53. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1990, s. 11.&lt;br /&gt;54. Ibid., s. 54.&lt;br /&gt;55. Ibid., s. 72.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;DİĞER MAKALELER İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ TIKLAYINIZ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/celik.htm"&gt;1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları&lt;/a&gt;Hüseyin ÇELİK&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kodaman.htm"&gt;Ermeni Yanılgıları&lt;/a&gt;Bayram KODAMAN&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kantarci-1.htm"&gt;Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Şenol KANTARCI&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kasim.htm"&gt;Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Kamer KASIM&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/tacar.htm"&gt;Hukuki ve Siyasi Boyutuyla Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Pulat Y.TACAR&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/lutem.htm"&gt;Güncel Boyutuyla Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Ömer E. LÜTEM&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/aksu.htm"&gt;Uluslaşma Süreçleri Açısından Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Şener AKSU&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/akyuz.htm"&gt;Kurtuluş Savaşımız ve Farnsa'da Ermeni Propagandası&lt;/a&gt;Yahya AKYÜZ&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/arikan.htm"&gt;Türk Ermeni Kültür İlişkileri Üzerine&lt;/a&gt;Zeki ARIKAN&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/beyoglu.htm"&gt;Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu &lt;/a&gt;Süleyman BEYOĞLU&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/goyunc.htm"&gt;Osmanlı Devletinde Ermeniler&lt;/a&gt;Nejat GÖYÜNÇ&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/guler.htm"&gt;Lozan'dan Günümüze Ermeni Sorunu&lt;/a&gt;Ali GÜLER&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/erdem.htm"&gt;Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile Söyleşi&lt;/a&gt;K.Şule ERDEM&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/ilter-1.htm"&gt;Ermeni Kiliseleri ve Terör&lt;/a&gt;Erdal İLTER&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/ilter-2.htm"&gt;Mütareke ve Milli Mücadele Dönemi (1919-1922)'nde Mersin ve Tarsus'da Ermeni Mezalimi&lt;/a&gt;Erdal İLTER&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kalafat.htm"&gt;Türk Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut &lt;/a&gt;Yaşar KALAFAT&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kantarci-2.htm"&gt;Atatürk'e Atfedilen Ermeni İddiaları&lt;/a&gt;Şenol KANTARCI&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/karaca.htm"&gt;1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler&lt;/a&gt;Ali KARACA&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kilic.htm"&gt;1916'te Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler&lt;/a&gt;Davut KILIÇ&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/sarinay.htm"&gt;Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri&lt;/a&gt;Yusuf SARINAY&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/selvi.htm"&gt;Amerika Birleşik Devletlerinde Ermeni Faaliyetleri&lt;/a&gt;Haluk SELVİ&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/soysal.htm"&gt;Mümtaz SOYSAL'ın Orly Saldırısı Davası ile İlgili Uzman Tanık Beyanı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/135.htm"&gt;Orly Davası Hakkındaki Haber ve Yorumlar -Dış Basın- Yayın Organlarında-&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/kronoloji.htm"&gt;Kronoloji&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/142.htm"&gt;Fotoğraflar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/149.htm"&gt;Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/sozlesme.htm"&gt;1948 Tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmne&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/168.htm"&gt;Ermeniler Tarafından Türklere Katliam Uygulanan Yerleri Gösterir Cetvel&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/173.htm"&gt;Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kamu Görevlileri ve Yakınları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi38/bildiri.htm"&gt;Türkiye'deki Ermeni Apostolik Ortodoks, Ermeni Protestan Cemaatlerinin Sivil Temsilcilerinin Yayınladıkları Bildiri&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-8182876910554668678?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/8182876910554668678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=8182876910554668678&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8182876910554668678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/8182876910554668678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/02/1915-grg-taklarnca-van-ve-evresinde.html' title='1915 Görgü Tanıklarınca Van ve Çevresinde Ermeni Olayları'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116974408410827232</id><published>2007-01-25T18:54:00.000+02:00</published><updated>2007-01-25T19:20:36.010+02:00</updated><title type='text'>Armenian Issue-Allegations-Facts</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/intro/index.htmla" target="_blank"&gt;&lt;img style="WIDTH: 280px; HEIGHT: 83px" height="75" alt="Armeian Issue-Allegations- Facts" src="http://www.ermenisorunu.gen.tr/images/alt_01_eng.gif" width="120" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/intro/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;INTRODUCTION&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/relations/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;TURCO-ARMENIAN RELATIONS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;HOW THE ARMENIAN ISSUE CAME ABOUT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/massacres/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;MASSACRES OF THE TURKS BY THE ARMENIANS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/24041915/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;APRIL 24, 1915&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/relocation/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;RELOCATION&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/terrorism/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;ARMENIAN TERRORISM&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/diplomats/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;TURKISH DIPLOMATS KILLED BY ARMENIAN TERRORISTS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/answers/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;IMPORTANT QUESTIONS AND ANSWERS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/chronology/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;CHRONOLOGY&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/album/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;ALBUM&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/archive/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;ARCHIVE DOCUMENTS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/references/index.html"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:78%;"&gt;REFERENCES &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="baslik" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/relations/index.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;HOW THE ARMENIAN &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;ISSUE CAME ABOUT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;color:#000099;"&gt;PROPAGANDA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;We can easily say that the weakest point of Turks is propaganda. The situation was the same in the Ottoman State, as well; and it has been the same in the Republic of Turkey. For Turks propaganda meant responding the articles and false claims. That is, nothing but a passive effort aiming at self-defence. This approach provided the comfort and freedom of activity for the other side to lay the blame on Turkey. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The most intensive period, when the propaganda against Turkey and the Turks occurred in America, was the year 1923. Powell writes about its reasons as follows:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The reasons for the deep-rooted hostility against the Turks can be cited like that: The oppression policy against the Christian minority and especially the Armenians; secondly, religious prejudices and political propaganda. It is hard to say where the former ends and the latter one starts. Thirdly, the worry and the disappointment because of the re-emergence of a country, which we considered as defeated and disintegrated; and finally, the insistent rejection of the Turks to defend themselves.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Powell writes about the last reason in the page 32 of his book and in his article in 1922, he reports the conversation he had with Sultan Vahdettin, in Yildiz Palace and the statements of the Sultan as follows:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“Your newspapers and the magazines would not publish it, if we sent an article written by a Turk. If it was published, your people would not read this; if they read it they would not believe in it. Even if we sent an expert, who can express the Turkish opinion in your own language to America, can this person find unbiased masses of listeners?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Perhaps the words of the Sultan are right. Therefore, again in page 10 of the same book, it is said that one of the esteemed religious people of New England, whose name is not stated, says as follows: “I do not want to hear the truth concerning Turks. I have already changed my opinion about them.” This is because Turks were silent all the time and its opponents propagated against them and the religious and political considerations made an impression. Besides this, the mentality like “somehow or other it would not be published; even if it was published people would not read; even if it was read people would not believe”, was an associate element which caused the development of an approach against Turkey and production of an easy and quick result of contrary propaganda. Generally, almost in every country there is tendency to believe that the article in a newspaper gives facts.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;It is obvious how the religion factor and political considerations have an associate role in the development and adoption of a disadvantageous ambience against Turkey. When the wise propaganda is involved the situation becomes worse. The reality in the reflected news diminishes or is totally lost, let alone reflect unilateral news. In the book the statements given prove this thesis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“Events of violence were greatly exaggerated. Some of the violence supposed to have happened recently did not even occur. One of the local press representatives (Istanbul) of the American relief organisation told his friends frankly that he could only send the news against the Turks; because it was what earned him money.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The fact that they did not want to publish the report is not incomprehensible. Additionally, M. Venizelos laid all his weight. He objected to the publication of the incidents when the names of the witnesses were concealed and which were established without the presence of the Greek representative. It was rightful to behave like this not within the framework of the western commission but the local Greek authorities. The people, who unveiled the information against Greece lived in the regions under the Greek occupation and they could not be exposed to Greek retaliation. The same legal concerns were valid for the Bryce Report, which was about the treatment of the Armenians in the Ottoman Empire and the German brutality in Belgium. Despite the same reasons, the allied governments did not hesitate to publish the above mentioned reports.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The Bryce Report, that Toynbee mentioned, is the Blue Book of the British, of which he was the editor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;However, the opposite occasions seldom occurred. The British had to evacuate Baku on 18 September 1918. When the newspapers published this news, they mentioned the disloyalty of the Armenians. The British propaganda services seriously became anxious about it and tried to remove the effect of the news. The below mentioned lines of a memorandum, which was prepared with this objective, are very important:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“To discredit the Armenians means to weaken the struggle for Turkish hostility. It was difficult to eliminate the conviction that the Turkish people who were trying to with disasters continuously, are noble people. This news will revive this conviction and will harm the prestige of the Zionists and the prestige of Arabs. (...) The Turkish treatment towards the Armenians is the greatest leverage of the Government of the Majesty to provide the acceptance of the radical solution for the Turkish issue at home and abroad.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;It is useful to have a look at what kind of organisation the British established in order to take measures for the propaganda:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The first thing that I heard concerning the propaganda department was that on August 1914 in Walton Health Golf Club, on Sunday, following a lunch, Mr. T.P. O’Connor told Lloyd George that it was necessary to respond to the propaganda, which was launched by the German in America by distributing brochures in the streets, and giving them to the passengers getting of the ships. Upon this, Lloyd George said, see this issue, what can Charlie do, consider this. Masterman accepted it.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Mr. Masterman was an old Member of Parliament, and a member of the House of Commons. After this date, Mr. Masterman established the propaganda bureau and became the head of it. The presence of the bureau was concealed. Mr. Masterman resigned his post in the National Health Insurance Commission and he transformed the working place of this Commission “Wellington House”, into the headquarters of the bureau and it was recorded as “Wellington House” in the documents.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The activity domain of the “Wellington House” is described as follows:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“To disseminate the incidents like the struggle of the Allies; the efforts of the British; the things done by the Navy, Army and the merchant Marine; the economic and military capacities of the Empire, the reasons and the goals of the war; the crimes and the brutality of Germany and its allies; the struggle of Belgium, the incidents which prove the non-humanistic side of the submarine war. The means, which are used are books, brochures, magazines, diagrams, maps, posters, postcards, pictures, photographs and exhibitions.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;It was stated that only in Britain, the department published 17 million copies.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;At the end of the 3rd report of 118 pages concerning the activities of Masterman's Bureau, there is the list of the published brochures and the books. At the end of the second half of 1916, the number of the published brochures and books is 182. We come across the names of writers like Max Aitken, William Archer, Balfour, James Bryce, E. T. Cook, Conan Doyle, Alexander Gray, Archibald Hurd, Rudyard Kipling, A. Lowenstein, C. F. G. Masterman, A. J. Toynbee, H. G. Wells. One of the three books of Toynbee is “ The Tyrannies on Armenians”. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;All the references in the “Blue Book”, which was published by the Masterman’s Bureau and re-published by an Armenian publishing house in America, are the Armenian newspapers like “Horizon” published in Tiblisi, “Armenia” published in Marseilles, “Ararat” published in London, “Gotchnag” published in New York, and the Committee of Armenian Tyranny in America, which reflected the information that was collected from the missionaries. It is evident what kind of book it would be, which was based on these sources. In the meantime, it is useful to note that although the Armenians in Istanbul and Izmir were not replaced, in the map given in this book it looks as if they have been replaced.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;After the explanation on how the Blue Book was written, it is necessary to quote from two writers who studied these issues and how the propaganda materials was collected. The first writer is Arthur Ponsoby and the name of his book is “The Lies In the War Time”. Ponsoby was a member of the Liberal Party in the House of Commons as from 1910 until 1918. Later on, he was joined to the Labour Party. He was a person, who was against war. He published his book in 1928. The interesting parts which tell about the methods of propaganda are as follows:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The War-Office issued a circular and invited the Officers to report on the war incidents about the enemy and had added that the incidents did no have to be real, a normal probability was enough.” (Page 20)“Lies about brutality are one the most satisfactory ones: Especially in this country (Britain) and America, no war can be without them. To discredit the enemy can be considered as patriotism.” (Page 22)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“Even in ordinary incidents, of no importance, the witnessing of people would not create absolute confidence. At a moment when prejudices, enthusiasm, ambition and patriotism are mixed with sentiments, the statements made by a person has no value. It is impossible to block the dissemination of brutal stories. They were reiterated with brochures, posters, letters and speeches for many days. Popular figures, who would avoid to sentence their mortal enemies because of lack of evidence, did not hesitate be the leaders who accuse a nation of all kinds of brutalities and unnatural murders.”(Page 129)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“A photograph, taken by a camera has a great effect on the people because it is reliable. There is nothing more authentic than an instantaneous photograph. Nobody would think of doubting the authenticity of a photograph. Because of this, if it is false, it takes time to reveal it. During the war, the photograph assemblage became an industry. All the states did this; but the experts were the French.” (Page 135)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;This expression may seem vague. Therefore it is appropriate to give some examples:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“In Europe, soon after the news was realised about the storming of Ottoman Bank by Armenians and attacks on the Armenians, some of the artists from illustrated newspapers were sent to Istanbul to draw the pictures of brutal incidents. One of the well-known war correspondents, Mr. Melton Prior was among them. He was a man of energetic and determined nature. He had an independent character. He told me that he was in a very delicate position because of his special task. People in his country heard about brutal and violent incidents and were eager to see pictures about them. Since the deceased Armenians were buried, the women and children were not harmed and none of the Armenian churches were attacked, providing these pictures was a problem. Being an honest man who appreciated the Turks, he refused to contrive false pictures of scenes he had not witnessed. However, the others were not as honest as he was. Consequently, I saw, in an Italian illustrated newspaper, horrible pictures, which showed the massacred women and children.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“One of the up-front names, that was mentioned on the occasion of the so-called brutal correctional measures, was Musir Sakir Pasha, who was sent to Anatolia to make reforms. It was rumoured all over the world that while the Field Marshall was in Erzurum on October 1895 that is during Armenian Revolt, his chain watch in his hands, he was instructing the soldiers to kill the Armenians for one and a half hours more- two hours in some of the versions-... Taking into account the objective of our trip, we visited the British Consul, Mr. Graves; the Governor, Mehmet ªerif Rauf Pasha; The French Consul M. Roqueferrier and the Russian Consul, M. V. A. Maximov. We asked these people whether they believed the rumors about ªakir Pasha. M. Roqueferrier told us that these were ridiculous stories, that were made up for fun and he added some words of appreciation for Sakir Pasha.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“Russian Consul, M. Maximov said: It is not my responsibility to contradict these stories. What I can tell you about ªakir Pasha is that it is true that he is very brave and kindhearted. I have known him for long years. He is my friend. The British Consul, Mr. Graves said I was not there. I did not talk to him concerning this subject. However the Governor said that this is not true. This is sufficient for me because I believe what Rauf Pasha says without any hesitation.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“I asked Mr. Graves, “Do you suppose that any massacre would occur, if the Armenian rebels did not encourage the Armenian for the rebellion.” He replied, “certainly not. Not a single would have been killed.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Nevertheless, this information never published in the western press. As it is stated in these words&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;At the end of October (1922), the representative of the Near East Relief Organisation, late Miss Annie T. Allen and Miss Florence Billings sent a report to the headquarters of the organisation in Istanbul. The report, consisted of the condition of the Turkish villages, which the Greeks set on fire while they were retreating. The organisation never published the report, as Lloyd George did not publish the Bristol Report concerning the catastrophe in Izmir caused by the Greeks.” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Truly, Lloyd George did not publish the Bristol Report. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“During the massacres in 1905, many photographs were taken in Russia. These photographs belonged to a group of corpses, surrounded by a crowd. One of these photographs was published in “Le Mirroir” on 14 June 1915 under the headline of "the murders in Poland by the German gangs". Similar pictures, were published in many other newspapers.” (Page 136)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The second writer is Allen Lane and the name of the book is “Evdeki Atesi Yanik Tutun” (Keep the Firs at Home on). The first page of the book gives, the speech given by the US. President Coolidge on the occasion of Journalists Association. The President says the following: “The propaganda tries to reflect some parts of the incidents; block the relations between one and another and come to conclusions, which are impossible to attain if the series of the incidents are examined thoroughly.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Some of the passages from the book are as follows:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The objective of the propaganda is to simplify. It creates a way of thinking, which will vindicate the fights, with the continuous reiterations for a long time. It does this through the methods which the organisations responsible for propaganda and the news agencies will accept. The propagandist will create simple and believable descriptions and fiction because these will fit the beliefs which the people are actually invited to believe. As Gobel said in the successive war, “propaganda is to submit evidences, which people cannot find and verify by themselves, to naive people the issues, they think over and have wished for. (Page 3) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“In the time of war, this is, above all, to create the expected outlook and behaviour of the enemy in accordance with the prejudices about their behaviour. This necessitates concealing of the news that will make the enemy look and the submission of the news in a way, that will always arouse hatred for the enemy.”(Page 3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The brutal stories appear in every war. The goal is to create an image which is inspired by war and which will arouse fear on it.”(Page 3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“War is presented to the people by means of universal and simple ideals on which nobody can oppose and which are known by everybody. These ideals are the symbols of the national virtues such as freedom, justice, democracy, and Christianity.” (Page 4)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“Characteristic brutal stories have come from the correspondents, who are far from the operation area. Unchangeably, these are told by some of the refugees whose identities were concealed. More than after these stories give second-hand information” (Page 84).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The subject of propaganda can be summarised by the words of C.F. Dixon Johnson:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;“The emergence of the stories concerning the massacre of the masses is disadvantageous for Turkey at the final vindication. We do not hesitate to reiterate that this is the evident objective of the direction of the British Government’s policy. The nation, with which we have close alliance ties and which is co-religionist of millions of our citizens, is accused of committing horrible crimes against humanity by relying on the evidences, which are exaggerated considerably and shamelessly. There is no need to apologise for trying to accuse it honourably.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;strong&gt;REFERENCE&lt;/strong&gt;:Gürün, Kamuran, Ermeni Dosyasi, TTK Basimevi, Ankara, 1983, pp. 40-44&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a class="baslik" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/index.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;HOW THE ARMENIAN ISSUE CAME ABOUT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;ARMENIAN COMMITTEES&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/hinchak.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Hinchak&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/hinchak.html#1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Program&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/hinchak.html#2"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Activities&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The Tashnak Terrorist Organization&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The Structure of the Organization&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#2"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Aims&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#3"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Strategies and Policies&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The Congresses of Vienna and Munich&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#5"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Support and Connections&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#6"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;Political Developments&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="menu" href="http://www.ermenisorunu.gen.tr/english/armenian_issue/tashnak.html#7"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt;The Media&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116974408410827232?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116974408410827232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116974408410827232&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116974408410827232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116974408410827232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/armenian-issue-allegations-facts.html' title='Armenian Issue-Allegations-Facts'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116937588731624341</id><published>2007-01-21T12:36:00.000+02:00</published><updated>2007-01-21T12:38:07.503+02:00</updated><title type='text'>* Ermeni Zulmü-Şahitler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Doğu'da Ermeni Zulmü Gören Vatandaşlarımızın İfadeleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* 1&lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk01.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;326 (1910) doğumlu Sarıkamış’ta oturur Ahmet oğlu Ismail COŞKUN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk02.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Inönü Mahallesi’nde oturur 1323 (1907) doğumlu Şevket oğlu Hacı Lezgi URAY&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk03.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Inönü Mahallesi’nde oturur Memo oğlu 1329 (1913) doğumlu Aslan DOĞAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk04.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Karaurgan Nahiyesinde oturur Kahraman oğlu 1319 (1903) Erzurum ili Narman ilçesi Mıhger  (Taşburun) doğumlu Cemal POLAT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk05.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış, Karaurgan nahiyesinde oturur Mehmet oğlu 1320 (1904) Kötek (Karaurgan) doğumlu Celil NAMLI&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk06.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Kurban çayır Köyü’nde oturur 1315 (1899) doğumlu Seyfal oğlu İskender ÇAKMAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk07.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış, Sırataşlar Köyü'nde oturur 1321 (1905) doğumlu Osman oğlu Arif AYGUN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1314 (1898) doğumlu aslen Aşkale, Abdalçık Köyü’nden olup Sarıkamış Yeniköy’de oturur, İsa oğlu Osman ÇAKICI&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk09.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Aslen Pasinler Agelik köyünden olup, Kötek’te büyümüş, şimdi Karaurgan nahiyesinde oturur 1314 (1898) doğumlu Aziz oğlu Nevrak KILIÇ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk10.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Abdullah oğlu Seyran'dan olma 1327 (1911) doğumlu Bekir MERCAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk11.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kurban oğlu Elif ten olma 1315 (1899) Zakim (Şenkaya’ya bağlı) doğumlu Seyfal ŞAFAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk12.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Fatma’dan olma 1327 (1911) doğumlu Abdi oğlu Sarıkamış’ta oturur Mevlüt GÖKALP&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk13.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Atife'den olma 1320 (1904) Erzurum doğumlu İbrahim oğlu Halil GÖKMEN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk14.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Hanife’den olma 1323 (1907) Bozat Köyü doğumlu Sarıkamış’ta oturur Bekir oğlu Battal ÖĞÜN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk15.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Divik (Yayıklı) Köyünden; Cafer oğlu Hanife’den olma 1329 (1913) doğumlu İsa KOÇ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk16.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Divik (Yayıklı) Köyünden; Ali oğlu Almas’dan olma 1333 (1917) doğumlu Selim KOÇ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk17.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Divik Köyü (Yayıklı)’nden; Hasan oğlu Basra’dan olma 1312 (1896) Esat AKBULAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk18.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Divik (Yayıklı) Köyü’nden; Mustafa oğlu Hazal’dan olma 1328 (1912) doğumlu Kerem GÜMÜŞ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk19.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Yağbasan Köyünden; Aziz oğlu Tükez'den olma Beşir ŞAHİN 1318 (1902)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk20.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Yukarı Sallı pınar Köyü’nden; Yakup oğlu Ağca’dan olma 1324 (1908) Emrullah KAYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk21.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Yukarı Sallı pınar Köyü’nden; 1298 (1882) doğumlu Perizat ÇAKIR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk22.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Boyalı Köyü’nden; Yusuf oğlu Sultan’dan olma 1328 (1912) doğumlu EŞREF COŞKUN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk23.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Boyalı Köyü’nden; İsmail kızı, Fedi’den olma 1329 (1913) doğumlu Sayat İPİN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk24.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Boyalı Köyü'nden; Garip oğlu, İsmihan'dan olma 1326 (1910) doğumlu Hüseyin İPİN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk25.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Verişan (Gürbüzler Köyü’nden); Kurban oğlu Cevahir’den olma 1313 (1897) doğumlu Mustafa KARA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk26.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Mescitli Köyü’nden; Ali oğlu Güli’den olma 1317 (1901) doğumlu Taceddin TOPKAYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk27.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Karahamza Köyü'nden; Mehmet oğlu Ayşe'den olma 1312 (1896) doğumlu İsmail ÇİÇEK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk28.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Eski geçit Köyü’nden (Bezirgangeçit); Coşkun kızı Behiye’den olma 1320 (1904) doğumlu Şikar KARADAĞ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk29.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Eskigeçit (Bezirgan-geçit) Köyü’nden; Kahraman oğlu Peri’den olma Hüseyin KARADAĞ (1880 doğumlu)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk30.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Şehitemin (Alakilise) Köyü’nden; Ali oğlu Halime’den olma 1329 (1913) doğumlu Halil ÇOLAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk31.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Hamamlı Köyü’nden; İsmail oğlu Asya’dan olma 1912 doğumlu Tayyar GÜNAY&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk32.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;İnkaya (Aşağı Micingert) Köyü’nden; Mustafa oğlu Gülli’den olma 1308 (1892) doğumlu Musa ARAS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk33.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sırbasan Köyü'nden; Behri oğlu Yasemen'den olma Hakkı AKIN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk34.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Handere Köyü’nden; Mehmet oğlu Zaliha’dan olma 1299 (1883) doğumlu Abbas GÜL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk35.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Handere Köyü’nden; 1312 (1896) doğumlu Tufan kızı Fadime’den olma Seyyare YILDIZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk36.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Isısu (İssisu) Köyü’nden; İsmail Oğlu Muhteber’den olma 1309 (1893) doğumlu Ali YILMAZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk37.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Boyalı Köyü’den; Hüseyin oğlu Sona’dan olma 1329 (1913) doğumlu Rıza AYDIN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk38.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Çardakçatı (Çürük) Köyü’den; Seveş oğlu Kamer’den olma 1329 (1913) doğumlu Ferik ALKAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk39.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Belencik (Şadvan) Köyü’nden; Salman oğlu Adile’den olma 1326 (1910) doğumlu Taceddin SONGÜL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk40.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Belencik (Şadvan) Köyü’nden; Bilal oğlu Tükez’den olma 1317 (1901) doğumlu Mehmet SAYLAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Şehit-Emin (Alakilise) Köyü’nden; Ali oğlu Sultan’dan olma 1300 (1884) doğumlu Hacı TAŞ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Gecikmez (Hopveran) Köyün’den; Süleyman oğlu Gülizar’dan olma 1305 (1889) doğumlu Veli KÖSE&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Gecikmez Köyü’nden; Maruf oğlu Zeynep’ten olma 1326 (1910) doğumlu Hüseyin ÇETİNKAYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Odalar Köyü’nden; Mustafa Oğlu Küni’den olma 1328 (1912) doğumlu Esat BOZTOPRAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Güllüce Köyünden; Ömer ERDEN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kazıkkaya Köyü’nden; Bekiroğlu Zeynep’ten olma 1322 (1906) doğumlu Fetullah YILDIZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kazıkkaya Köyü’nden; Süleyman oğlu Nazlı’dan olma 1323 (1907) doğumlu Halit BORA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Başköy Köyü’nden; Süleyman oğlu Hazal’dan doğma 1330 (1914) doğumlu Ali POLAT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Balıklı Köyü’nden; Mehmet oğlu Süreyya’dan olma 1327 (1911) Ali KARADENİZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kekeç Köyü’nden; Ömer oğlu Cevahir’den olma 1328 (1912) doğumlu Çeto TAŞ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kekeç Köyü’nden; İskender kızı Emine’den olma 1908 doğumlu Behiye EKİNCİ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Zeynep’ten olma Selim Akpınar Köyü’nden 1337 (1921) doğumlu Hacı Muhammed oğlu Abdullah BELED&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kızılçubuk Köyünden; 1320 (1904) doğumlu Ziya ERDOGU&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Yayıklı Köyünden gelme Sarıkamış’ta oturur, Mehmet oğlu Hanife’den olma Ömer BİNİCİ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Alisofu Köyü’nden; 1315 doğumlu Reşit oğlu Hasan EJDER&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Mahmut oğlu Kağızman’da oturur Hamza AYDIN 1324 (1908)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış’ta oturur; Sipkor doğumlu Mustafa oğlu Ağa EKİNCİ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Şerif Oğlu Hazal’dan olma 1327 (1911) doğumlu Kerim KARABULUT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Dursun Oğlu Seyran’dan olma 1312 (1896) doğumlu Fethi ÇELİK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Mürsel oğlu Emine’den olma Uskahat (Narman’ın köyü) doğumlu İbrahim ŞİMŞEK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1310 (1894) doğumlu Çile’den olma Sarzkamış Cumhuriyet Mahallesinde oturur Çeto oğlu Behri YILDIZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1316 (1900) doğumlu Nafiye’den olma Sarıkamış Gaziler Meydanı’nda oturur Mehmet AKAR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış İstasyon Mahallesi, Kızılçubuk Köyü Yolu’nda oturur Medine’den olma Yusuf kızı Pamuk ŞEN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Mescitli Köyü’nde oturur İsmail oğlu Eehime’den olma 1317 (1901) doğumlu Recep AYGÜN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;İsmail oğlu Esma’dan olma 1329 (1913) doğumlu Sarıkamış’ta oturur Yusuf BEDEL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kağızman’a bağlı Kızılveren Köyünden 1898 doğumlu Yusuf oğlu Zeynep’ten olma Abi ABAT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1312 (1896) Sarıkamzş Eşmeçayır Köyü’nden Hayal’den olma İsmail oğlu Nadir POLAT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Karahamza Köyü’nden Hüseyin oğlu Leyla’dan olma 1325 (1909) doğumlu Ahmet EKİNCİ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Ali Rıza oğlu Süsember’den olma 1334 (1918) doğumlu Rüstem AKBULAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1901 doğumlu Bardız Çilhoroz’da (Şenkaya) oturur Gülhanım TEMUR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış’ta oturur 1321 (1905) doğumlu Ismail oğlu Kurbani AKAR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış'ta oturur Şerife'den olma Osman kızı 1902 doğumlu Ahizer DURSUN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Odalar Köyü’nden Atar TAŞ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Erzurum’da doğmuş Hüseyin kızı Gülhanım GENÇDOGAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1316 (1900) Sarıkamış’ta oturur Ismail oğlu Hıdır CIHANGIR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış İstasyon Mahallesi’nde oturur Mecit GULTEKIN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1327 (1911) Erzurum doğumlu Dede Mahmut oğlu Mehmet GOKALP&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kürkçü (Şenkaya) Köyü’nden Zeyno DEMİR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Selim (Kars)’ın Berne (Koyunyurdu) Köyü’nden Emir AĞBABA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kalebaş (Sarıkamış) Köyü’nden 1312 (1896) doğumlu Kudret KAZANCI&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Erzurum Şeyhler Mahalesi’nde oturur 1907 doğumlu İbrahim MALACI&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Kağızman nüfusuna kayıtlı Sarıkamış İstasyon Mahallesi’nde oturur 1877 doğumlu Sultan ARAS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Katliamın yapıldığı sırada Piralı (Horasan) Köyü’nde bulunan (şimdi Sarıkamış) Kazım Karabekir Mahallesi’nde oturur 1900 doğumlu Ayşe PİRİM&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Beşyol (Sarıkamış) Köyü’nden İbrahim KARADENİZ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1903 doğumlu Sarıkamış Kızılçubuk Köyü’nde oturur Hüseyin TOPRAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış İstasyon Mahallesi’nde oturur, Kamil DURSUN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1310 (1984) Cavlak (Selim) doğumlu Mahmut oğlu Melek’ten olma Elbeyi DOGAN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Yeni Mahallede oturur 1908 doğumlu Şükrü BALCI&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Mollamustafa (Selim) köyünden Halime KARADENİZ (1895)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Yağbasan Köyü’nden; 1309 (1893) doğumlu Hatice’den olma Ahmet oğlu, Şükrü BAYRAK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış’ta oturur, Yusufeli doğumlu Gülizar’dan olma, Ali kızı 1901 doğumlu Gülsün CİVELEK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Erzurum Yeşilyayla (Arzıtı) Köyü’nden 1908 doğumlu Hayrettin TURKOGLU&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Subatan (Kars) Köyü’nden 1329 (1913) doğumlu Şaban oğlu Sümbül’den olma, Sıtkı KAYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Gülizar’dan doğma Abbas oğlu 1328 (1912) doğumlu Sarıkamış’ın Kara pınar Köyü’nde oturur Hacı Rıza KARAKURT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Yeni Mahalle’de oturur Dursun DAL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış Cumhuriyet Mahallesi’nde oturur, Tacettin GÜL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;1895 doğumlu Sarıkamış Erenler Mahalesi’nde oturan Koca BİNİCİ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Şenkaya’nın Bardız Nahiyesi’nde oturur Lütfü ÇAKMUR'un yazdığı şiir:&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;* &lt;a href="http://www.mersin.edu.tr/ermenisorunu/ezk.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Sarıkamış, Handere Köyü’nden Yusuf oğlu Nazlı’dan olma 1331(1915) doğumlu Hasan Öztürk'den derlenen türkü&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116937588731624341?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116937588731624341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116937588731624341&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937588731624341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937588731624341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/ermeni-zulm-ahitler.html' title='* Ermeni Zulmü-Şahitler'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116937372458461731</id><published>2007-01-21T11:54:00.000+02:00</published><updated>2007-01-21T12:02:04.660+02:00</updated><title type='text'>* Genelkurmay Başkanlığı Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Lütfen Aşağıdaki Linkleri Tıklayınız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/bakanlar_kurulu_karari.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Ermenilerin Göç Ettirilmesi Hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;* K&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/karabekir_pasa_rapor.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;.Karabekir Paşanın Ermenilerin Yaptıkları Katliamı Bildiren Raporu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;* O&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/gorevli_ermeniler_liste.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;smanlı Ordusunda Görevli Ermenilerin Listesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* T&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/talat_pasa_emir.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;alat Paşa'nın Ermeni Komitacıların Tutuklanması Emri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* T&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/techire_tabii_tutulan.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ehcire Tabii Tutulan Ermenilerin Oturdukları Yerler ve Sayıları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tsk.mil.tr/ermeni_sorunu_salonu/fotograf.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Fotoğraflar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt; &gt;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116937372458461731?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116937372458461731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116937372458461731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937372458461731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937372458461731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/genelkurmay-bakanl-belgelerle-ermeni.html' title='* Genelkurmay Başkanlığı Belgelerle Ermeni Sorunu Salonu'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116937311513639875</id><published>2007-01-21T11:51:00.000+02:00</published><updated>2007-01-21T11:51:55.496+02:00</updated><title type='text'>* Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Lütfen Aşagıdaki Başlıkları Tıklayınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;E&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=99"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;rmenilerin Suriye'ye Nakli: Sürgün mü, Soykırım mı? Belgeler&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=91"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;1915 Tartışılırken Gözden Kaçırılanlar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=92"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Cemal Paşa Cinayeti&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=93"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Soykırım İddiaları Alçakca&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=94"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Ölüleri Eşitlemeyi Bırakmalıyız&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=95"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Türk-Ermeni Anlaşmazlığının Siyasi Kökenleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=97"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;'Soykırım' Sanal Din Haline Geldi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=98"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Talat Paşa Cinayeti&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=100"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Talat Paşa'nın Diyarbakır Vilayeti'ne Gönderdiği Telgraf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=102"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Arnold Toynbee'nin Ermeni Sorununa Bakışı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=103"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Tezler Çürütülecek Mahçup Olacaklar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=105"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Türkiye Ermenilere Hodri Meydan Diyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=107"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Prof. Dr. Hikmet Özdemir'in CNN Türk Manşet Programındaki&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=111"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;***** TTK'nın Ermenilerle İlgili Yayınladığı Kitaplar *****&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=113"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Belleten'de Yayınlanan Makaleler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=114"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Belgeler'de Yayınlanan Makaleler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=115"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Tarih Kongrelerinde Sunulan Bildiriler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;http://www.ttk.org.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116937311513639875?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116937311513639875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116937311513639875&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937311513639875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116937311513639875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/trk-tarih-kurumu-ermeni-aratrmalar.html' title='* Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116916679861621915</id><published>2007-01-19T02:24:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T02:36:54.710+02:00</updated><title type='text'>* Kitap</title><content type='html'>&lt;a href="http://e-magaza.ttk.org.tr/switch.php?file=ProductInfo&amp;cat_id=84&amp;amp;product_id=1777"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/2706/1876/320/627258/_big_1132919372.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://e-magaza.ttk.org.tr/switch.php?file=ProductInfo&amp;cat_id=84&amp;amp;product_id=1777"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915 - 1917&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://e-magaza.ttk.org.tr/switch.php?file=ProductInfo&amp;cat_id=84&amp;amp;product_id=1777"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:130%;color:#990000;"&gt;XVI. Dizi - Sa. 110 2005 , Kemal ÇİÇEK&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://e-magaza.ttk.org.tr/switch.php?file=ProductInfo&amp;cat_id=84&amp;amp;product_id=1777"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Açıklama&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;Bu kitapda, 27 Mayıs 1915 tarihinde Ermenilerin göç ettirilmesi kararının alınması ve uygulama süreci, arşiv belgeleri kıyaslanmak suretiyle ele alınmış, zorunlu göç ettirmenin Ermenilere karşı sinsi bir imha plânı olmadığı ortaya konulmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116916679861621915?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116916679861621915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116916679861621915&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116916679861621915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116916679861621915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/kitap.html' title='* Kitap'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116915897281284980</id><published>2007-01-19T00:06:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:36:33.093+02:00</updated><title type='text'>* Soykırım-[Genoside] nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;Ermenilerin Suriye'ye Nakli [Tehcir]: Sürgün mü, Soykırım mı?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Soykırım (genoside)&lt;/span&gt;,&lt;/strong&gt; 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,&lt;br /&gt;2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,&lt;br /&gt;3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,&lt;br /&gt;4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,&lt;br /&gt;5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Osmanlı Devleti’nin Ermenileri ihraç kararının ve uygulamasının, yukarıda tanımı yapılan “soykırım”a uyup uymadığını değerlendirmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;1915'te meydana gelen iskân uygulamaları ve bu uygulama sırasında meydana gelen olaylar, yukarıdaki tanıma göre bir soykırım olarak adlandırılabilir mi ? Bu sorunun cevabını vermek için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı toplu imha hareketiyle, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere tehcir uygulamasını karşılaştırmak bizleri doğru sonuca götürecektir. Osmanlı Devleti ihraç ettiği Ermenilere nasıl bir uygulama yapmıştır ? :&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;1- Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin belli bir coğrafyadakilerini nakletmiştir. Nakil, Osmanlı Devleti'ne karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamaktadır.&lt;br /&gt;2- Nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir coğrafyaya göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evlere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir.&lt;br /&gt;3- Göçen Ermenilerin tüm ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafından "Muhacirîn tahsisatı"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanlar tehcir kapsamı dışında tutulmuştur.&lt;br /&gt;4- Göçe tabi tutulanlar, Nazilerin toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafından evler yapılması, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilâyetlerin belirlenerek, nüfus kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır.&lt;br /&gt;5- Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmuş, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları için izin verilmiştir. Konsolos raporlarına göre, bu yabancı sağlık mensuplarından bazıları bulaşıcı hastalık nedeniyle ölmüştür.&lt;br /&gt;6- Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş izni verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir.&lt;br /&gt;7- Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma görevlendirilmiş, suistimalde bulunan görevli ve halktan kimseler mahkeme edilerek cezalandırılmıştır.&lt;br /&gt;8- Zorunlu göçten kurtulmak için müslümanlığı kabul ettiğini söyleyenlerde göç ettirilmiş, fakat bir müslümanla evlenmiş kadınlar göçten muaf tutulmuştur. Bu gibilere, savaş sonrasında çıkarılan bir yasa ile, istedikleri takdirde eski dinlerine dönebilme imkânı tanınmıştır.&lt;br /&gt;9- Savaş, kuraklık, çekirge istilâsı, seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta Amerika olmak üzere çeşitli devletlerin yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmiş, bunlar tarafından Suriye’deki Ermenilere yardım edilmiştir.&lt;br /&gt;10- Savaşın sona ermesiyle birlikte, devlet tarafından çıkarılan "geri dönüş kanunu" ile göçmenlerin evlerine dönmeleri sağlanmış, Ermeni Patrikhanesi’nin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Evet belgelere göre zorunlu göçün henüz sona erdiği 3 Şubat 1915 tarihi itibariyle Suriye’de 500 bin Ermeni göçmenin mevcut olduğunu görüyoruz. Bu rakam, aslında bir milyon Ermeninin göç sırasında öldüğünü rapor eden bütün konsolos raporlarını yalanladığı gibi, Osmanlı Devleti’nin, muhtaç göçmenlere yardım için uluslararası kuruluşlara kamp kapılarını açtığını, dolayısıyla sadece Suriye'de 486 bin kişiye yardım edilmesine izin vermek suretiyle, Ermenileri imha düşüncesinde olmadığını ispat ediyor. Buna bağlı olarak, göç bölgelerindeki Ermenilerin belli bir kesiminin zorunlu göç kapsamına alınması, diğerlerinin evlerinde bırakılması, “etnik temizlik” veya "soykırım" iddialarını tümüyle ortadan kaldırıyor. Nitekim özellikle ülkenin İstanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe tabi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde yer alıyor. Ayrıca göç kapsamındakilerin topluca imha edilmesi gibi bir art niyetin olmadığını, göç edeceklere hazırlanmaları için süre verilmesi de gösteriyor. Hele hele göçe tabi tutulanların, gittikleri yerlerde, gel-dikleri şehirler de belirtilmek suretiyle, nüfus defterlerine kaydedilmelerinin emredilmesi, hayatlarını devam ettirebilmeleri için ziraate uygun bölgelere yerleştirilmelerinin istenmesi, imha düşüncesiyle bağdaşmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Bütün bu saydıklarımızla, Nazi Almanyası'nda Yahudilere uygulanananlar arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu durumda 1915'te cereyan eden olayların soykırım olarak tanımlanması mümkün değildir. Nitekim soykırım olduğunu iddia edenler, bugüne kadar "soykırım"ı ispat edecek bir belge sunamamışlardır. Tezlerini kuvvetlendirebilmek için, Talat Paşa'ya atfedilen sahte telgraflar ortaya atmışlardır. Ancak bu telgraflar üzerinde yapılan incelemede, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin, o tarihte o vilâyette valilik yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa'nın imzasının sahte olduğu ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Soykırım iddiasında bulunanların en önemli açıklarından biri de, 1915'ten itibaren öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısının sürekli yükseltildiğidir. 600 binlerden başlayan rakamlar, günümüzde 1,5 milyona çıkarılmıştır. Halbuki, o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1,5 milyon olarak gösterilmekte, hattâ Ermeni Patrikhanesi bile 1,915,000 rakamını vermekteydi58. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia Ormanian da Ermeni nüfusunu 1,895,400 olarak vermektedir59. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Aşağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir :&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynağın Yılı Yazarı Osmanlı Ermenileri&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1892 Vital Cuinet 1.475.011 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1896 Felix Weber 1.000.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1901 H. F. B. Lynch 1.325.246 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1901 Lodovic de Constenson 1.383.779 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1910 Encyclopedia Britannica 1.500.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1913 Ermeni Patrikhanesi 1.915.651 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1913 Lodovic de Constenson 1.400.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1914 Daniel Panzac 1.5-1.600.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1914 Justin McCarthy 1.698.303 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1914 Osmanlı nüfus sayımı 1.229.007 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1914 Stanford J. Shaw 1.294.851 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1914 David Magie 1.479.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1919 Dr. Lepsius 1.500.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1923 Claire Price 1.500.000 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;* 1923 E. Alexander Powell 1.500.000&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Oysa ki, 1919 yılı itibariyle, Osmanlı topraklarından diğer ülkelere gerçekleşen göçlere rağmen, Amerikan arşiv belgelerinde bulunan ve Ermeni Patrikhanesi’nce, diğer ülkelere göçenler hariç, sadece Anadolu’daki evlerine geri dönenler 644,900 olarak verilmekte, bütün dünyadaki Osmanlı Ermenilerinin sayısı ise 1,200,000 olarak gösterilmektedir. Bu durumda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia edenlere şu soru sorulabilir. Ölen Ermenilerin toplu mezarları nerededir ? Zira her bir toplu mezarda 500 kişi olsa, 3,000 toplu mezar olması gerekirdi ki, Anadolu'nun her kazma vurulan yerinden toplu mezar çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Son olarak, savaşın sone ermesinden ve İstanbul’un İtilâf devletlerinin eline geçmesinden sonra, katliam iddialarına karşı Osmanlı Devleti, dört tarafsız ülkeye resmen başvurarak konuyu araştırmak için ikişer hukukçu talep etmiştir. İyi niyetle yapılmış bu talep, başvuru yapılan İspanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç tarafından reddedilmiştir. Aslında bu durum, o dönemde dahi sorunun siyasî olduğunu ve çözümün istenmediğini ortaya koymaktadır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Bu dokümanın tamamını PDF olarak açmak İçin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&gt;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/templates/resimler/File/01.pdf"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt; &lt;&lt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116915897281284980?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116915897281284980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116915897281284980&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116915897281284980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116915897281284980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/soykrm-genoside-nedir.html' title='* Soykırım-[Genoside] nedir?'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-116914143320180523</id><published>2007-01-18T19:26:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:40:37.450+02:00</updated><title type='text'>* Genelkurmay'dan Yeni Ermeni Belgeleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Genelkurmay Başkanlığı'nın "Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın dizisinin 3 ve 4'üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları'nca yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Kapaklarında Ermeni terör örgütlerince 15 Temmuz 1915'te Diyarbakır Lice'de öldürülen Türkler ile yine 23 Temmuz 1915'te Diyarbakır'ın Hızırilyas Köyü'nde katledilen kadınlar ve çocukları gösteren fotoğrafların yer aldığı kitaplar Türkçe ve İngilizce yayınlanırken Osmanlıca orijinal belgelere yer verildi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;ATASE ve Denetleme Daire Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara yazdığı sunuşta "Dün, bugün ve gelecek çizgisinde, toplumların tarihten öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi. Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin doğruluğunun belgelerle kanıtlandığına dikkat çekerken, "Tarihe mal olmuş olayların da bilimsel ölçütlerde değerlendirilmesi ancak belgelerle yapılabilir" dedi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin hangi düzeylere vardığını gösteren belgelerin düşündürücü olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak göründükleri halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni terör örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti. Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle dedi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;"Hukukun üstünlüğü prensibi, devletlerin temel prensiplerindendir. Bu belgelerde açıkça görülecektir ki Devlet, her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü prensibinden ödün vermediği için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da özenle sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde fırsat tanımamıştır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;EMİRLER PARİS MERKEZLİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Kitaplardan 3'üncü ciltte Ekim 1914'te Talat Paşa ve Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla ilgili olarak yakalanan Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri, hazırlanan iddianame, suikast girişiminin dış bağlantısı, örgüt militanlarının kışkırtılması, yargılananlar hakkında verilen kararların dayandığı Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri yer alıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;3'üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise Türklere yönelik katliamları ve suikastleri gerçekleştiren Hınçak örgütünün karar vericilerinin "Paris merkezli" faaliyet göstermeleri ve oradan "emir" almaları. Tüm örgüt üyeleri Hınçak'ın Paris merkezli olduğunu ve emirlerin oradan alındığını açıklıyorlar. Artin Cihan Gülyan 9 Şubat 1915 deki ifadesinde şu açıklamaları dikkat çekiyor :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;"-En büyük merkeziniz neresidir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Paris&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;-İstanbul merkezi nasıldır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya, Rusya, Amerika, ve İran'daki şubeler doğrudan doğruya Paris'e bağlıdır. Türkiye içindeki şubeler Türkiye merkezine bağlıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;-Genel kongreyi hangi merkez teklif eder?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif eder." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Hınçak üyesi Arzruni Efendi'nin 10 Şubat 1915 tarihli ifade tutanaklarına şöyle yansıyor: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;"-O halde gerek Türkiye ve gerekse diğer devletlerdeki merkez ve şubeler tamamen Paris'e bağlıdırlar, değil mi? Onun tarafından bir kongre toplanması teklif edilirse, kabul etmeye mecbursunuz değil mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;-Evet, doğal olarak bağlıyız, kongre teklifini önceden söylemiştim. Teklif ettiği zaman kabul etmek zorundasınız." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Kilis Ermeni Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyan'ın ifadesinde ise "Kulüp defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne demektir" sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti üyelerini anlarız. Müfreze de partidir" yanıtı dikkat çekiyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Kitabın 4'üncü cildinde ise Ermeni emelleri, terör faaliyetlerine karışan Ermeni teröristlerin idam kararları ve Padişah Mehmet Reşat'ın buna ilişkin onay kararı, Hınçak örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son Hınçak Örgütü'nün ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli amaçlarının ifade edildiği bildirge ile bomba imha edip saklayanlar ile gizlice örgüt üyelerine verenler hakkındaki mahkeme kararları yer alıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNTÜ VERİCİ EYLEM" DEYİMİ KULLANILDI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Hınçakyan örgütünün 7 numaralı genelgesindeki "Geçirmekte olduğumuz önemli günler, Türkiye Ermenilerinin kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini belirleyebileceğinden şu anda illerdeki Ermenilerin azimli, kararlı ve kendilerine yakışacak surette hareket etmeleri lazımdır. İşte bundan dolayı ortaya çıkan durumu ve üzüntü verici eylemleri bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a title="http://www.hurriyet.com.tr/" href="http://www.hurriyet.com.tr/"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kitabı Nasıl Elde Edersiniz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#330000;"&gt;"Açıklamada, ''Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918'' adlı belge kitapların, Genelkurmay ATASE Başkanlığının satış bürosundan doğrudan alınabileceği gibi Ziraat Bankası Saraçoğlu Şubesi 3408764 No'lu hesaba kitap ücretinin yatırılmasıyla da temin edilebileceği belirtildi.&lt;br /&gt;Açıklamada, kitabın ücretinin bankaya yatırılmasının ardından dekont, kitap listesi, kimlik fotokopisi, açık adres ve telefon numarasının Genelkurmay ATASE Başkanlığına (06100 Bakanlıklar/Ankara) posta veya fax (0312 417 01 32) ile iletilmesi halinde kitabın ödemeli olarak kargoyla gönderildiği kaydedildi. Kitapların 1. ve 2. ciltleri 10 YTL, 3. ve 4. ciltleri ise 15 YTL'ye temin edilebilecek."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-116914143320180523?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/116914143320180523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=116914143320180523&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116914143320180523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/116914143320180523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2007/01/genelkurmaydan-yeni-ermeni-belgeleri.html' title='* Genelkurmay&apos;dan Yeni Ermeni Belgeleri'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-114106793397074589</id><published>2006-02-27T21:00:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:41:47.336+02:00</updated><title type='text'>* Ermenilerin Yaptığı Hocalı Katliamı</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a name="hocali"&gt;HOCALI KATLİAMI&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Rus ordusunun desteğiyle, silahlı Ermeniler Hocalı kentinde 25 Şubat 1992'de insanlık dışı bir katliam yaptı. Birkaç saatte aralarında kadın ve çocukların da olduğu 613 kişi katledildi...&lt;/p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;Yukarı Karabağ bölgesinde terör estiren silahlı Ermeni grupları, Rus ordusunun 366'ıncı birliğinin de desteğiyle bu bölgedeki Hocalı kentini 25 Şubat 1992 akşamı kuşatma altına aldı.&lt;br /&gt;Savunmasız kente kolayca giren silahlı gruplar, birkaç saat içinde aralarında kadın ve çocukların da olduğu 613 kişiyi öldürdü. Daha sonra yapılan araştırmalar sırasında, öldürülenlerin bir bölümüne işkence yapıldığı da belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;Kentte birkaç gün süren katliam, talan, tecavüz gibi olaylardan sonra 487 kişi bölgeden yaralı olarak kurtulabilirken, 1275 kişi esir alındı. Bunlardan 150'sinin akıbeti halen bilinmiyor.&lt;br /&gt;Konuya ilişkin açılan soruşturmalarda olaylarda sorumluluğu olan Ermeni ve Rus subaylarının isimleri belirlendi. Rusya, Ermenistan ve Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ'da ikamet ettikleri ifade edilen bu kişiler hakkında uluslararası düzeyde herhangi bir yasal süreç halen başlatılamadı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hocalı katliamının tanığı gazeteci Goltz, "Gördüklerimiz karşısında donup kaldık. Bazılarının kafa derileri bile yüzülmüştü" dedi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Amerikalı gazeteci Thomas Goltz, Ermenistan'ın Hocalı şehrinde yaşanan insanlık dışı dramı hâlâ inkar ettiğini belirterek, "Hocalı'da Ruslar tarafından desteklenen Ermeni kuvvetleri 800 Azeri'yi katletti" dedi.&lt;br /&gt;Amerikan Kongresi'nde katliamın yıldönümü nedeniyle yapılan toplantıda konuşan ABD'li gazeteci Goltz, katliam günlerini anlatırken, "Azerbaycan cumhurbaşkanının danışmanı Vefa Gulizade, 26 Şubat 1992 geceyarısı telefonda sorularımı yanıtladı ve bir katliam olduğunu söyledi. Nerede olduğunu sordum, Hocalı kentinde dedi ve telefonu kapattı. Hocalı'da daha önce bulunmuştum. O zaman kente ulaşmanın tek yolu helikopterleydi. Çünkü diğer yollar Ermeniler tarafından kapatılmıştı.&lt;br /&gt;Kente üç koldan saldırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Havaalanında güvenlik görevlisi Ali Hacayev'le karşılaştım. Memleketi olan Hocalı'da durumun ne olduğunu sordum, o da 'gidip görelim, neler olduğunu gözlerinle görüp doğruyu yaz' dedi. Hacayev'le yola çıktık. Son 3 aydır Ermeniler'in bölgedeki pekçok kenti ele geçirdiğini, Azeriler'in elinde Hocalı ve Şuşa'nın kaldığını, aradaki yolun da kesildiğini öğrendim. Hacayev, Bakü tarafından aldatıldıklarını düşünüyordu, bunu yazmamamı istedi ama öldüğü için söylediklerini açıkladım" diye konuştu. Agdam'a ulaştıklarında Hocalı'dan kaçan yüzlerce kişiyle karşılaştıklarını söyleyen Goltz, "Önce hayatta kalanların anlattıklarına inanmakta güçlük çektik. Ermeniler kenti çevirerek bir ültimatomla halka ya kenti terketmelerini ya da öleceklerini söylemişlerdi. Son gün olanların detayları çok ürkütücüydü. Bakü'ye helikopter göndermesi için haber verilmiş ancak hükümet hiçbir şey yapmamıştı. 25 Şubat 1992 gecesi Ermeniler kenti 3 yerden sarmış, küçük bir yol açık bırakılmış ve buradan kaçanlar olmuştu" dedi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"Donup kalmıştık"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ermeni ateşi altında kaçarak Karabağ yakınlarına ulaşanların yeniden ateş altında kaldığını belirten Goltz, içlerinde yaşlı, kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin hunharca öldürüldüğünü söyledi. Goltz, yaklaşık bin kişinin öldüğü söylentilerine önce inanamadıklarını kaydetti. İlk günün sonunda 500'e yakın insanın öldüğünü haber aldıklarını ve bu sayının kaybolanları içermediğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;"Gördüklerimiz karşısında Reuters muhabiri Elif Kaban ve eşim Hicran donup kaldı. Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü" dedi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-114106793397074589?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/114106793397074589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=114106793397074589&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/114106793397074589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/114106793397074589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/ermenilerin-yapt-hocal-katliam.html' title='* Ermenilerin Yaptığı Hocalı Katliamı'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113926301015432130</id><published>2006-02-06T23:46:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:43:44.713+02:00</updated><title type='text'>* Güncel-[Ermeni Meselesi]-67 İdam</title><content type='html'>&lt;table height="175" cellspacing="10" cellpadding="0" width="100%" border="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="2"&gt;&lt;a class="koyubaslik"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ermeni Tehcirinde Yeni Bilgiler...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 115%"&gt;&lt;img src="http://www.zaman.com.tr/2006/02/05/t-tehcir.jpg" align="right" border="0" /&gt; &lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Son yıllarda Türkiye’nin uluslararası konjonktürde itibarını zedelemeye çalışan konuların başında hiç şüphesiz Ermeni tehciri sırasında yaşanan soykırım iddiaları geliyor. Ermeni diasporası ‘Tehcir sırasında Osmanlı yönetimi katliama izin verdi’ tezi ile dünya kamuoyunu aldatmaya çalışırken, bu iddiaların asılsızlığı karşısında sessiz kalmak istemeyen Türk tarihçiler de Osmanlı arşivlerinde yoğun mesai harcıyor. Her geçen gün yeni bilgilere ulaşılan tozlu raflar arasında Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay’ın bulduğu son belgeler oldukça ilginç. Belgelere göre Osmanlı yönetimi, göç sırasında ihmali tespit edilen 1673 Türk’ü Divan-ı Harp’te yargıladı, 67’sinin ise idamına karar verdi. &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Tarih doçenti olan Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, Ermeni diasporasının ‘Tehcir (göç) sırasında Osmanlı yönetimi katliama izin verdi’ tezini çürütmek için uzun süredir yaptığı çalışmayı tamamladı. Osmanlı yönetiminin tehcirde suiistimali tespit edilen kamu görevlileriyle ilgili yaptığı işlemleri mercek altına alan Sarınay, ilginç bilgilere ulaştı. 1673 devlet görevlisinin yargılandığını belirleyen tarihçi Sarınay, bunlardan 67’sinin asıldığını ortaya çıkardı. Osmanlı Devleti’nin cezalandırdığı kişiler arasında binbaşı, kaymakam, belediye başkanı, Teşkilat-ı Mahsusa elemanları bile var. Yaptığı araştırmanın sonuçlarını Zaman’a açıklayan Yusuf Sarınay, “Bu yargılanmalar ve cezalandırmalar Osmanlı merkezî yönetiminin ne kadar hassas davrandığını, münferit olaylara dahi göz yummadığını göstermektedir. Eğer Osmanlı, soykırım niyetinde olsaydı, tehcir sırasında güvenliği tam sağlayamadıkları gerekçesiyle kendi kamu görevlilerinden bu kadar çok insanı feda eder miydi?” diyor. &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Ermenilerin ‘soykırım’ ısrarı karşısında atağa geçen Türk tarihçilerinin Osmanlı arşivlerinde yaptığı incelemeler her geçen gün yeni bilgileri gün ışığına çıkarıyor. Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sarınay’ın ‘tehcir’le ilgili belgeler arasından derlediği bilgiler, Türk tezini güçlendirir nitelikte. ‘Tehcirde Ermenilerin maruz kaldığı saldırıları’ reddetmeyen Sarınay, ‘Bunlar Osmanlı Devleti’nin soykırım organizasyonuydu.’ iddiasını ise kesinlikle kabul etmiyor. Osmanlı’nın tehcir boyunca ilgili tüm birimlere ‘güvenliği sağlayın’ uyarısında bulunduğunu belgeleriyle açıklayan Sarınay, buna rağmen ihmali görülen kamu görevlilerinin cezalandırılması konusunda da Osmanlı yönetiminin tolerans göstermediğine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: “Osmanlı hükümeti savaşın olumsuz şartları içinde Ermeni sevkıyatını yürütürken kafilelerin güvenliklerinin sağlanması konusunda büyük gayret sarf etmişti. En üstte alınan sevk ve iskan kararları olmak üzere Dahiliye Nezareti tarafından taşra yöneticilerine gönderilen talimatlarda; Ermenilerin can ve mal güvenliği üzerinde önemle durulmuş, gerekli tedbirlerin alınması ve Ermenilere kötü muamelede bulunan jandarma ve memurların derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmesi sürekli vurgulanıyordu.” &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Hükümetin uyarılarına aykırı davranışlarda bulunanları cezalandırmak için 30 Eylül 1915’te soruşturma komisyonları kurulmasına karar verildiğinin altını çizen Sarınay, “O tarihte Ermenilerle ilgili dış baskı oluşmamıştı bile. Osmanlı bu yargılama idaresini tamamen kendisi almıştır.” hatırlatmasında bulunuyor. Ermenileri yok etme niyetinde olan bir yönetimin bu hassasiyeti göstermesinin mümkün olmadığının görülmesini isteyen Sarınay şu soruları yöneltiyor: “Ermenileri yok etme veya onlara katliam yapma amacında olan bir yönetimin suç işleyen veya ihlali görülen devlet görevlilerini yargılaması, görevlerinden alması ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmaları konularında bu kadar hassas davranması mümkün müdür? Almanya’nın Yahudi soykırımı ile Ermeni olaylarını karşılaştıran ve benzerlikler kurmaya çalışan bazı aydınlara soruyorum: Almanya’da Yahudilere kötü davrandığı için yargılanan, görevinden alınan, hatta hapsedilen ve idam edilen Alman subayı veya kamu görevlisi var mıdır?” &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;Divan-ı Harp’te 1673 kişi yargılandı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;Tarihçi Sarınay’ın Osmanlı belgelerinden ortaya koyduğu rakamlara göre Divan-ı Harp’te yargılananların sayısı toplam 1673. Bunların içinde binbaşı, yüzbaşı, üsteğmen, teğmen, jandarma bölük komutanı, polis komiseri ve Teşkilat-ı Mahsusa elemanı sayısı 528. Ayrıca sıhhiye müdürü, tahsildar, kaymakam, belediye reisi, nahiye müdürü, kâtip, sevk memuru, mal müdürü, tapu memuru, muhtar, telgraf müdürü, nüfus memuru, başkâtip ve Emval-i Metruke Komisyonu Reisi gibi 170 kamu görevlisi de yargılananlar arasında. Kalan 975 kişi çete mensubu ve halk arasından. 1916 yılı ortalarında son bulan Divan-ı Harp yargılamalarının sonuçları ise şöyle: 67 idam, 524 hapis, 227 berat ve yargılama reddi, 109 inceleme, 68 kürek, para, pranga ve sürgün cezası. 674 işlem yapılmayan kişi sayısı. 4 kişi de velisine teslim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;05.02.2006&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="mailto:e.sen@zaman.com.tr"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;ERDAL ŞEN&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/?bl=turkuaz&amp;alt=haberler&amp;amp;trh=20060206s&amp;hn=253236"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;http://www.zaman.com.tr/?bl=turkuaz&amp;amp;alt=haberler&amp;trh=20060206s&amp;amp;hn=253236&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="100%" colspan="2"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113926301015432130?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113926301015432130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113926301015432130&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113926301015432130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113926301015432130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/gncel-ermeni-meselesi-67-idam.html' title='* Güncel-[Ermeni Meselesi]-67 İdam'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113915357720535050</id><published>2006-02-05T17:10:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:47:30.153+02:00</updated><title type='text'>* Yakın Dönem Tarih Metodolojisi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YAKIN DÖNEM TARİHİ METODOLOJİSİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yunus.hacettepe.edu.tr/~facun/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Fatma ACUN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[ Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 42 (Kasım 1998), 717-756’da yayınlanmıştır.]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Özet&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yakın dönem tarihi, geçmiş dönem tarihinden belirgin farklı özelliklere sahip bir çalışma sahasıdır. Bunun farkında olan tarihçiler, ya dönemden tamamen uzak durarak işi diğer sosyal bilimlere (siyaset bilimleri, sosyoloji, ekonomi vs.) bırakmakta, yada geçmiş dönemlerin çalışma metotlarını yakın döneme uygulamakta, bu durumda da yetersiz kalmaktadır. Günümüz tarihçiliğindeki "bugün için tarih yazma" pragmatik amacını göz önüne alırsak, tarihçilerin tavırlarını değiştirme gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkar. Bu makale, tarihi düşünce ve çalışma disiplininin, yakın dönem dünyasına uygulanıp uygulanamayacağı sorusuna cevap aramaktadır. Konu karşılaştırma yoluyla ele alınmış, geçmiş ve yakın dönem tarihi arasındaki farklar yakın dönem tarihçisi, olayları ve kaynakları, ve inceleme metodu bağlamlarında tartışılmıştır. Bu suretle bir yandan, yakın dönem tarihinin, geçmiş tarihten farklı olarak, nitelikleri daha belirgin hale gelirken, diğer yandan, yakın dönemin diğer sahalardan farkı ortaya çıkmıştır. Beliren bir başka nokta da, yakın dönem tarihinin geçici niteliğidir. Bütün bu nitelikler ve farklılıklar, yakın dönemi kendi başına bir çalışma sahası yapmaktadır, fakat bu arada, yakın dönemi çalışmak için diğer sosyal bilimler ile işbirliği gereği hasıl olmuştur. Yakın dönemin kendine has sınırlamaları ile birlikte disiplinler arası bir metotla çalışılabileceği sonucuna varılmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;GİRİŞ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yabancı dillerden yapılan tercümeler hariç tutulursa, Türkiye'de tarih metodolojisi konusunda çalışmalar maalesef az sayıdadır. Yakın dönem tarihi söz konusu olduğunda ise bunun yokluğa dönüştüğünü söylemek abartılı olmayacaktır. İşte bu makale, bu eksikliği gidermek ve yakın dönem tarihi çalışacak olanlara bir başlangıç noktası sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn1" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn1" name="_ednref1"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[1]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[1] Ayrıca ümit ediyoruz ki, makale yakın dönem tarihinin nasıl yazıldığı konusunda bilgi vermek suretiyle, bu dönem tarihi okuyucularının, okudukları eserleri eleştirel gözle değerlendirmelerine yardımcı olacaktır.Tarih metodolojisinin zaman içinde gelişme ve olgunlaşması bir kaç evrede ele alınabilir. 19. yüzyıla kadar olan ilk evrede, tarih bir olaylar dizisi olarak görülmüş ve geçmişte neler olduğunun bilinmesi ve bunların gelecek nesillere aktarılması, tarihle uğraşmanın asıl amacını oluşturmuştu. 19. yüzyılla birlikte başlayan ikinci evrede, tarihçiler, tarihi olgularla çalışmayı genellikle doyurucu bulmuş ancak, olgular üzerine sorular sorma ve bunlara cevap aramanın gereksiz hatta kötü bir şey olduğunu düşünmüşlerdi. "Tarihteki anlam"ın, tarihte saklı ve kendiliğinden belli olduğuna inanıyor ve bir tarih felsefesine sahip olma gereğini kabul etmiyorlardı. Tarihte olguların başı çekmesine ilk meydan okuma bu yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşti ve 20. yüzyıla gelindiğinde, "tarihteki anlam"ın, tarih felsefesi yoluyla kavranılabileceğine inanan bir kısım tarihçiler, tarih ve tarihçinin yaptığı işi temelinden sorgulamaya başladılar. Bu üçüncü ve sonuncu evrede, tarihin ne olduğu, tarihçi ve olguları tartışıldıkça tarihin değişik tanımları yapıldı. Bunlardan en yaygın kabul gören E.H. Carr'ın tanımına göre tarih, "tarihçi ile olguları arasında kesintisiz bir karşılıklı etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur".&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn2" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn2" name="_ednref2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[2]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[2] Bu tanıma baktığımızda şu üç unsurun öne çıktığını görüyoruz: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;1- Tarihi yazan kişi, yani tarihçi; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;2- Tarihin konusu olan olay ve olgular ve bunların kaydedildiği kaynaklar; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;3- Tarihçinin olguları (verileri) sorgulamada kullandığı metotlar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bu çalışma da, bu üç unsur etrafında yapılandırılmıştır.Makalenin bundan sonraki kısmında bu unsurlardan her biri yakın dönem tarihi açısından ele alınmaktadır. Bu yapılırken, büyük ölçüde yakın dönem tarihi "hakiki" tarih ile karşılaştırılmakta, farklılıkları teşhis etme yoluyla yakın dönem tarihi, tarihçisi, olayları ve kaynaklarının ayırıcı özellikleri daha net olarak ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Yakın dönem incelenirken kullanılan metotlara ve bu çerçevede de, bu dönem tarihinin diğer disiplinlerle olan ilişkisine yer verilmektedir. Tarihin diğer sosyal bilimlerle örtüşmesinin en yoğun ve geniş şekilde yakın dönemde gerçekleştiği göz önünde bulundurularak, tarihin kapsadığı alan belirlenmeye çalışılmaktadır. Sonuç kısmında ise yakın dönem tarihinin, tarihin bir türü olarak ne dereceye kadar ve ne şekilde çalışılabileceği hakkında bir değerlendirme yapılmaktadır.Tabii burada ilk önce ele alınacak temel soru "yakın dönem tarihi deyince ne anlıyoruz?" olacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YAKIN DÖNEM TARİHİNİN TANIMI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bu kısımda, yakın dönem tarihinin hangi zaman kesiti ile ilgilendiğini ve bu dönemi diğer dönemlerden ve çalışma sahalarından, özellikle de hakiki tarih&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn3" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn3" name="_ednref3"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[3]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[3]3 ve siyaset bilimlerinden, ayıran özelliklerin neler olduğunu tartışılarak, yakın dönem tarihinin kullanılabilir bir tanımı geliştirilmeye çalışacaktır.zamanın, şimdiki ve geçmiş zamandan farklı olarak, ne zaman başladığını ve ne zaman bittiğini kesin olarak belirleyebilir miyiz? Bu biraz tartışmalı görünüyor. Yaşlı insanların hatıraları 1930'lu yıllara kadar uzanabilir, fakat üniversitede okuyan bir öğrenci için, II. Dünya Savaşı, kitaplardan öğrendiği tarihtir. Bazı tarihçiler 19. yüzyılın bile tarih adını alamayacak kadar bizden uzak olmadığını söylerken, çağdaş dünya ile ilgilenenler, her çalışmanın yaşadığımız güne kadar uzanması gerektiği görüşündedirler. Bu fikir ayrılıkları, tanımlarda kullanılan farklı kriterlerden doğmaktadır. Örneğin G. Barraclough, yakın dönemi, yeni problemler açısından görür ve günümüz dünyasındaki problemlerin ilk kez ortaya çıktığı zamanda,1890'larda, başlatır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn4" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn4" name="_ednref4"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[4]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[4] Buna karşın, konuya uygarlıklar açısından yaklaşan F. Braudel'in yakın değil, şimdiki zamanı çok geniştir. Ona göre: "Şimdiki zamanı, kendi hayatımızın ölçeğinde, şu çok ince, önemsiz gündelik zaman dilimleri halinde yargılamayalım. Uygarlıklar ve hatta tüm ortaklaşa inşalar ölçeğinde, onları anlamak ve kavramak için başka ölçüler kullanmak gerekir. Bugünün uygarlığının şimdiki zamanı, şafağı 18. yüzyılda ortaya çıkan ve gecesi henüz yakın olmayan şu muazzam zaman kitlesidir. Dünya 1750'lere doğru çok sayıda uygarlığı ile birlikte bir dizi alt üst oluşun, zincirleme felaketlerin zincirleme felaketlerin (bunlara sadece Batı uygarlığı maruz kalmamıştır) içine girmiştir. Bugün hala bu sürecin içindeyiz"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn5" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn5" name="_ednref5"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[5]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[5]. Braudel in sosyal tarih anlayışının en belirgin özelliklerinden birinin, olayları uzun dönemde incelemek olduğu düşünülürse, iki yüz elli yılı kapsayan şimdiki zaman tanımını yadırgamamak gerekir. Bu tanım aslında, hemen yukarıda verdiğimiz Barraclough'un tanımıyla örtüşmektedir. Bir başka, daha alışılmış tanım ise yakın dönemi tarihçinin yaşadığı dönem olarak belirler.Bu noktada tarihçiler için çok önemli olan, fakat o ölçüde üzerinde çok az veya hiç durmadıkları zaman konusuna değinmek gerekiyor. İnsanların zaman kavramını ikiye ayırabiliriz; birincisi fiziksel veya ölçülebilen zaman, ikincisi hissedilen zaman. Dakika, saat, yıl, yüzyıl gibi ölçülerle belirlenen birinci türden zamanın karşısında, ikinci tür zaman, beklerken insana uzun gelen, meşgul iken geçtiği fark edilmeyen zamandır. Tarihçiler çalışmalarında birinci türden zamanı tercih eder ve bunu silsile ve süreç/dönem olarak kullanırlar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn6" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn6" name="_ednref6"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[6]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[6] Yukarıda Barraclough ve Braudel'in yaptığı şimdiki zaman tanımları, zamanın süreç kabul edilerek yapıldığı tanımlardır. Şimdiki zamanı problemler ve uygarlıklar açısından tanımlayan bu tarihçiler, şimdiki zamanın başlangıcı olarak önerdikleri tarihlerle aslında, bugün içinde bulunduğumuz sürecin/dönemin başlangıcını belirlemiştir. Dolayısıyla, bu şimdiki zamanın başlangıcını Braudel in 18. yüzyıla ve Barraclough'un 1890'lara uzatmasına şaşmamak gerek.Yakın dönem tarihinin ilgili olduğu zaman kesitini tayin etmeye çalışırken bizim ilgilendiğimiz-çoğu tarihçilerin ilgilendiği de budur-zaman silsile olarak kullanılan zamandır. Zaman Düz bir çizgi halinde ilerler ve tarihçi bu çizgi üzerinde olayları ilgili yıla ve zamana koyar. Tarihteki olayların, veya her hangi bir olayın, zaman ve mekandan bağımsız olarak gerçekleşmesi mümkün değildir. Bir olay mutlaka belli bir zaman içerisinde meydana gelir ve diğer olaylarla birlikte düşünüldüğü zaman öncelik sonralık/ardışıklık söz konusudur. Düz bir hat boyunca ilerleyen zaman çizgisini düşünürsek, bu çizgi üzerinde, devam etmekte olan, hemen önce, biraz daha önce ve çok önce olmuş bitmiş olayların bu sıraya göre ard arda geldiğini ve her birinin tek ve benzersiz olduğunu görürüz. Olayların bu şekilde dizilişi, bir yandan olaylar arasındaki sebep netice ilişkisini kurarken, diğer yandan da, bunları ayrı ayrı olaylar olarak sunar. O halde, olaylar ayrı ise bunların nitelikleri de aynı olmalıdır.Bu durumlara sırasıyla birer örnek vererek düşüncemize açıklık getirebiliriz. İlk örneğimiz için zaman çizgimiz üzerinde yaşamakta olduğumuz 1998 yılını seçiyoruz. Uzak geçmişteki olaylardan birini, mesela 1839'da Tanzimat'ın ilanını hatırlayalım. Olayın üzerinden bir buçuk asır gibi uzun bir zaman geçmiş ve her türlü neticeleri yaşanmış bitmiştir. Hatta, üzerine benzer olaylar yaşanmıştır. Tarihçiler artık burada çekinmeden devreye girebilir ve Tanzimat hakkında yazabilirler.İkinci örneğimiz için, zaman çizgimizde 1960 yılına gelelim ve bu yılda yaşamakta olduğumuzu farz edelim. II. Dünya Savaşı'nı (1939-1945) hatırlayalım. Savaş bitmiş ve üzerinden on beş yıl geçmiştir. Savaşın sonucu, kısa ve orta vadedeki neticeleri bilinmekle beraber, uzun vadedeki neticeleri henüz ortaya çıkmamıştır. Bu durumda konu hakkında yazma işini yine siyaset bilimcileri ve bazı yakın dönem tarihçileri üstlenir.Zaman çizgimizin üzerinde biraz daha geriye atlayıp, 1946 yılında yaşamakta olduğumuzu farz edelim. Bu yılda II. Dünya Savaşı henüz sona ermiştir. Sonuç bilinmektedir fakat, bütün dünyayı etkileyen böyle büyük bir hadisenin kısa, orta ve uzun vadedeki neticeleri meçhuldür. Savaş bitmiştir fakat külleri henüz soğumamıştır. Dolayısıyla, ardından yazacak kişiler tarihçiler değil, genellikle siyaset bilimleri ile uğraşan kişilerdir.Dördüncü ve son örneğimiz için 1990 yılını ve bu yılda Irak-Amerika arasında yapılan, Körfez Savaşı'nı hatırlayalım. Körfez Savaşı fili olarak bir kaç ayda bitmiştir. Fakat, Amerikan ordusu hala bölgededir ve içinde bulunduğumuz 1998 yılı başlarında bölgede yeni bir gerginlik yaşanmıştır. Bu durumda Körfez Savaşı’nın sona erdiğini söylemek mümkün müdür? Savaş hali devam ederken, savaş hakkında yazılabilir, fakat sonucu henüz belli değildir ve kısa, orta ve uzun vadede nelere yol açacağı şimdiden henüz bilinmemektedir. Bu nedenlerden dolayı, yazılanlar geçici olmak zorundadır. Tarihçiler genelde olay olup bittikten, külleri soğuduktan sonra yazmayı tercih ettikleri için, bu tür yazıları yazanlar daha çok, tarih kitaplarını koltuğunun altına alıp savaşa giden gazeteciler ve politika yorumcuları olur.Bu örneklerden, geçmişteki olayların neticeleriyle birlikte bir bütün olarak anlaşılmasında ve hakkında yazılmasında zamanın ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Dikkati çeken bir başka nokta da, örneklerin sonlarında belirttiğimiz, kimlerin belirtilen konularda yazmaya eğilimli olduğudur. Bu konuda yukarıda genel eğilimi yansıtan yakıştırmalar yapılmıştır, fakat, koyulan sınırlar kesin değildir, her zaman aşılabilir. Yukarıdaki örnekleri incelediğimizde, ilk örnekteki olay olup biteli yıllar olduğu ve bütün neticeleri yaşandığı için bunu sürecini tamamlamış tarih, son örnekteki olay hala süre gelmekte olduğu için bunu sürecini henüz tamamlamamış, oluşum halindeki tarih, olarak adlandırabiliriz. Bu özelliklerinden dolayı, ilkine 'hakiki tarih' ikincisine de 'yakın dönem tarihi' adlarını verebiliriz. Geriye kalan ikinci ve üçüncü örneklerin de yakın dönem sayılmaya uygun olduğu söylenebilir. Olaylar henüz bitmiştir veya biteli kısa bir süre olmuştur. Tarihçi bunları yaşamış ve kaydetmiştir. Bu tarih, yaşayan hatıraların ötesinde geçmişi yeniden inşa etmeye çalışan 'hakiki tarih den farklıdır. Hayal etmek yerine hatırlamayı gerektirir. Bu tanım Barraclough'un yukarıda verdiğimiz tanımının özüne uygundur ve tarihi yaşadığımız güne kadar getirmemizi sağlar. Burada eksik kalan nokta yakın dönemi açıklamak için ne kadar geriye gitmemiz gerektiğidir. Bu iş bizi yaşayan hatıraların da ötesine götürür. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Barraclough, bu konuda, günümüzdeki problemlerin ilk şekil aldığı dönemi gösterir ve, örneğin 1961'deki dünya olaylarının başlangıcı olarak 1890'ı en uygun tarih olarak verir. Bu durumda, yakın dönem tarihini çalışmak için, hakiki tarihin son devrelerine uzanma gereği hasıl olur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn7" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn7" name="_ednref7"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[7]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[7]Bütün bu tanımlar ve sınırlamaları dikkate alarak aşağıdaki tartışmamızda kullanmak üzere yakın dönemin en uygun tanımını 'tarihçinin yaşadığı dönemdir' olarak belirleyebiliriz. Bu tanım çoğu kişinin hem fikir olabileceği geçici bir tanım bulma ihtiyacından kaynaklanmıştır ve esnektir.Bu tanımı, tartışmamızın başlangıcı olarak kabul ettikten sonra, yakın dönem tarihini yukarıda bahsettiğimiz üç ana nokta etrafında tartışmaya geçebiliriz. Bunlar yakın dönem tarihçisi, yakın dönem tarihinin olayları ve kaynakları, ve inceleme metotları olup aşağıda sırasıyla ele alınacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YAKIN DÖNEM TARİHÇİSİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Tarihçiler genelde, bir hadisenin üzeriden elli yıl-bu zaman, arşivlerin açılma süresi olan otuz yıla kadar da inebilir- gibi bir zaman geçmeden tarihinin yazılamayacağına, yazılırsa bu tarihin pek çok eksiklik ve yanlışlarla dolu olacağına inanırlar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn8" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn8" name="_ednref8"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[8]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[8] Bu inancın altında yatan nedenlerden biri hadisenin henüz oluşum halinde olması, yani kısa, orta ve uzun vadedeki tüm sonuçlarının henüz ortaya çıkmamış olmasıdır (bu noktaya yukarıda kısaca değinilmiştir, aşağıda yakın dönem tarihinin olayları kısmında ayrıntılarıyla ele alınacaktır). Tarihçilere göre daha önemli olan diğer neden ise, "olaya karışan şahısların halen hayatta bulunmalarıdır. Bu şahıslar hayatta ve iktidarda ise veya onların taraftarları iktidarda ise yalnızca onları övmeye yönelik tarih yazılacaktır".&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn9" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn9" name="_ednref9"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[9]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[9] Bu arada da, muhaliflerin yergi dolu tarihler yazmaları her zaman mümkündür. Yazılan bu övgü ve yergi dolu tarihlerin ortak özelliği sübjektif, yanlı ve önyargılı olmalarıdır. Genelde tarihi çalışmanın her döneminde görülebilecek olan bu yanlılığın yakın dönemde artması. ve tarih yazımını etkilemesi, yakın dönem tarihçisinin yazdığı olayları yaşıyor olmasındandır. Yakın dönem tarihçisinin objektif olmasına en büyük engel olarak görülen, olayları yaşıyor olması durumu ve, objektif ve önyargılı düşüncelerin neler olduğu konusu aşağıda daha yakından incelenerek, bunların yakın dönem tarihçisini ne derece etkilediği ve sonuçta yakın dönemin tarihini yazmasına engel teşkil edip etmediği tartışılacaktır.'Hakiki tarihçi' ile 'yakın dönem tarihçisi' arasındaki en önemli iki fark, hakiki tarihçinin tasvir ettiği olaylardan tecrit edilmiş ve bağımsız olması, yakın dönem tarihçisinin ise halen olayların içinde yaşamakta olmasıdır. Burada tecrit edilmişlik üzerinde durmak gerekiyor. Tarihçi, hâkiki tarihçiden bahsediyoruz, 'tecrit edilmiş mükemmel bir insan' değildir, yaşadığı zaman, yer, şartlar, ilgi, kültür vs.nin bir yaratığıdır. Tarihçi çağının insanı olduğu için, geçmişi ancak günümüz açısından inceleyebileceği ileri sürülmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn10" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn10" name="_ednref10"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[10]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[10] Bunu kabul etsek bile, yakın dönem tarihçisinin paylaşmadığı bir tecrit, hakiki tarihçi için söz konusudur. Tarihçi anlattığı olayların bir katılımcısı değildir ve nedenleri daha ileri götürmeyi düşünmek, çünkü bu olaylar ve nedenler geçmişe aittir. Bunun tam aksine, yakın dönem tarihçisi, tecrit edilmiş seyirci değil, kaçınılmaz olarak olayların katılımcısıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn11" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn11" name="_ednref11"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[11]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[11] Körfez Savaşı'nı yaşamakta olan bir yakın dönem tarihçisinin, örneğin, bu savaşın yapılıp yapılmaması konusunda herhangi bir düşüncesi olmadan yazabileceğini düşünmek zordur. Standart tarih çalışmasının karakteristiği olan tecrit edilmişlik yakın dönem tarihçisi için mevcut değildir. Fakat geçmiş dönem tarihçisine ait olan bu avantaj ne kadar büyüktür ve tam anlamıyla ne ifade eder? Bu, yakın dönem hakkında yazarken, gerçek tarihi düşüncenin gerçekleşmediği anlamına mı geliyor? Bunlar cevaplandırılması gereken sorulardır.Yakın dönem tarihçisinin yaşadığı olayları yazarken aynı zamanda aktör olduğu, hakiki tarihçi gibi olaylardan tecrit edilmiş bir seyirci olamayacağı düşüncesinde olan kişilerin görüşü özetle şöyledir: yakın dönem tarihçisi yazdığı dönemde yaşadığı için, tarafsız ve objektif olamaz, her türlü peşin hüküm ve sübjektifliğe açıktır, dolayısıyla olayların önyargısız bir versiyonunu üretmesi mümkün değildir. Buradan iki önemli nokta çıkıyor: "objektiflik" ve "önyargı". İlk nokta olan ve burada bahsedilen objektiflik, tarih yazımında genelde söz konusu olan objektiflik değildir. Tarihçinin objektifliği konusuna yukarıda değinmiştik. Biraz daha açarsak, genelde, tarihçilerin değişik tarihi yorum tarzlarına sahip oldukları veya her tarihçinin kendi çağının ve bu çağın düşünce ikliminin mahkumu olduğu söylenir. Örneğin, günümüzde yaşayan bir tarihçi Osmanlıyı incelerken günümüzün kavramlarını kullanır. Bu da, günümüz insanının bakış açısını, geçmişe empoze ediyor anlamına gelir ve böylece onun yorumu daha öncekilerden farklıdır. Burada fark edilmesi gereken nokta, belirtilen faktörlerin geçmiş dönem tarihçisini etkilediğidir. O zaman, aynı faktörler için yakın dönem tarihçisini etkilemesin? Görüldüğü gibi bu tür bir tartışma, yakın dönem tarihçisinin meyil gösterebileceği peşin hüküm ve tercihleri ayırmamıza yardımcı olmuyor. Yakın dönem tarihçisi yaşadığı dönemden tecrit edilemez dediğimizde, aslında, fiziksel bir gerçeği, yani tarihçinin günümüzde yaşadığını ve anlattığı olayların şahidi olduğunu kastediyoruz Buradan yola çıkarak, tarihçi bu nedenle tarafsız olamaz dediğimizde ise "tecrit edilme" kelimesinin anlamını genişletmiş oluyoruz. Çünkü, tarafsızlıkla bağlantılı olarak düşünüldüğünde tecrit edilmişliğin anlamı, zihinsel bir durumu veya tutumu yansıtır. Bu durumda bizim sorumuz, geçmiş dönem tarihçileri ile karşılaştırıldığında, yakın dönem tarihçilerînin konularına ne kadar tecrit edilmiş bir zihinle yaklaşabilecekleridir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn12" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn12" name="_ednref12"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[12]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[12]İkinci nokta olan önyargının anlamını netleştirmek gerekiyor. Önyargı nedir diye sorulunca cevabımız, duygu ve hislerin düşüncemizi etkilemesi olacaktır. Öyleyse, önyargısız düşünce, içinde duygunun yer almadığı düşüncedir. Ancak bu yeterli değildir. Örneğin, bir işe eleman almak gerektiğinde, bir adayı beğendiğimiz için diğerine tercih ederiz. Bu önyargılı olabilir. Fakat bu şahıs ile birlikte çalışmak zorunda olduğumuzu düşünürsek, kişisel beğeninin, kimin işe alınacağı konusunda karar vermede önemli ve ilgili bir faktör olduğu ortaya çıkar. Doğru kararlar almada bazı hisler ilgili, bazıları da ilgisizdir: önyargı ise hissin düşünce ve tartışmaya karıştırılması değildir, ilgisiz duygu ve hislerin düşüncemize tesiridir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn13" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn13" name="_ednref13"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[13]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[13]Bunu kabul ettikten sonra, yapılacak ilk iş, ilgisiz duygu ve düşüncelerin, düşüncemize tesir edebileceği durum ve olayları ortaya çıkarmaktır. Kişisel menfaat ve çeşitli grup sadakati ve, bunlara bağlı olarak gelişen durumlar bunların en önemlileridir. Aynı derecede önemli olan bir başka konu ise, insanların düşüncelerinden önyargıyı sıyırmaya azimli olduğu durumları, veya bir başka deyişle, hangi durumların insanların hakikati bilmek ve gerçeğe ulaşmak için güçlü arzu duymalarına neden olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu iki konunun sorgulanması, yakın dönem tarihçisinin olaylardan tecrit edilmediği için büyük ölçüde zarara uğrayıp uğramadığı hakkında karar vermemizde yardımcı olacaktır.Kişisel menfaat, bildiğimiz anlamıyla düşünürsek, büyük bir tehlike değildir, çünkü kolayca ayıklanabilir. Daha az belirgin olan, kişinin politik inançlar konusu ise, kişisel menfaatten daha yaygındır ve daha tehlikelidir, çünkü kişilerin bu tür inançlarını gereği gibi sorgulamasında isteksizliğe yola açar. Bu konuda en az belirgin görünen fakat belki de en önemli olan grup sadakatidir ve milliyetçilik burada ilk sırayı alır. Bu tür duyguların yakın dönem tarihçisinin, yorumunu etkileyeceği muhakkaktır. Savaş sırası veya savaş sonrası gibi, milli duyguların yükseldiği ve tarafsız yazmanın zor olduğu durumlar mevcuttur, fakat bu imkansız olduğu anlamına gelmez. Şimdi bunları, geçmiş dönem tarihçisinin durumu ile karşılaştırabiliriz. Kişisel menfaat, tarihçinin geçmiş hakkında yazdığından nadiren etkilenir. Ancak kişiler geçmişteki bir şahsı haklı çıkarmak için de yazabilirler. Günümüzdeki siyasi görüşlerin ise geçmişin tarihini etkilediğine dair örnekler bulmak zor değildir. Bazıları, sıradan insanlar veya idareciler ve devlet adamları ile ilgilenirler, bazıları da, hem geçmişi hem de şimdiyi açıklayan ve geleceği tahmin eden tarihin en iyi tarzı olduğunu söyler. Akademik tarihin bu tür önyargıların üzerine çıkması gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn14" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn14" name="_ednref14"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[14]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[14] Milliyetçi önyargının tarih yazımına etkisi konusunda da durum büyük ölçüde aynıdır. Bu tür önyargı ile ilgili örnekler çoktur, fakat en iyi tarih yazıcılığının bundan uzak olması gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn15" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn15" name="_ednref15"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[15]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[15]Böylece, kişisel menfaat ve milli duygular konularında geçmiş tarihçisinin, yakın dönem tarihçisinden çok farklı bir konumda olmadığını görüyoruz. Ancak, her iki tarihçide de görülen, sınırlı objektiflik olarak ifade edebileceğimiz bu durum, yanlılığın meşrulaştırılması için neden olarak gösterilmemelidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn16" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn16" name="_ednref16"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[16]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[16] Madalyonun diğer yüzüne gelince; mümkün olan insani tarafsızlığı başarmak ve önyargıdan kaçınmak için gerekli dürtülerin neler olduğu ve bunların ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymak gerekiyor. Yakın dönem tarihini, akademiklerin dikkati ve saygısına değer, ciddi bir bilgi sahası olarak yerleştirmek isteyenlerin en büyük endişesi, bu dönem dünyasının tarafsız olarak çalışılabileceğini göstermektir. Onların asıl amacı, önyargıyı ortadan kaldırmak ve tam anlamıyla akademik çalışmalar üretmektir. Çalışmalarının, bilgili eleştirmenler karşısında, yalnızca bir görüş değil, tartışma olmasını isterler. Bu da, objektif olmaları için bir başka nedendir.Yakın dönem tarihçisi için, geçmiş tarihçiyle karşılaştırıldığında zaafı olduğu iddia edilen bir başka nokta şudur; eğer tarihçi kendi şahit olduğu olayları yazıyorsa, kaçınılmaz olarak kendisi şahittir. Bunun aksine geçmiş tarihçi, bütünüyle başkalarının şahitliğine tabidir ve bunun üzerine kendi eleştirel bakış açısını getirir. Bu yakın dönem tarihçisi için hem avantaj hem de dezavantajdır. Avantajdır, çünkü halkın genel halet-i ruhiyesini doğru olarak yansıtabilir, dezavantajdır; çünkü kendi hatıralarının bağımsız bir değerlendirmesini yapamaz. İnsanlar kendi şahsi hatıralarını, başkalarından okuduklarının ışığında düzeltmeye isteksizdirler. Diğer yandan, yakın dönem tarihinin okuyucuları, olaylardan haberdar olan kişilerdir. Bu nedenle, yakın dönem tarihçisinin kendi şahsi görüşlerinin, halkın görüşünü temsil edip etmediğini kontrol etme imkanı vardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn17" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn17" name="_ednref17"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[17]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[17]Yakın dönem tarihçisinin olaylardan tecrit olma meselesi hakkında şunları söyleyerek tartışmamızı noktalayabiliriz; bu kendi başına objektifliğe engel değildir. Objektifliğe asıl engel, hangi şekilde kendini gösterirse göstersin, önyargıdır. Tarihçinin kendi yaşadığı dönemi yazmasında bazı tehlikeler var ise de, tarafsız olması için de güçlü saikler mevcuttur. Bu tür tarafsızlığı başarma yakın dönemi yazmada, geçmiş dönemi yazmadan daha zor olabilir fakat imkansız değildir.Buraya kadar yaptığımız tartışma, yakın ve geçmiş dönem tarihi arasındaki farktan ilkiyle ve esas olarak da tarihçilerin tutumları ile ilgili idi. Şimdi de yakın dönem olayları ve kaynakları ile ilgili olan ikinci noktayı tartışmaya başlayabiliriz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YAKIN DÖNEM TARİHİNİN OLAYLARI VE KAYNAKLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yukarıda, tartışmamızın başında, geçmiş dönem tarihçisinin çalıştığı dönemin olaylarını hangi olayların takip ettiğini bildiğini, yakın dönem tarihçisinin ise, günümüze yaklaştıkça bundan daha fazla mahrum kaldığını belirtmiştik. Geçmiş olayları yazarken, takip eden olayları ve gelişmeleri bilmesi tarihçiye ne kazandırır? İdareciler ve devlet adamlarının gerçek niyetlerine dair daha kesin değerlendirmelerde bulunabilir. Olayların sonuçlarına dair bilgi, hiç şüphesiz, gerçekte neyin amaçlandığına dair değerli bir rehberdir. Fakat bu, olayların sonuçlarını analiz etmeden ve daha fazla sorgulamadan, bütün bu sonuçlar bu olayın neticesidir demek anlamına gelmez. Tarihçinin takip eden olayları bilmesindeki gerçek avantaj, onu sonuca otomatik olarak ulaştırmasında değil, sorular sormaya sevk etmesinde yatar. Gerçekte ne olduğu, olayların sonuçları ile sıkı sıkıya bağlıdır. Sonuçlar hakkında tam bilgimiz olunca, ancak o zaman neler olduğunu layıkıyla anlayabiliriz. Tarihçinin görevi geçmişteki insanları, onların kendilerini anladığından daha iyi anlamaktır. Bunun gerçekleşmesi için de tarihçinin takip eden olaylar hakkında bilgiye mutlaka ihtiyacı vardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn18" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn18" name="_ednref18"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[18]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[18]Geçmiş dönem tarihçisi/standart tarihçi bu durumda avantajlıdır. Örneğin, günümüzde Kurtuluş Savaşı üzerine yazan bir tarihçi sadece olayı değil, kısa ve uzun vadedeki sonuçlarını da bilir. Yakın dönem tarihçisi bu avantajdan mahrumdur. 1925 yılında Kurtuluş Savaşı'nı yazan yakın dönem tarihçisi hala olaya yakındır, kısa vadedeki sonuçlarını bilir, fakat standart tarihçinin uzun dönem bakış açısından yoksundur. Tam anlamıyla yakın dönemi yazıyorsa sonuçlar ve tesirlerden haberdar değildir, yalnızca olayı bilir. Eğer takip eden olaylara dair bilgi, olaylara yön veren idareciler, devlet adamları ve diğerlerinin politikaları ve niyetlerini daha iyi anlamamızı mümkün kılıyorsa, bu durum, bizim yalnızca ne olduğu ile değil aynı zamanda neden olduğu ile, yani tarihte izah ile ilgilenmemize yol açar. Takip eden olayları bilmesi tarihçiye, olayları izah etmede ne kadar yardımcı olur? Bir tek olayın bireysel olarak izahı söz konusu olduğunda tarihçi takip eden olayla ilgili bilgiye daha az bağımlıdır. Fakat tarihte izahı, olaylar arasında bağlantı kurarak yapmaya çalışır ve bir kaç olayı, aynı hareket ve politikanın parçası olarak görürsek, olaylar dizisindeki herhangi bir noktada takip eden gelişmelerden haberdar olamama hareket veya politikanın ne amaçla yapıldığını anlamamıza ciddi şekilde engel olur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn19" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn19" name="_ednref19"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[19]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[19]Tarihçinin takip eden gelişmelere bağımlı olduğu bir başka nokta da, olayların önemini tayin etme konusundadır. Bir olayın önemi konusunda pek çok faktör etkilidir ve çoğu kişi bunun bir değer yargısı olduğunda hem fikirdir. Fakat tarihçiler arasında bir faktör geçerli görünmektedir. O da, bir olayın çok sayıda insanı etkilemesi ve geniş çaplı ve uzun vadeli sonuçlar doğurmasıdır. Dolayısıyla, Fransız İhtilali'nin önemli olduğunu düşünürüz, çünkü tesiri dünya çapındadır ve yaşadığımız yüzyıla ulaşmıştır.Standart tarihçinin takip eden olaylar bilgisine bağımlı olduğu ve durumlar karşısında yakın dönem tarihçisinin durumu nedir? Önce, bir tek olay ve bu olayın tekliğini, benzersizliğini ortaya koyma ve bununla bağlı olarak da izahı konusunu tartışabiliriz. Yakın dönem tarihçisi bir tek olayı aydınlatmaya çalışırken, meslektaşı geçmiş dönem tarihçisini eder ve yalnızca ne olduğunu değil, niçin ve ne zaman olduğunu ve neden bu halde gerçekleştiğini bulmaya çalışır. Bir tek olayı aydınlattıktan sonra, bu olayı bir dizi olayların, bir hareketin parçası olarak görmek gerektiğinde, yakın dönem tarihçileri problemlerle yüz yüze gelirler. Tarihi bir izah tarzı olarak, olaylar arasında bağlantıların kurulması ilk olarak W.H. Walsh tarafından öne sürülmüş ve yakın dönemden bir örnek verilmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn20" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn20" name="_ednref20"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[20]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[20] Walsh, Hitler saldırısının savaştan önceki değişik aşamalarını, aynı politikanın kısımları olarak görmüştü. Böylece, Hitler'in 1936'da Rhineland'ı 1938'de Anschluss'u ve ardından Çekoslovakya'nın bir kısmını, daha sonra da tamamını işgalini, bağlantılı bir hareket ve bir tek politikanın kısımları olarak değerlendirmişti.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn21" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn21" name="_ednref21"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[21]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[21] Bu noktada bir zorluktan söz etmeliyiz. Her şey tarihçinin yazdığı olaylar dizisindeki kesin bir noktaya bağlıdır: böyle bir olaylar serisinin başında, ortasında veya sonunda yazıyor olabilir. Bu konumların her birinde bulunan tarihçinin olayları değerlendirmesi farklı olacaktır. Bu durumda olan yakın dönem tarihçisi, geleneksel tarihçinin takip eden olaylara dair bilgisinden aldığı yardımı, tahminden alacaktır. Eğer yakın dönem tarihçisi tahminde bulunmazsa yüzeysel kalır ve kronikçiden öteye gidemez. Bu söylediğimiz bir tek olayı açıklamak için geçerlidir. Eğer tarihçi, bir hareket, akım ve devam ede gelen politika keşfetti ise yine tahminde bulunmak zorundadır. Olaylar arasında bağlantı kurma sürecinin daha sonra geliştirilmiş hallerinde, örneğin, başlangıçta niyet edilmemişse bile, belli bir sürece veya gelişmeye katkıda bulunan olayları bir arada guruplamada her şey tahmine dayandığı için, yakın dönem tarihçisi büyük ölçüde özürlü durumdadır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn22" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn22" name="_ednref22"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[22]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[22] Örneğin, 1979 Kuzey Kıbrıs Harekatı ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu, adanın Türkiye ile bütünleşmesinde birer aşama mıdır? Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan Türk devletleri, gelecekte kurulacak olan bir "Türk Devletler Topluluğu"nun bir aşaması mıdır? Bu soruların cevaplan hakkında tahminde bulunmadan, günümüzde bu konularda yazmak mümkün değildir.İkinci noktamız olan olayların önemini tayin etmeye gelelim. Bu konuda geleneksel/standart tarihçinin sonraki gelişmelere dair bilgisini değerlendirmeye kattığını öncelikle belirtelim. Bütün tarihçiler, hangi ölçekte yazıyor olurlarsa olsunlar seçim yapmak zorundadırlar. Kendilerine seçimlerini hangi kriter üzerine yaptıkları sorulduğunda, çalıştıkları dönemde 'önemli' buldukları olaylan ve faktörleri seçtiklerini söylerler. Bir olayın önemli sayılması için değişik faktörlerin etkili olduğunu, tarihçilerin, çok sayıda insanı etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğuran olayları önemli olaylar kabul etmede hemfikir olduklarını yukarıda belirtmiştik. Yakın dönem tarihçisi olayları seçerken, geçmiş üzerine çalışan tarihçiden çok daha büyük problemlerle karşı karşıyadır. Bunlar, yakın dönemdeki belge bolluğuna ek olarak, artık birbirine bağımlı ülkelerden oluşan bir dünyada yaşamakta olduğumuz gerçeğidir. Buradan yola çıkarak bazıları yakın dönemin dünya ölçeğinden daha küçük ölçekte çalışılmasının tatmin edici olmayacağını savunurlar. Bu görüşün doğruluğu tartışılabilir ve millî devlet var olmaya devam ettiği sürece tarihi birim olarak çalışılmaya devam edileceği öne sürülebilir. Her iki durumda da, bizim tartışmamız açısından yakın dönem tarihçisinin ne önemlidir, ne dahil edilmeli ne atılmalıdır, neler vurgulanmalıdır konularında büyük bir ayıklama, seçme problemi vardır. Oldukça zor olan bu problemin üstesinden gelmek için tarihçi geleceğe yönelik tahminlerde bulunmalıdır. 1950 yılında Almanya'nın ikiye ayrılışını yazabilir. Bu önemlidir çünkü bölünmüş bir millet istikrarsız durum yaratır, gerginliğe yol açar, savaşa neden olabilir. Bütün bunlar gelecek sıkıntıların tahminidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn23" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn23" name="_ednref23"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[23]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[23] Orta Doğu'da suyun problem haline geleceği, petrol yerine su için savaşılacağı da yine gelecek hakkında yapılan bir tahmindir. Tarihçinin bu tür olayları seçmesi ve önemli olarak kabul etmesi, durumun gelecekteki ihtimalleri dolayısıyladır.Eğer tarihçinin olayları seçerken ve açıklarken, gelecekte olabilecek gelişmelerin tahminine dayandığını kabul edersek, bu tahminleri neye göre yaptığını sormalıyız. Bu konuda çeşitli ihtimaller mevcuttur. Bunlardan ilki geçmişten örnek göstermesidir; geçmişte şöyle bir durum olmuştur ve şu sonuçları vermiştir, aynı sonuçlar gelecekte de beklenebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn24" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn24" name="_ednref24"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[24]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[24] İkincisi, bazı tekamül teorilerini esas alarak tahminde bulunur. Örneğin, bir ülke gelişmesinde belli bir aşamaya gelmiştir, saldırgan ve yayılımcı olması ve pazar araması veya, alternatif olarak, fethe yönelmesi beklenebilir. Üçüncüsü, kesin tahminler yerine, kehanette bulunur ve olayın genel durumunun kendisini ileride şu gelişmelerin olacağını beklemeye yönelttiğini söyler. Bu arada, belli dönem ve millete yönelik genellemeler de mevcuttur, bunlar sınırlı tahminlere yöneltir. Örneğin, başka bir millet değil de, Almanlar daima saldırgan olacaktır, dolayısıyla bölünmeleri tehlike değil, tam tersine güvenlik teminatıdır gibi. Son olarak da, kanun benzeri genellemeler diyebileceğimiz, tarihten, tarihten alınacak dersler vardır. Buna örnek olarak, Bruston, İngiliz tarihçi Lord Acton şu meşhur gözlemini aktarmaktadır; "bütün iktidarlar bozulur, mutlak iktidarlar mutlaka bozulur". Bu söz Hitler'in iktidara yükselişiyle ilgili tahminde bulunmada kullanılmıştır ve böyle bir tahminin, bu durumda doğrulandığı düşünülmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn25" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn25" name="_ednref25"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[25]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[25]Tartışmamız bizi iki sonuca götürüyor. Birincisi, tahmine dayandığı için yakan dönem tarihçisi, geçmişi yazan tarihçiden daha fazla kanun türü tarihi izahlara bağlı kalacaktır. Tarihte ne kadar çok kanun var ise yakın dönem tarihçisinin işi o kadar kolay olacaktır. Îkincisi, tarihi izahın kanunları daha az güvenilir ise, yakın dönem tarihçisinin yaptığı iş daha az güvenilir olacaktır. Tartışmanın ulaştığı nokta şudur; yakın dönem tarihçisi geçmişten çıkartılan kanunlara dayanır ve bunların yardımıyla geçmiş, günümüzü anlama ve geleceği tahmin etmede bize rehber olur. Fakat eğer günümüzün yeni olduğunu ve değişen bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek, geçmiş çok az faydalıdır ve geçmişten çıkarılan kanunlar şimdiki zamanı yanlış yönlendirecek ve muğlak hale getirecektir. Bunun bir örneği, 1945 den sonra Berlin'in büyük bir tehlike noktası olarak düşünülmesidir Bunun, 20. yüzyılın, 19. yüzyıl şartlarıyla yorumlanmasından, Avrupa’nın hala dünyanın merkezi olarak düşünülmesinden ve bölünmüş bir milletin en tehlikeli durum olarak değerlendirmesinden doğan bir yanlış olduğu, sonradan ortaya çıkmıştır. Eğer yakın dönem tarihi modern dünyamıza şekil vermiş olan temel yapısal değişiklikleri belirlemeye yönelirse, ancak o zaman ciddi bir disiplin haline gelmesini haklı gösterebilir. Yakın dönem tarihçileri çalışmalarında bu tür değişiklikleri dikkate almak ve yeni olanı keşfetmek zorundadır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn26" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn26" name="_ednref26"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[26]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[26]Eğer geçmişten çıkarılan genel kanunlar, bilimsel kanunlar gibi kesin olarak formüle edilmiş ise, bunlara dayalı olarak yapılan tahminler de kesin ve doğru olacaktır. Fakat biz biliyoruz ki durum böyle değildir, çünkü tahminlerin dayandığı kanunlar ne kesindir, ne de tamamıyla doğrudur; tahminler belli sanılar üzerinde yükselmiş ihtimaller, faraziyeler veya neticelerdir. Yakın dönem tarihçisi kesin kanunlara dayanmaz, zaten böyle kanunlar da yoktur; geçmişten çıkarılan az-çok kesin, bazen genel, bazen de geçerliliği sınırlı kanun-benzeri genellemelere tabidir. Dolayısıyla, tarihçi tarafından adapte edilen varsayıma, genellemeye ve tahmine dayalı olarak, yakın dönemin değişik yorumları yapılabilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn27" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn27" name="_ednref27"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[27]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[27]Tartışmamızı şöyle özetleyebiliriz: Yakın dönem tarihçisi, uzun vadede tesirleri olacağına inandığı faktörleri, hareketleri veya olayları önemli olarak belirler. Bunu yaparken dayandığı en önemli nokta, olayların gelecekteki durumu hakkındaki tahminleridir. Benzer tahminler yakın dönemi izah etmede de kullanılır. Bu tahminler, muhakkak şeyler değil yalnızca varsayımlar olduğu ve farklı varsayımlar günümüzün farklı yorumlarına yol açtığı için, yakın dönem tarihinin geçici mahiyette olduğu kabul edilmelidir. Ancak bu geçici mahiyet kabul edildiğinde ve üzerine dayandığı tahminler açıkça belirtildiğinde, yakın dönem tarihi, günümüz hakkındaki düşüncemize gerçek katkıda bulunabilir.Yakın dönem tarihinin bu geçici karakteri zaafı olarak kabul edilmemelidir. Ancak geçmiş tarihe atfettiğimiz nihailiği yakın döneme de atfedemeyiz. Tarihi düşünce dediğimiz bilgi türünün kesinleşmiş ve tamamlanmış değil, değişen ve gelişen düşünce bilgi türü olduğunu kabul edersek, yakın dönem tarihinin geçici mahiyetini zaaf olarak kabul etmek haklı görünmüyor.Yakın dönem tarihçisi ile geçmiş dönem tarihçisi arasındaki bir diğer farklılık kullandıkları kaynaklar konusundadır. Geçmiş dönem tarihçisi mevcut kaynakları kullanır, bunlarla yetinmek zorundadır. Yeni belgelerin keşfedilmesi her zaman muhtemeldir, fakat genelde veriler bellidir. Yakın dönem tarihçisi ise çok daha fazla sayıda ve konuyla daha doğrudan ilgili delillere sahiptir. Eğer verileri yeterli bulmazsa kendisi de, anket, görüşme vs. yoluyla yeni veriler oluşturabilir. Bilgi Çağı diye adlandırdığımız 20. yüzyılda hem bilginin türü ve niteliği değişmiş, miktarı artmış hem de, orta çağlardaki gibi belli kişilerin ve sınıfların tekelinde bulunma durumundan kurtulup, sıradan insanların, ilgilenen herkesin kolayca ulaşabileceği duruma gelmiştir. Bu bağlamda çağımızın insanının bir bilgi bombardımanına tutulduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunun yakın dönem tarihçisine etkisi ise, faydalanacağı bilgi kaynaklarına, geçmiş dönem tarihçisinden farklı olarak, yenilerinin eklenmesidir. Bir yandan bilgi kaynaklarının sayısı, verdikleri bilgi miktarı ve türleri artarken, buna paralelolarak, bilgiye ulaşmayı ve kullanmayı kolaylaştıran yeni araçlar da keşfedilmiştir. Bilgiyi yaymayı ve bilgiye ulaşmayı saniyelere indirgeyen İnternet ve çok sayıda veriyi güvenilir ve hızlı işlemeye yarayan bilgisayar programları bu konudaki en köklü değişmelerdir. Bilgisayar ve benzeri modern araçlar sayesinde, yakın dönem tarihçisinin kullandığı veriler, baş edilmesi mümkün olmayan bilgi yığını halinden çıkıp kolay ulaşılabilir ve işlenebilir veriler haline gelmiştir.Yakın dönem tarihçisinin verileri çeşit ve sayıca çok olmasına rağmen, kalite yönünden yetersiz görülebilir. Resmi kayıtların otuz yıl süreyle gizli kalması kuralı gereği-bu kural bazı belgeler için elli yıldır-politika ile ilgili en büyük veri kaynağı kullanılmaz haldedir. Özel kolleksiyonlar da, sahipleri hala politikada aktif oldukları için kullanıma açık değildir. En sağlam ve güvenilir veri kaynağı olduğu düşünülen resmi kayıtların ve özel kolleksiyonların yakın dönem tarihçisinin kullanımına açık olmamasının, onu daha az güvenilir kaynaklara yönelttiği düşünülebilir. Bir başka deyişle, yakın dönem tarihçisi doğru bilgi yanında, bir de yanlş bilgi ile de karşı karşıyadır. Bunları nasıl ayırt edecek ve yakın dönemi sağlam, güvenilir verilere göre nasıl yazacaktır?Yakın dönemin kaynaklarını sözlü kaynaklar; basın-yayın; resmi yayınlar ve kitaplar; anketler, kamuoyu yoklamaları ve resmi istatistikler; arşivler; özel belge kolleksiyonlar ve bilgisayar ağları ve İnternet olarak yedi çeşide ayırabiliriz. Bu veriler aşağıda sırasıyla tartışılacak, zayıf ve güçlü noktalarına değinilecek ve yakın dönem tarihi ve tarihçisi açısından kullanılabilirlikleri değerlendirilecektir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SÖZLÜ KAYNAKLAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Sözlü kaynaklarla kastedilen, olayı yaşayan, şahidi olan kişilerle yapılan görüşmelerden elde edilen bilgilerdir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn28" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn28" name="_ednref28"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[28]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[28] Yakın dönem tarihinin günümüze en yakın dönem olması itibarıyla, olayları yapan, yönlendiren veya şahidi olan şahıslar halen hayattadır. Dolayısıyla, yakın dönemin aktörleri olarak niteleyebileceğimiz bu şahıslarla yapılacak olan görüşmeler ve değişik ortamlardaki sözlü bilgi aktarımları, yakın dönem tarihi araştırmalarında önemlidir. Aslında sözlü bilgiler, yazılı belgelere göre daima daha az güvenilir bilgi kaynakları olmuştur. Resmi belgeler ve özel kolleksiyonlar araştırmacıya hemen sunulmadığı için-resmi belgeler otuz yıl süreyle araştırmacıya kapalıdır, bu süre bazı istihbarat belgeleri için daha da uzundur-yakın dönemin tarihini yazmada sözlü bilgiler ön plana çıkar. Araştırmacının elinde bütün belgeler mevcut olmasına rağmen hala boşluklar olabilir, sözlü bilgiler bunları doldurmada işe yarar. Kişiler arasındaki ilişkiler, kişilerin karakteri tavırları belgelerde çoğu kez bulunmaz. Diğer yandan sözlü bilgiler, mevcut belgelerin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir, hangi belge daha önemli, hangisi okunmalıdır gibi konularda yardımcı olur, karışık görünen belgeleri sıraya dizmede yol gösterir.Tarihçi araştırmasında kullanacağı bütün bilgileri dikkatlice değerlendirmelidir. Sözlü bilgi edinme yani görüşme söz konusu olunca, daha da dikkatli olması gerekir. Bazıları arşivde saklanan belgelere bütünüyle güvenilir olarak bakarken, sözlü bilgileri tamamıyla güvenilmez olarak görür. Sözlü bilgilerin dikkatli değerlendirilmesi gerektiği muhakkaktır ve potansiyel problemler şöyle sıralanabilir. Bunlardan ilki, sözlü bilgi kaynağı olan kişi, özellikle de onun hafızası ile ilgilidir. Bu konuda yaygın düşünce, olayın şahidinin yaşı ve olayın eskiliği ile şahidin verdiği bilginin orantılı olmasıdır. Örneğin yaşlı bir insanın gençliğinde meydana gelen olaya dair hatırası çoğu kez bulanıktır. Diğer yandan, olayın hemen ardından olaya şahit olan kişi ile yapılan görüşme/sözlü bilgi alımında da zorluklar mevcuttur: kişinin şahsi düşünceleri olayın anısına karışmış olabilir, İnsan aklı olayları ancak belli bir süre sonra objektif olarak değerlendirebileceği için, görüşmenin olaydan bir süre sonra yapılması veya, olaydan hemen sonra yapıldı ise bir süre sonra tekrar edilmesi tavsiye edilir. Görüşme yapılan kişinin olayı bilinçli olarak saptırıyor olması, olayları aşırı basitleştirilmesi, olayda kendi rolü ve önemini abartması, taraflı tutumu vs. görüşmede alınan bilgileri değerlendirirken dikkat edilecek noktalardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;BASIN - YAYIN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Basın-yayına günlük gazeteler, haftalık veya aylık dergiler, radyo ve televizyon girer. Resmi belgelerin yokluğunda, yakın dönem tarihçisi için basın önemli kaynak olur. 1961 yılında Amerika'da Newsweek dergisini satın alan Philip Graham, derginin "tarihin ilk versiyonu olmasını" istemişti. Yine bir başka Amerikalı gazeteci-politika yorumcusu kendi gibi kişilere "biz de alt düzeyde bir tür tarihçiyiz" demişti.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn29" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn29" name="_ednref29"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[29]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[29] Yakın dönemde gazetecilerin daha çok ilgilendiğinden yukarıda bahsetmiştim. Kendilerini bir çeşit tarihçi gibi gören ve tarihin ilk versiyonunu yazdıklarını düşünen gazeteciler acaba gerçekte bu işi yapıyorlar mı, yoksa yakın tarih için, tarihçinin faydalanacağı verileri mi üretiyorlar? gibi sorulara aşağıda cevap aranacak, basın-yayın ürünlerinin yakın dönem tarihindeki kullanımı değerlendirilecektir.İlk sorumuz olan, gazeteler gerçekte tarihin ilk versiyonunu üretir mi? den başlayalım. Bu işe ciddi şekilde soyunan gazetelerin sayısı, Türkiye'de değil dünyada çok azdır. Gazetelerde en iyi neyi görebileceğimizi bir düşünelim; politika ile ilgili yazılar gazetelerde ağırlıklı yer tutar; gazetelerde en iyi politik şahsiyetleri tanıyabiliriz-iktidarda olanlar ve olmayanlar buna dahildir-onlarla yapılan röportajları takip edebiliriz; siyasi partiler arasındaki çekişmeler de gazetelere en iyi yansıyan konulardandır. Resmi belgeler açıldıktan sonra bile gazeteler parti politikası için en iyi kaynak olurlar.Gazetelerden edinilen politika ile ilgili bilgileri tarihçi, gazetenin açık ve gizli siyasi eğilimlerine göre değerlendirmelidir. Gazeteciler arasında tarafsız haber vermeyi yansıtan 'haber kutsal, yorum serbesttir' kuralı geçerlidir fakat tarihçiye yardımcı değildir. Verilen haberin veya yorumun değeri, editörün beğenileri olduğu kadar, haberi sunan kişinin önyargıları ışığında değerlendirilmelidir. Tarihçiden beklenen tarafsızlık ve hakkaniyet gazeteciden beklenmez. Gazeteler sağ veya soldaki siyasi partilerin destekleyicisi veya sempatizanıdır. Tarihçi, gazeteleri çalışırken bunları göz önünde bulundurmalıdır.Gazeteler politika konularındaki haberde mükemmeldir, fakat diğer konular için aynısı söylenemez. Gazetecilerin eğitim, ziraat, bilim ve teknoloji gibi konularda uzmanlaşması 1950'lerden sonra gelişmiştir. Ciddi gazetelerin politik, ekonomik diplomatik, savunma, Beyaz Saray gibi muhabirleri yoluyla, okuyucuların, yakın dönem tarihçileri ve siyaset bilimcilerinin, hükümette ve dünyada olup biten hakkında bilgi edinmeleri idealdir. Fakat, özellikle tarihçiler, gazeteleri yakın dönemin yetersiz şahitleri olarak görürler. Örneğin Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na üyeliğini ele alalım. Konu ile ilgili bilgileri genelde diplomatik muhabirler verir. Onlar da, üyelik sürecinde takip edilecek yolları, modelleri tartışmazlar, yani yüzeyseldirler.Gazeteler ilgi sahaları konusunda oldukça gelenekseldir. Örneğin tarihçinin ilgi duyacağı, çeşitli kurumların faaliyetleri gibi konular, yeterli ilgiyi çekmeyeceği düşüncesiyle gazetelerde yer almaz. Gazetelerde okuyucunun ilgisini çekecek türden habere yer verilir. Popüler gazeteler çoğu zaman olayları takip etmezler. Olay takibi ancak ciddi gazetelerde görülür. Tarihi kaynak olarak gazetelerin eleştirilecek diğer bir yanı da, çoğu gazetelerin, hem de ciddilerinin, genelde politik gündemi takip etmeleridir. Olayların arkasındaki gizli gündem fazla yer tutmaz. Örneğin, Güneydoğu ile ilgili hep askeri harekat ve terörist eylemleri haberi duyarız. Bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarına gazetelerde pek yer verilmez. Bu da gazetelerin günü gününe olayları takip etme endişesi ile ilgilidir. Gazetenin editörü günün haberini vermek zorundadır ve rakip gazeteler ile haber yarışı içindedir.Yerel basından da bahsederek gazeteler kısmını noktalayabiliriz. Yerel basın daha çok mahalli politika üzerine çalışanlar ve biyografi yazarları için faydalıdır. Ülke çapındaki gazetelere ekleyecek çok az şeyi vardır, konuları mahalline sınırlıdır.Günlük gazetelerin daha az değindikleri sağlık, teknoloji, bilim, eğitim, politika, bilgisayar gibi konular haftalık aylık dergilerde geniş yer tutar ve konu ile ilgilenenlere gerekli bilgileri ve gelişmeleri sunar. Yakın dönem tarihçileri ilgilendikleri konularda çıkan dergileri takip etmelidir.Radyo ve televizyonda hazırlanan programlar, bu programlarda olayın şahitleri ile yapılan görüşmeler yakın dönem tarihçisi için önemlidir. Yakın dönemi anlamada televizyon radyodan daha az yeterlidir. Resme olan ihtiyaç mesajı bozar düşüncesi hala geçerlidir, fakat buna bazı istisnalar mevcuttur. Aktüel konuları işleyen programlar, belgesel diziler bunlardandır. Televizyonda hazırlanan programlar, özellikle de haber programları olayın belli yönlerini aktararak kamuoyunun düşüncesini şekillendirme amaçlı olmaktadır. Örneğin, Körfez Savaşı sırasında Irak'tan yayın yapan CNN televizyonunun, bir tek sivil ölümü bile göstermemesi, Körfez Savaşı'nı, kendi ve dünya kamuoyunda meşrulaştırma çabasının sonucudur. Dolayısıyla, yalnızca televizyon seyrederek savaşta sivil kayıp olmadığına karar vermek yanlış olur. Radyo ve televizyon programlarının belli amaç ve hedefleri gerçekleştirme doğrultusunda hazırlandığı akıldan çıkarılmamalıdır. Ayrıca, medya haberleri, kitleler için tüketilmek üzere hazırlanmıştır, kolayca manupile edilebilir. Yapımcıların rating yükseltme endişelerinin de olduğu hesaba katılmalıdır. Yakın dönem tarihçisi, medyanın verdiği bilgi ile çoğu zaman çatışabilir. Yukarıda yakın dönem tarihçisi, bilgi ile olduğu kadar yanlış bilgi ile de karşı karşıyadır demiştik. Bu yanlış bilgi kaynaklarından biri de modern medyadır. Yakın dönem tarihçisinin medya aracılığıyla yapılan her türlü yayını, güvenilirliği kesin bir kaynak gibi kullanması yanlıştır. Bunların, olayların doğal yansıması değil kurgu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.Olayları anında kaydeden video filmleri ve fotoğraflar yakın dönem tarihçisi için önemli kaynaktır. Geçmiş dönem tarihçisi için mevcut olmayan bu imkana, yakın dönem tarihçisinin ayrıcalığı diyebiliriz. Bildiğimiz gibi tarihte olayları tekrar etme imkanı yoktur. Fakat eğer olay filme alındıysa, tarihçi olayı tekrar tekrar görme imkanına sahiptir ve belgelerde rastlanmayan ayrıntıları yakalayabilir.Basın-yayın ürünleri ile ilgili olarak yukarıda verdiğimiz sınırlamalar çerçevesinde özetle şunları söyleyebiliriz: Günlük haber verme, gündemi yakalama endişesi içinde olan bu ürünler bizim tarif ettiğimiz anlamda, yakın dönem tarihi, bu ürünleri yazanlar da yakın dönem tarihçisi olamazlar, ancak tarihçiye, resmi belgelerin yokluğunda gerekli verileri sunarlar. Bu veriler hakikati içerdiği gibi aynı derecede yalan ve yanlışı da içerebilir, tarihçiyi yanıltabilir. Tarihçi bu tür verileri, her zaman olduğundan daha fazla titizlik göstererek değerlendirmelidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;RESMİ YAYINLAR VE KİTAPLAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bu kısma, gazete ve dergilerin dışında kalan, resmi yayınlar, referans kitapları, yıllıklar, hatırat, biyografiler, günlükler ve roman-tiyatro dahil edilmiştir. Bu tür yayınlar, yakın dönem tarihçisinin çalışmak istediği donemde neler olup bittiği hakkında kaba bir çerçeve hazırlamak için yardımcı olurlar.Resmi yayınlardan, periyodik olarak yayınlanan-bu günlük, aylık ve yıllık olabilir-ve belirli dönemde meydana gelen olayları kaydeden yayınlar kastedilmektedir. Örneğin, Ayın Tarihi'nde bir ay içinde geçen olaylar ve siyasilerin resmi açıklamalar yer alır. Bakanlar kurulu kararlarının yayınlandığı Resmi Gazete ve meclisteki konuşmaların kaydedildiği Meclis Tutanakları periyodik yayınlar arasındadır. Siyasi partilerin yayınlan, takip edilen politikalar ve siyaset konusunda yorum sunduğu için önemlidir fakat polemikli nitelikleri düşünülerek kullanılmalıdır.Referans kitapları olarak adlandırabileceğimiz eserler, dönemin olay1arını doğru olarak belirlemede yakın dönem tarihçisine yardımcı olur. Bunlara bir kaç örnek verebiliriz: Fahir Armaoğlu, 20. yüzyıl Siyasi Tarihi, 1914-1980, Ankara 1984; Nuran Dağlı - Belma Aktürk (haz), Hükümetler ve Programları 1920-1960, Ankara, 1988; İsmail Soysal, Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye'nin Siyasal Anlaşmaları 1920-1945, cilt I-II, İstanbul" 1983; Tank Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler 1859- 1952, İstanbul,1952.Çalışmak istenilen dönemde meydana gelen olayları tespit etmek için en iyi yol yıllıklara müracaat etmektir. Belli bir ülke hakkında olduğu gibi, dünyada bir yıl içinde gerçekleşen olayları kaydeden yıllıklar da vardır. Örneğin Wihitaker’s Almanac’da yılın olayları ile ilgili bölüm mevcuttur ve yalnızca politika ve İngiltere ile sınırlı değildir. Türkiye'de yayınlanan Haberbank (Öncü Gazetesi genel yayın yönetmeni Mehmet Göktürk tarafından yayınlanmaktadır) ve Almanaklar içte ve dışta bir yıl içinde meydana gelen olayları kaydetmektedir.Hatıratın, tarihçiyi yanıltmak için yazılmış sözlü tarihinin bir türü olduğunu düşünen tarihçiler vardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn30" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn30" name="_ednref30"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[30]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[30] Hatırat hakkında şüpheciliği haklı gösteren örnekler mevcut olmasına rağmen, çoğu hatıratta tarihçinin kullanacağı bilgiler bulunur; bir dönem tarihinin kaba bir iskeletini sunar, katılan kişilerin, hatıranın sahibinin gözüyle belli başlı problemleri teşhis etmeye yardımcı olur ve olaydaki asıl niyete dair deliller sunar. Son zamanlardaki eğilim hatırat ile otobiyografi arasındaki geleneksel ayırımı kapatma yolundadır. Tarihçi arşiv kaynaklarını kullanma fırsatını elde edince, hatıratın değeri kaçınılmaz olarak azalır. Bu durumda ise, kaynaklara rehberlik etme konusunda değeri ön plana çıkar. Özellikle de, hatıratın az olduğu bir dönemde, önemli ölçüde bilgi kaynağı oluşturur.Hatırat yakın dönem tarihçisinin önemli bilgi kaynaklarından biridir fakat aynı zamanda tehlikeli olanlarındandır. Tarihçi, hatıratın nasıl meydana geldiğini, hangi kaynakların kullanıldığı tespit etmelidir. Çünkü özel yazışmalarla desteklenmesine rağmen, hafıza yanılabilir. Hatıratta ufak tefek hatalar daima mevcuttur. Politikacılar genelde kendi rollerini önemseme ve katıldıkları olayların önemini abartma eğilimindedirler. İnsanlar hatıraları çoğu kez, duydukları veya bir sohbet sırasında ikinci elden öğrendikleridir. Hiç kimse, aradan geçen zaman zarfında, hatıraların etkileyecek hiç bir şey olmamış gibi olayları hatırlayamaz. İyi bir hatıratın yazılması için, olaylar yaşanırken oluşan belgelerin biriktirilmesine, bir yerlere kayıtlar düşülmesine ihtiyaç vardır. Yalnızca hafıza kuvvetine dayanan bir hatıratın ne inandırıcı bir yönü, ne de belge gibi kabul edilecek niteliği vardır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn31" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn31" name="_ednref31"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[31]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[31] Olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra her yönüyle hatırlanması ve üzerine başka olaylar yaşanmamış gibi anlatılması mümkün değildir. Bütün bunlar hatıratın değerini azaltmak için değil, hatıratı delil olarak kullanmak isteyenlere diğer belgeler ile doğrulamaları gerektiği için söylenmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn32" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn32" name="_ednref32"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[32]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[32]Biyografiler arasında üç türü ayırt edilir: her türlü belge ve bilgiye ulaşılarak yazılanlar; başlıca kayıtlardan ve kişinin yakınlarının işbirliğiyle yazılanlar, basına ve görüşmelere dayanılarak yazılanlar. Yakın dönem tarihçisi açısından bunların her birinin faydaları farklıdır. Özellikle de, üçüncü kategorideki biyografide yer alan görüşmeler, görüşmenin orijinal kayıtlarının bulunmadığı durumlarda boşluğu doldurması açısından önemlidir. Belgeler ve görüşmelerle desteklenmiş, alıntılar yapılmış biyografi en iyisidir. Biyografi yazarları için biyofrafiye konu olan kişinin ölümünden sonra yazılan biyografiler, hayatta iken yazılanlara göre daha az kişisel şahitli olur ve yakınlarını incitme korkusuyla bütün gerçek söylenmeyebilir. Biyografiye konu olan kişi hayatta iken yazılan biyografinin bir avantajı, tarihçiye sözlü deliller sağlamasıdır. Biyografi yazarının görevi, biyografiye konu olan kişinin hayatı ve kişiliğini anlatmaktır. İyi bir biyografi yazmak için, konu olan şahsın önemli olması gerekmez fakat bu şahsın çok yakından gözlemlenmesi gerekir. Biyografinin yanıltıcı bir yönü, söz konusu şahsın, gerçekte öyle olmadığı halde, olayların merkezinde gibi görünmesidir. Olaya katılan diğer kişilerle ilgili benzer çalışmalar okunarak bu yanılgı ortadan kaldırılabilir. Bu sınırlamalar akılda tutularak kullanılan biyografiler, kolay ulaşılabilen kaynak olarak yakın dönem tarihçisi için değerli bir kaynaktır.Günlükler, olayın hemen ardından, günü gününe tutulan notlardır. Biyografi yazarı için çok değerli olan bu notlar değişik şekillerde hazırlanmış olabilir. Örneğin İngiliz Başbakanı Macmillian'ın günlüğü, karısına mektuplar şeklinde başlamış ve hatırat olarak sona ermiştir. Bu tür bir günlükte amaç yalnızca, Başbakanlıkta olup biteni haber vermek değil. Macmillian'ın bunlar hakkındaki düşüncelerini belirtmektir. Diğer yandan, bazı günlükler özel hayat ve şahsi düşünceler hakkında çok az şey içermek ve olayların iç yüzünü göstererek tarihe veri bırakmak amacıyla yazılmıştır. Günlük yazmadaki nedenleri ve amaçları belirledikten sonra; yakın dönem tarihçisi, günlüğün nasıl yazıldığını ve saklandığını ortaya çıkarmaya çalışmalıdır. Örneğin, günlük daha sonra orijinal yazan olmayan biri tarafından dikte veya daktilo edilmiş olabilir. Müsveddelerin temize çekilmesi, özellikle de, bu iş yazardan başkası tarafından yapılıyorsa, bazı yer değiştirmelere veya kayıplara yol açabilir. Bu durumlarda yazılanların, orijinal yazar tarafından kontrol edilip edilmediğine bakılmalıdır. Bazen kişiler kendisi değil, hizmet ettiği kişi hakkında günlük tutarlar. Bu tür günlüklerde, amacın, yazarı ön plana çıkarma düşüncesi olmadığından her zaman emin olamayız.Günlük yazanlar görmek istediğini görür ve duymak istediğini duyarlar. Başkaları hakkındaki düşüncelerini ve duyduğu söylentilerin doğruluğunu tespit etmek zordur. Fakat günlükler olmadan da, söylentilerin ne olduğunu bilemeyiz. Günlüklerde yazılanların olduğu gibi kabul edilmemesi ve söylenenlerin diğer kaynaklarla desteklenmesi tavsiye edilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn33" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn33" name="_ednref33"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[33]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[33]Roman, tiyatro, film ve diğer kurgu eserleri, dönemin: düşünce tarzı ve davranışlarını daha yakından anlamaya yardımcı olur. Fakat aynı zamanda yanıltıcı olabilir, bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır. Roman yazarlarının çoğunun vermek istediği mesajlar vardır. Bu anlamda, popüler olan romanlar, büyük edebiyat eserlerinden daha faydalı olabilir. Dönemi hayal etmede yakın dönem tarihçisine yardımcı olan bu tür eserler, kaynak olarak ciddi çalışmayı gerektirir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ANKETLER, KAMUOYU YOKLAMALARI VE RESMİ İSTATİSTİKLER&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Anketler, kamuoyu yoklamaları ve resmi istatistikler sayısal nitelikte veriler olup, tarihi olgular gibi kendileri için konuşmazlar, yorumu gerektirirler. Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor, bu tür kaynakları kullanan yakın dönem tarihçisi başkaları-ticari firmalar, devlet veya meslekdaşları-tarafından ve kendisininkinden farklı amaçlarla toplanan verilere güvenmek durumundadır. Örneğin, politikanın nabzını ölçmek için yapılan bir kamuoyu yoklamasında, 'eğer yarın seçim olsa idi, oyunuzu kime verirdiniz?' sorusuna cevap verenler, hemen yarın seçim olmayacağını bilmektedir. Verilen cevapları, seçmenlerin iktidardaki parti için gerçek düşünceleri olarak kabul etmek yanıltıcı olabilir. Belki de hükümete, icraatları hakkında iyi veya kötü düşüncelerini iletmek istemektedirler. Gerçek seçim olduğunda durum tamamıyla değişebilir. Bu tür bir kamuoyu yoklaması sonucunu değerlendiren yakın dönem tarihçisi dikkatli olmalıdır.İstatistiki verilerin ikinci bir özelliği, toplu ve bireysel düzeyde olmalarıdır. Toplu düzeyde olanlar, pek çok sayıda kişi ile ilgili ve kapsamlıdır. Fakat bu tür verilerin değerlendirilmesi zor ve zaman alıcıdır. Dolayısıyla örnekleme yoluyla, bireysel düzeydeki veriler ön plana çıkar. En fazla 2000 kişiye, ve genelde 1000 kişiye yönelik olarak düzenlenen anketler için görüşme yapılacak veya anket formu dağıtılacak kişiler rast gele seçilebilir. Fakat kamuoyu yoklamaları için belli gruplar hedeflenir.Üçüncü olarak belirtilmesi gereken nokta, anket yapılan bireylerin çoğunun farklı kişiler olmasıdır. Bu ay 1000 gelecek ay da 1000 kişi ile görüşebiliriz, fakat bunlar aynı şahıslar değildir. Yaptığımız ilk ve ikinci görüşmede aynı veya benzer sonuçlara ulaşabiliriz. Fakat, görüşme yapılan kişiler farklı olduğu için, ilk grup fikrini değiştirmiş midir bilemeyiz. Aynı kişileri uzun dönemde takip ederek görüşme yapılması tercih edilir fakat daha masraflıdır. Şunu da unutmamak gerekir, bütün istatistik, bağ kavramı üzerine kurulmuştur. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki pozitif veya negatif bağ, aralarındaki nedensel bağı açıklamayabilir. Yakın dönem tarihçisi bu tür bağları kurarken yanıltıcı olup olmadığına dikkat etmelidir.Ciddi tarihçiler, şüphesiz, anketler ve kamuoyu yoklamalarını dikkate alırlar. Fakat bir süre sonra, ekonomik ve siyasi durum ile ilgili devletin yayınladığı belgelere müracaat ederler. Devletin kullandığı istatistiki bilgiler en büyük sayısal veri yığınını oluşturur. Ancak bunların tarihçi veya sosyal bilimcinin faydalanması için düzenlenen veriler olmadığını, farklı amaçlar için düzenlendiğini hemen belirtelim. Resmi istatistikler arasında nüfus sayımları, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın yayınları sayılabilir. Resmi istatistikler,. tarihçinin istediği türden olmasa da, olgularla doludur, sosyal tutumlar ve düşüncelerle ilgili sistematik veri bulunmaz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn34" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn34" name="_ednref34"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxiv]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[34]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ARŞİVLER&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Arşivler geçmişteki resmi faaliyetlerin belgelerini saklama ihtiyacı sonucu oluşturulmuştur. Araştırmacılar içinde arşive en çok ihtiyaç duyanlar belki de tarihçilerdir. Yazılı belgelerin saklandığı arşivlerde bulunan her şeyin hakikat olduğunu söylemek yanlıştır. Arşivlere olan güven, arşivde saklanan belgelerin yazıldığı zamanda ve dönemin şartlarında önemli olmasındandır. Bu nedenle, ele alınan bir belgeyi en doğru şekilde kullanmak için, belgeyi yazan kişinin konumunu ve niçin yazdığını araştırmalıyız. Belirtmemiz gereken önemli bir nokta da arşivde yalnızca o zaman yazılan belgelerin bulunacağıdır. Yani, bir iş telefonla veya görüşme yoluyla halledilmiş, bu da bir yere kaydedilmemiş ise, ondan haberdar olmamız mümkün değildir. Toplantıda konuşulan ve kaydedilmeyenlerden de aynı şekilde haberimiz olamaz. Kayıp olan bu kısımlar belgelerden belki dolaylı olarak çıkartılabilir. Gerçekte ne olduğunu anlamak da tarihçiye düşer.Arşivleri kullanmanın tarihçi için aynı zorlukları vardır. Bunlar, arşivlerin kaynak olarak kullanılması, belgelerin arşive nakledilince düzenlenip araştırıcıya sunulması ve kullanıcıya açık olması ile ilgili zorluklardır. Bir diğer zorluk da, modern devlet mekanizması tarafından üretilen belgelerin çok fazla sayıda olması, bu nedenle tamamının değil yalnızca bir kısmının saklanmasıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn35" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn35" name="_ednref35"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxv]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[35]Resmi belgelerin araştırıcıya sunulmasında konulan zaman sının dünyada otuz yıldır. Bu zaman yarı gizli ve gizli belgeler için elli yıl veya daha fazladır. Bu durumda, yakın dönem tarihçisi için arşivler en az kullanılan kaynak haline gelir. Zaman sınırlamalarının düşürülmesinin, tarihçileri yakın dönemi çalışmaya çekeceği muhakkaktır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ÖZEL BELGE KOLLEKSİYONLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Özel belgeler ile şahıslar tarafından biriktirilen, şahsa ait belgeler kastedilmektedir. Politikacının özel belgeleri, ailesi, arkadaşları ve meslektaşları ile yazışmaları, gayri resmi toplantıların notları, çeşitli müsveddeler ve görevde bulunduğu dönemden kalan resmi belgelerdir. Bütün bunlar, belli bir faaliyetin sonucu veya bu faaliyeti gerçekleştirirken meydana gelmiş olan belgelerdir. Belge kolleksiyonunun tamlığı, çeşitli etkenlere bağlıdır. Bunlardan en önemlisi, sahibinin düşüncelerini netleştirme ve diğer kişilerin iletişim aracı olarak yazıyı kullanma derecesidir. Bazı politikacılar yazmak yerine konuşmayı tercih eder. Dolayısıyla bu tür kişilerin elindeki belgeler sayıca çok değildir. Teknoloji de bir diğer etkendir. Önemli görüşmeler bile şimdilerde telefonla yapılmaktadır. İnsanların belge biriktirme alışkanlıkları da değişiktir. Bazıları her şeyi biriktirir; Winston Churchill gibi bazıları da olayların sonucuna dair hiç bir şeyi saklamaz; bazıları ev değiştirince veya emekli olunca belgeleri imha eder; bazıları da hatıralarını yazacağı zaman düzenler.Bu tür özel belge kolleksiyonları ilginç veriler sağlar, fakat sahibinin faaliyetlerinin tamamını kapsadığını söyleyemeyiz. Belgeler bol miktarda saklanmış olsa bile, bilinçli olarak veya olmayarak bazı kurgular yapılmış olabilir. Hayatın üzüntülü, başarısız veya sıkıcı olan kısımlarına ait daha az belge bulunması muhtemeldir.Özel belgeler dağınık olduğu ve sahibi tarafından belli amaçla hazırlandığı ve/veya seçildiği için, kullanım potansiyeli sınırlıdır. Yakın dönem tarihçisi, birbirini tutmayan bilgileri açıklamak için epey zaman ve çaba harcamak zorundadır. Sonunda olayın aslını arşivler ve basılı eserlerden anlayacak, özel belgeler ise bazı noktalarda gerekli aydınlatmayı sağlayacaktır.Özel belgelerin tasarrufu tamamıyla ait olduğu şahsa aittir. Başka kimsenin kanuni veya ahlaki kullanma hakkı yoktur. Sahibi, belgelerinin tamamını veya bir kısmını göstermeye razı olabilir, bu tamamıyla ona kalmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn36" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn36" name="_ednref36"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxvi]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[36]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;BİLGİYASAR AĞLARI VE İNTERNET&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yakın dönem tarihçisinin kullanımına açık olan yeni bir veri kaynağı da bilgisayar ağları ve İnternet'tir. Zamanımızda hızla gelişen bilgisayar teknolojisi tarihçilere yalnızca verilerini daha kolay işlemeleri için yazılan programlar sunmaktan çıkıp, iletişim ve haberleşmede önemli bir araç haline gelmiştir. "Kablolu dünya" diye adlandırılan günümüz yaşamında insanların hareketleri bilgisayarlara kaydedilmektedir. Örneğin ATM'den para çektiğinizde, kredi kartı ile alışveriş yaptığınızda, elektronik posta ile haberleştiğinizde, İnternet'te web sitelerini dolaştığınızda, telefonu kullandığınızda bunların hepsi, sizin haberiniz olmadan, bir yerlerde bilgisayara kaydedilmektedir. Yine pek çok firma müşterileri ile ilgili, adres, meslek, yaş vs. gibi bilgileri bilgisayarda tutmakta, bu bilgiler sizin haberiniz olmadan, başka firmalara satılmaktadır. Öyle ki, bilgisayar başına oturan bir kişi bir kaç saat içinde, yalnızca isminiz ve adresinizle, sizin hakkınızda ayrıntılı pek çok bilgiye ulaşabilmektedir. Özel hayatın ihlali haline gelen bu durum insanları rahatsız edecek düzeye ulaşmıştır. Fakat biz olaya yakın dönem tarihini incelemek açısından bakarsak, bireylerin özel hayatının ihlali anlamına gelen bu kayıtların, yakın dönem tarihçisi için veri kaynaklan olduğunu görürüz. Bir şahsı, bir grubu, bir toplumu veya bir olayı inceliyor olabiliriz, çeşitli kurumların bilgisayarlarında kaydedilen verileri tarayarak bunlar hakkında bilgi edinebiliriz.İnternet'teki tartışma listeleri ve haber gruplarına dünyanın her yerinden insanlar üye olabilmekte bilgi alışverişinde bulunmakta ve bu alışverişlerle ilgili bilgiler yine İnternet üzerinde herkese açık arşivlerde saklanmaktadır. Bilgi toplumu dediğimiz günümüz toplumunu incelerken bilgi akışını, insan gruplarının neler düşündüğünü ve tartıştığını bilmek İnternet listelerini incelemek yoluyla mümkün olabilir. Bu arada kütüphanelerde ve arşivlerde klasik usulde saklanan bilgilerin de hızla İnternet ortamına aktarıldığını, ayrıca Türkiye'dekiler dahil binlerce günlük gazete ve derginin İnternet'te elektronik versiyonlarının yayınlandığını unutmamak gerekir. Bunlar vasıtasıyla, sıradan insanların bilgiye ulaşması daha ucuz ve kolay hale gelirken bunları değerlendiren yakın dönem tarihçisi için de İnternet müracaat edilmesi gereken kaynaklardan biri haline gelmektedir. Mektuplaşma ve haberleşme işleri çoğu kez İnternet'te elektronik posta aracılığıyla yapılmaktadır. Kişiye ait özel belgeleri incelerken artık bilgisayar bağlantılarının olup olmadığına, bilgisayarda saklanan bilgilere, İnternet aracılığıyla yapılan haberleşmelere bakmak gerekir. Kişilerin İnternet'e her girişlerinde gezdikleri web siteleri, hatta sitenin hangi sayfasını ne kadar süreyle incelediği, yazdıkları elektronik postalar, kısaca kişilerin siber uzayda dolaşırken bıraktıkları ayak izleri kaydedilmekte, ve tarama motorları (serarch engines) denilen programlar kullanılarak da bu bilgilere anında ve kolayca erişilebilmektedir. Tarama motorları ile konu başlıklarından hareketle tarama yapılabildiği gibi anahtar kelime veya deyim vermek suretiyle taramada yapılabilmektedir. Tarama motoru bu anahtar kelimenin (mesela bir kişi adı) veya deyimin geçtiği İnternet üzerindeki bütün dokümanların elektronik adresini dünyanın neresinde olursa olsun bulup vermekte sonra bu adresten hareketle o dokümana kolayca ulaşılabilmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn37" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn37" name="_ednref37"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxvii]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[37]Gelişen bilgisayar ağlan ve İnternet, günümüzde seminer ve konferans düzenlemekten eğlence ve elektronik ticarete kadar pek çok faaliyetin gerçekleştirildiği ve kaydedildiği ortam olarak yakın dönem tarihini yazan tarihçilerin vazgeçilmez başvuru ve veri kaynağı haline gelmiştir. Yakın dönem tarihçilerinin bunları kullanmadan yakın dönemin tarihini çalışabilmeleri pek mümkün gözükmüyor.Yakın dönem tarihinin çeşitli yönlerini tartışmayı tamamladıktan sonra, bu dönemin inceleme metotlarına geçebiliriz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;YAKIN DÖNEM TARİHİNİ İNCELEME METOTLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;19. yüzyılda yaşadığı altın çağdan sonra tarih 20. yüzyılda gerileme dönemine girmişti. Bunun asıl nedeni,19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Avrupa toplumunun baştan aşağı değişmesi idi: endüstrileşme bütün Avrupa kıtasına yayıldı. Endüstrileşme bilimsel keşiflere bağlı olduğu için tabii bilimler destek kazandı. Sosyoloji, ekonomi, psikoloji gibi, endüstri toplumunun problemleri ile ilgili sahalara giderek artan ilgi doğdu. Tarih artık, sosyal dünyanın yapısını ve gelişmesini belirleyen güçlerin araştırılmasıyla ilgilenen tek bilim olmaktan çıktı. I. Dünya Savaşı ile dünyanın merkezi Avrupa'dan Amerika'ya kaymış, hemen ardından gelen II. Dünya Savaşı ise insanlığın yeryüzündeki varlığını tehlikeye düşürmüştü. Yarın veya öbür gün birisi düğmeye basabilir (atom bombası kastediliyor), bütün insanlığı yok edebilirdi. Bütün bu sarsıcı değişmeler tarihçiye, hızla gelişen olayları tarihi bir kontekste koyma işini yükledi.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn38" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn38" name="_ednref38"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxviii]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[38] Tarihçi bu yükün altından,19. yüzyılın metotlarını kullanarak kalkamazdı, değişmeliydi, açılmalıydı. Tarihin diğer sosyal bilimlere açılması, istatistik metotlarını kullanması ve son olarak da bilgisayardan faydalanması değişme yönünde gösterilen çabalardan oldu.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn39" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn39" name="_ednref39"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xxxix]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[39]Değişme yönünde gösterilen çabalardan bir diğeri de günümüzün problemlerinden yola çıkarak geçmişin çalışılması oldu. Böylece bugüncülük, prensentizm, denen, tarihi bugüne faydalı olacak, bugünün sorunlarına ışık tutacak şekilde çalışma anlayışı doğdu. Bu anlayış, tarihi geçmişten başlayarak günümüze doğru çalışma geleneksel metodu yerine, günümüzden başlayarak geçmişe doğru çalışma metodunu (retrospektif metot) getirdi. Bu da, günümüze fazla yaklaşmayan tarihin sahasının uzak geçmişten günümüze doğru çekilmesine vesile olarak, tarihçilerin yakın dönemlerle ilgilenmesini sağladı. Günümüz için tarih yazmanın, günümüzün tarihini, yani yakın dönem tarihini yazmaya en önemli katkısı belki de, bu dönemi çalışmaya çekmek oldu. Günümüzün sorunları ile ilgilenen ve çözümü için diğer sosyal bilimlerle ortaklaşa çalışmayı gerektiren bu akım, tabii ki yakın dönemin konusunu ve çalışma sahasını da belirledi. Daha önce hiç tecrübe etmediği şekilde birbirine bağımlı hale gelen dünya toplumlarının karmaşık sorunlarını çözmek ancak bu yolla mümkün görünüyordu. Bu nedenle yakın dönem tarihinin konusu, yakın dönem dünyası oldu. Bu dünyada sosyoloji, ekonomi, politika, psikoloji, kısaca her şey vardır. Tarih eğer yakın dönemi çalışacaksa, kendi grubundaki diğer sosyal bilimlerden faydalanmak ve müşterek çalışma alanları geliştirmek zorunda idi. O zaman da ortaya bi sorun çıkıyordu: kendisi gibi yakın dönem toplumunu çalışan diğer sosyal bilimlerle tarihin konularının örtüşmesi. Bu örtüşme en fazla politik bilimlerde görüldü. Bazı siyaset bilimcilerinin emekli olduktan sonra kendilerini hükümet tarihçileri olarak tanıtmaları, siyaset bilimleri ile tarih arasındaki sınırın karışmasının bir ifadesi idi. Siyaset bilimleri ve yakın dönem tarihi birbiriyle iç içedir. Siyaset bilimlerinin asıl ilgi sahası hükümet ve politikadır. Siyaset bilimleri, günü birlik politik gelişmelerle yakın dönem tarihinden daha fazla ilgilenir, kavramları metotları ve ilgi sahası itibarıyla yakın dönem tarihinden farklıdır. Ancak bütün bu farklılıklar ve sınırlamaların, siyaset bilimlerinin yakın dönem tarihinden farkını açıkça ortaya koyduğunu söyleyemeyiz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn40" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn40" name="_ednref40"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xl]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[40] Günlük siyasetin, aradan bir süre geçtikten sonra siyasi tarihe dönüşeceği gerçeği, her iki sahanın iç içe olduğunu ve aralarındaki farkları teşhis etmenin pek de kolay olmadığını gösterir. Aradaki farklar teşhis edildiğinde bile, siyaset bilimlerinin günlük politika, politik düşünce ve teoriler ile ilgilenmesi, yakın dönem tarihi için ise bu konuların odak noktası olmaması durumu dışında ortaya kesin bir ayrım çıkmamaktadır. Bu ayrım da görüldüğü gibi, kesin ve yapısal bir ayrım değildir. Yazılı tarihin büyük bir kısmının siyasi tarih olması, tarih ile siyaset bilimleri arasındaki sınırların, tahmin edildiğinden çok daha belirsiz olduğunu göstermektedir.Yakın dönem tarihinin diğer sosyal bilimlerden olan sosyoloji ile ilişkisine gelince, sosyal tarih dediğimiz araştırma ekolünün popüler hale gelmesiyle, sosyoloji tarihin içine iyice girmiş, hatta bazılarının sosyoloji ile tarih arasında bir fark olmadığını ileri sürmelerine bile yol açmıştır. İnsan toplumları komplekstir ve sosyal tarihçiye göre pek çok açıdan bir kerede bakmak mümkün değildir, odaklaşmak gerekir. Sosyal tarihçinin odak noktası toplum ve toplumsal değişmedir. Sosyal tarih, çeşitli toplumların tarihidir, fakat o toplumların bütün yönlerinin tarihi değildir. İnsanın toplumla olan ilişkileri ve bu ilişkilerdeki değişmelerle sınırlıdır. Sosyal tarihçi, ziraat, endüstri, politik partiler, hükümet, dış politika vs. ile ilgilenir, fakat bu ilgi, bütün bunların sosyal faaliyetleri ve sosyal müesseseleri etkilediği ölçüdedir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn41" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn41" name="_ednref41"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xli]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[41] Geçmiş dönem sosyal tarihçisi için söylediklerimiz, yakın dönem sosyal tarihçisi için de geçerlidir. Hatta diyebilir ki, yakın dönem tarihçisi, çalıştığı toplumun içinde yaşadığı için sosyoloji ile daha da iç içedir.Ekonomik fonksiyonlar bir toplumun hayatında ve insanlığın tarihinde daima hayati öneme sahip olmuştur Dolayısıyla ekonomi, insanın geçimini sağlamak için çevresini nasıl kullandığı ve bunu yaparken neler düşündüğü ile ilgilenir. Çevredeki kaynakların kullanımı, organizasyonu gerektiren sosyal bir faaliyetten daha fazladır. Ekonomi tarihçisi, tarihteki ekonomik faktörler ve ekonomik saiklerle ilgilenir, toprak mülkiyeti, tasarrufu, üretim metotları, ticaret, para, işgücü ve iş idaresi gibi problemler üzerinde uğraşır. İnsanın kişisel ve toplumsal ihtiyaçları için kaynakları nâsıl kullandığını inceleyerek ekonomik gelişmeyi inceler ve farklı ekonomik şartlan vurgulamak yerine, genel ekonomik gelişme kanunları keşfetmeye çalışır. Bunu yaparken de ekonomik gelişmeyi etkileyen politik, sosyal ve kültürel güçleri incelemek zorundadır. Bu noktada ekonomi, hem diğer sosyal bilimlerle hem de tarihle kesişir. Yakın dönem tarihçisinin, yakın dönem toplumunu çalışırken bu noktalan göz önünde bulundurması gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn42" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn42" name="_ednref42"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xlii]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[42]Sosyal bilimler arasına koyacağımız psikoloji ve antropoloji de yakın dönem tarihini çalışmada önemli disiplinlerdir. Psikolojinin özellikle biyografı sahasında katkıları büyüktür. Ön plana geçmiş şahsiyetleri incelerken onların davranışlarını çözümlemede psikoloji en büyük yardımcıdır. Antropoloji dünyanın her yerindeki ve her dönemindeki insana, eserlerine ve düşüncelerine ilgi duyduğu için tarihe yakınlığı açıktır. Fiziki antropoloji insanın biyolojik orijini ile ilgilenirken; kültürel antropoloji, insanın toplumdaki davranışı üzerine yoğunlaşır. Geleneksel olarak, tarihçi geçmiş dönemlerle ilgilenirken, antropolog ilkel insanlarla ilgileniyordu. Bu ayrım artık neredeyse kalkmış durumdadır. Şimdi her ikisi de dikkatini günümüz problemlerine çevirmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn43" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_edn43" name="_ednref43"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xliii]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[43] Bu durumda antropoloji, özellikle de kültürel ve sosyal antropoloji tarihe yakınlaşmış, ortak çalışma sahaları teşkil etmiştir.Yakın dönem tarihinin konusu hakkında yaptığımız tartışmayı özetlersek, bu dönemin diğer sosyal bilimlerin ilgilendiği sahalarla pek çok ortak konusu olduğu ve daha da önemlisi iç içe olduğu ve birbiri tamamladığı ortaya çıkmıştır. Çoğu zaman ayırmakta zorlandığımız bu müşterek çalışma sahaları aynı zamanda disiplinler arası alışveriş noktalarıdır. Yukarıda, yakın dönem tarihi ile ilgili olarak tartıştığımız sosyal bilimlerin her biri modern toplumlara kendi sahaları açısından yaklaşmaktadır. Bu durumda yakın dönem tarihi, farklı sahalar ve bakış açılarının bir araya geldiği ve disiplinler arası alışverişin gerçekleştiği bir çalışma sahası olarak belirmektedir. Sosyal bilimler en son dönemlerde önemli gelişmeler kaydetmiş, yeni metotlar ve teknikler geliştirmiş, bilgi üretmiştir. Yakın dönem tarihçisinin yaşadığı toplumu daha iyi değerlendirmesi için bunlardan faydalanması gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn44" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_edn44" name="_ednref44"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[xliv]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;[44]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SONUÇ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yukarıda yaptığımız tartışmalardan şu sonuçları çıkarabiliriz: Yakın dönem tarihini, geçmiş dönem tarihinden ayıran en belirgin özellik, sürecini henüz tamamlamamış, oluşum halindeki tarih olmasıdır. Fakat, bu özelliği dolayısıyla yakın dönem tarihinin geçici mahiyete bürünmesi, çalışılması için engel değildir. Yakın dönem tarihçisi, yaşayan ve yaşadığı olayların tarihini yazan biri olarak, hakiki tarihçiye göre objektiflik konusunda devzavantajlıdır. Fakat bu dezavantaj, çalışmasını etkileyecek düzeyde değildir. Yakın dönem tarihçisinin tarafsız olmasını gerektirecek durumlar da mevcuttur. Yakın dönemin verileri çok ve çeşitlidir, güvenilirlikleri konusunda tereddütler vardır. Bu durumda yakın dönem tarihçisinin takip edeceği metot, tek bir kaynağa bağlı kalmamak, diğer kaynaklarla karşılaştırma yapmaktır. Yakın dönem tarihinin konusunun diğer sosyal bilimlerle, özellikle de siyaset bilimleri ile ortak pek çok noktaları vardır. Bu durumda yakın dönem tarihi mutlaka disiplinler arası işbirliği ile çalışılmalıdır. Bütün tartışmalar bizi yakın dönem tarihinin, kendine has sınırlamalarıyla birlikte, tarihin bir sahası olarak çalışılabileceği sonucuna götürüyor. Akademik bir disiplin olarak çalışılabileceği gösterilen yakın dönem tarihi, tarihçiliğin 20. yüzyılda uğradığı güven ve itibar kaybını yeniden kazanmak ve tarihi popülerleştirmek için de vesile olabilir.Tarihi, geçmişteki ve şimdiki insan tecrübesinin tamamı olarak tanımlarsak, bu çeşitli ve karmaşık tecrübeyi anlamaya çalışırken, tek yönlü bakış açılan yeterli olmayacak, çok yönlü perspektifler gerekecektir. Yakın dönem tarihi de bu çok yönlülüğü bünyesinde barındıran, sosyal bilimler arası iş birliğinin mümkün olduğu, birleştirici bir saha olabilir. Sosyal bilimlere baktığımızda, her birinin insan tecrübesinin bir yönünde uzmanlaştığını görüyoruz. Ancak bu belli sahalarda uzmanlaşma hep belli bakış açılarına sınırlı kaldığı için, günümüzün kompleks toplumlarının sorunlarını çözmede yetersiz sınırlı hale gelmiş, disiplinler arası çalışmanın zarureti hissedilmeye başlanmıştır. Sosyal bilimlerin yeniden yapılanması üzerinde düşünenler, gelecekte belli konuların uzmanlarının olacağını ve bu uzmanların konularına her türlü sosyal bilim, ekonomi, sosyoloji, psikoloji vs. açısından bakacak şekilde eğitim alacaklarını tahmin etmektedirler. Disiplinler arası işbirliğinin en üst düzeye ulaştığı bu durumda sosyal bilimler artık tek bir dal haline gelmiş olacaktır. Bilimin ve bilginin bütün olduğunu düşünürsek, bu gelişmenin doğru yönde olduğu muhakkaktır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dipnotlar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn1" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref1" name="_edn1"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[1]Bu eksikliği, H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nce, Cumhuriyet'in 75. Yılı münasebetiyle yapılması planlanan "Cumhuriyet Tarihi Araştırmalarında Yöntem Arayışları" konulu sempozyumun hazırlık çalışmaları sırasında kuvvetle hissettik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn2" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref2" name="_edn2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[2] E.H. Carr, Tarih Nedir?. çev. Misket Gizem Gürtük, Birikim Yayınları, İstanbul, 1980, s. 11-41. Yukarıda sözünü ettiğimiz tarihin değişik tanımlan için bak. Mark K. Krug, Historry and the Social Sciences New Apıproıaches toı the Teaching of Social Sciences, Blaisdell Publishing Campany, USA, l967 s. 3-4; John Higham-Leonard Krieger-Felix Gilben, History T/ıe Development of Historical Studies in the United States, New Jersey 1965, önsöz, s. ix. Kelime itibarıyla tarih Arapça'da gökyüzündeki Ay'ın tarifi demek olur ki, bu da bir hadisenin meydana geldiği anı ve hadisenin süresini tayin ve tespit etmek, yani kronolojisini belirlemek anlamına gelir. Tarihin Batı dillerindeki karşılığı olan history ise, sorgulama anlamına gelen Yunanca bir kelimeden gelmektedir. İlginçtir ki her iki toplumda, tarih bu tanımlar yönünde gelişmiş, tarihin amacı ve hedefini de, yine bu tanımlar belirlemiştir. Batı'da ve İslamiyet'te tarihin gelişimi bu durumu açıklıkla göstermektedir. Bu konuda bak, Paul K. Conkin-Ronald N. Stromberg Heritage and Challenge, Tlıe History and Theory of History, Forum Press, Inc, Ilinois, 1989' "Tarih", İslamt Ansiklopedisi; Zeki Velidi Togan, Tarihte Usül, İstanbul,1981, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde tarihçiliğimizin gelişimi hakkında bak, Halil İnalcık, "Some Remarks on the Study of History in Islamic Countıies" Middle East Journal, VII, 1953, s. 451-455; Bernard Lewis "History-writing and National Rewival in Turkey", Middle Eastern Affairs, June-July, 1953 s. 218-227; Büşra Ersanlı Behar İktidar ve Tarih Türkiye'de "Resmi Tarih" Tezinin 0luşumu (1929-1937), 2. Baskı, AFA yayınlan, l996.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn3" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref3" name="_edn3"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[3]"Hakiki tarih" terimi ile geçmiş dönem tarihi kastedilmektedir ve makale içinde "geçmiş dönem tarihi" ve "standart tarih" terimleri ile dönüşümlü olarak kullanılmıştır. Yakın dönem tarihçisini incelerken aşağıda kullanacağımız "hakiki tarihçi" terimi de buradan türetilmiş ve "geçmiş dönem tarihçisi" ve "standart tarihçi" terimleriyle dönüşümlü olarak kullanılmıştır. İlk duyuşta kulak tırmalaycı gözüken "hakiki tarih" ve "hakiki tarihçi" terimleri, yakın dönem tarihini diğer tarihlerden ayıran özellikleri belirlemeye çalışırken bir karşılaştırma birimi bulma ihtiyacından kaynaklanmış ve her iki sahanın kendine has niteliklerini belirlemede son derece faydalı olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn4" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref4" name="_edn4"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[4]Geofrey Barraclough, An Introduction to Contemporary History, Penguin Books, Third edition, 1990, s. 10. G. Barraclough, 1961 de Kennedy'nin ABD başkanı olması ile 1890'da Bismarck'ın politik sahneden çekilmesi arasında geçen zamanı, henüz başlangıcında olan yakın dönem ile Rönesans, Aydınlanma ve Fransız İhtilali ile belirlenen modern tarihin arasındaki dönüm noktası olarak görür. Kitabın ilk baskısı 1964 yılında yapılan yazarın (kitabın sonraki basımları ilkiyle aynıdır) 1961'deki dünyayı farklı oluşumlar içinde tanımlaması ve, modern ve yakın dönem arasında kesin sınırlar çizmiş olması ilginçtir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn5" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref5" name="_edn5"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[5]Fernand Braudel, Tarih Üzerine Yazılar, çeviren Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 1992, s. 312.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn6" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref6" name="_edn6"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[6]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[6] Zaman kavramı, türleri ve kullanımı için bak. Robert F. Berkhofer, A Behavioral Approach to Historical Analysis, New York-London,1969, s. 211-242.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn7" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref7" name="_edn7"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[7]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[7]Bu noktada, yakın dönem tarihinden (contemporary history) farklı olan ve bugüncülük (presentism) olarak telaffuz edilen tarih anlayışından bahsetmek faydalı görünüyor. Bundan, bugünün politikalarına gerekçe ve haklılık kazandırmak gayesiyle geçmiş dönemin tarihini yazmak anlaşılmaktadır. Bugüncülük, yaşanan günün tarihini yazmak olarak algılandığında, tarihe yabancı bir kavram değildir, Hitit dönemine kadar uzanır. Osmanlılarda da aynı işi gören vakanüvisler vardır. Ancak günümüzdeki bugüncülük anlayışı geçmişteki anlayıştan çok farklıdır. Geçmişte olay anlatıcılığı olarak algılanan bugüncülük, günümüzde, bugün için tarih yazma anlayışını yansıtır. İtalyan fılozof Bernard Croce bugüncülüğü en iyi sistematize eden kişi olmuş ve "gerçek tarih bugünün tarihidir" diyerek tarihin fonksiyonunu belirlemiştir. Croce'nin düşüncesini alarak tarihin bugüne hizmet etmesi yolunda genişleten İngiliz tarihçi Collingwood, "olaylar ne kadar geçmişe eskiye bağlanmış görünürse görünsün, tarih gerçekte, bu olayların içinde oynaştığı bugünün ihtiyaçlarına ve bugünkü duruma dayanır" diyerek, tarihi bugüne çekmiştir. Croce'nin 1938 yılında yayınlanan, Düşünce ve Eylem Olarak Tarih adlı kitabında öne sürdüğü tezinin, II. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın lideri olan Amerika Birleşik Devletleri'nde hemen popüler hale gelmesi tesadüf değildir. Avrupa ile bağlarını koparmak isteyen ve geçmişini fazla karıştırmak istemeyen Amerika tarihçiler, zaten bugünü ön plana çıkarmaya çalışmakta idiler. Croce'nin tezi düşüncelerine büyük destek sağladı ve Amerikan pragmatizmi ile birleşince, tarihte bugüncülük, yani bugün için tarih yazma, Amerikan tarih ekolü haline geldi. Bugün Amerika'da en çok okunan eserlerin fütürologların kitapları ve üst düzey yöneticilerinin anıları olması, Amerikan tarihindeki bugüncülüğün en güzel örneğidir. Orhan Koloğlu, "Tarih Öğretiminde Bugüncülük/Prensentizm Yanılsamalar ve Sonuçları" Tarih Öğretimi ve Ders Kitapları, 1994 Buca Sempozyumu, Tarih Vakfı, Yurt Yayınlan,1995, s. 90-93.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn8" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref8" name="_edn8"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[8]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[8]Burada tanınmış bir yakın dönem tarihçisi olan Ergün Aybars ile ilgili bir anektodu aktarmayı, tarihçilerin tipik tavırlarını yansıtması dolayısıyla faydalı buluyorum. Aybars 1968 yılında doktora tezi konusu olarak İstiklâl Mahkemeleri'ni seçtiğinde, dönemin yetkin bir tarihçisi, o dönemin henüz tarih olmadığını ve tarihçi tarafından çalışılamayacağını belirtmişti. Arkadaşlarının da kendisine "olur mu canım, ne demek o dönem tarih olmadı ki' dediklerini hatırlayan Aybars, hukukçular ve siyasalcılar dönem hakkında tezler hazırlarken, böyle bir konuyu çalışmaya teşebbüs etmekle alay konusu bile olduğunu söylemektedir. Ergün Aybars, 'Türk Devrim Tarihi Üniversitelerde Nasıl Verilmelidir", Tarih Öğretimi ve Ders Kitapları, l994 Buca Sempozyumu, Tarih Vakfı, Yurt Yayınları,1995, s. 292-293.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn9" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref9" name="_edn9"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[9]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[9]Erol Güngör, Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik, Ankara,1984, s.18 10. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn10" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref10" name="_edn10"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[10]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[10] Carr, a.g.e., s. 34.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn11" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref11" name="_edn11"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[11]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[11]H. Bruston, "The Nature and Teaching of Contemporary History", Stııdies in Tlıe Nature and Teaclıing of History, ed. by W.H. Bruston-D. Thompson, London,1967. s. l09.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn12" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref12" name="_edn12"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[12]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[12]Brunston, a.g.m., s.111.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn13" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref13" name="_edn13"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[13]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[13]Brunston, a.g.m., s. I 12.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn14" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref14" name="_edn14"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[14]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[14]Brunston, a.g.m., s. 113-114. William O. Aydelotte, tarihçinin önyargısının kültürel olabileceği gibi kişisel olabileceğini de itiraf etmiş meslekdaşlarının eleştirisı ve kendi kendini çözümleme ile ilkinden kaçınması mümkün görünürken, ikincisinden kendisini kurtarması için çok az şansı olduğunu belirtmiştir. Timothy, Paul Donovan, Historical Thought in Post War America. Post War Patterns. University of Oklahoma Press, Oklahoma, USA, 1973, s.134.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn15" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref15" name="_edn15"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[15]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[15]Tarihi, tarihçinin yaptığı iş olarak niteleyen Keith Jenkins, Tarihi Yeniden Düşünmek (Ankara, l997) adlı kitabında tarihte hakikati yakalamanın ve ön yargısız, nesnel olmanın mümkün olmadığını, çünkü okuduğumuz tarihin aslında onu yazan kişinin, yani tarihçinin bakış açısı olduğunu iddia etmektedir. Örneğin, 16. yüzyıl İngilteresini çalışorsunuz, başlıca başvuru kaynağınız da G. Elton'un eserleri oluyor. Elton'un eserlerini okuyarak sınava giriyor ve başarılı oluyorsunuz. Sonunda İngiltere tarihi konusunda bir diploma alıyorsunuz. Aslında, Elton konusunda bir diploma aldığınızı söylemek daha doğru olur. Çünkü bildikleriniz Elton’un geçmiş hakkındaki kendi okumalandır. Bunları çakarırsak size hiç bir şey kalmaz. (s.l9) Buna bağlı olarak, Jenkins kitabının bir başka yerinde, "tarihin aslında tarihler olduğu akıldan çıkartılmamalıdır" diyor (s.15). Bu düşüncenin daha geliştirilmiş bir şeklini Amerika Birleşik Devletleri'nde tarih öğretimi ile ilgili tekniklerde görüyoruz. Bu ülkede tarih kitaplarının büyük bir kısmı ikinci elden, özgün olmayan kaynaklara göre ve ticari amaç ön planda tutularak yazıldığı için, öğrencilerin tarihi hakikati öğrenemediği öne sürülmektedir. Ders kitaplarının tatmin edici olmaması karşısında geliştirelen metot ise tarihi, kaynaklara inerek öğretme çabasıdır. Bu durumda, Arşiv kaynaklarına sahip olan ve bunu derslerde kullanan okullar, tarihin okutulduğu değil, yazıldığı yerler olacaktır. J. Anthony Schott, "Başka Bir Yol: ABD'de Tarih Kitapları ve Altematif Arayışları", Toplumsal Tarih, Şubat 1997, Sayı 38, s. 55-57. Teklif edilen bu sınıfta tarih yazma metodu, arşiv kaynaklarının bilgisayara yüklenmesi ve İnternet bağlantısıyla isteyen hekesin ulaşabileceği duruma gelmesi halinde mümkün gözüküyor. Bu metodun tarihin aracısız olarak öğretilmesine yol açacağı gibi yeni tarih anlayışlarının geliştirilmesine katkıda bulunacağı muhakkaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn16" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref16" name="_edn16"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[16]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[16]Yalnızca yakın dönem tarihçisi için değil, standart tarihçi için de geçerli olan sınırlı objektiflik, istismar edilmeğe daima açık olmuş, bunu en fazla kullanan da siyasi iktidarlar olmuştur. Her toplum ve medeniyetin kendisini meşrulaştırma sorunu vardır. Bu sorun dünyanın her yerinde, tarihçileri hem geçmiş hem de yakın dönem tarihçilerini etkilemiştir. Tarih de bunu gerçekleştirmenin en çok başvurulan yoludur. Bunun Türkiye'de hükümetler düzeyindeki örnekleri için bak, Behar, a.g.e. Rusya'da 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında yazıln tarih kitaplarında tarihçiliğin politik amaçlarla kullanılmasına dair örnekler çoktur. Bu konuda kapsamlı bir çalışma için bk. Nancy Whittier Heer, Politics and History in tlıe Soviet Union, USA, 197l. Mersin Universitesi Fen-Edebiyat Fakültesi tarafından 30 Nisan - 2 Mayıs 1997 tarihinde düzenlenen "Tarih ve Milliyetçilik" konulu sempozyumda milliyetçilik düşüncesinin gelişmesi ve toplumda kök salmasında tarih yazıcılığının kullanılması, devlet merkezli tarih anlayışı ve bunun edebiyat ve sanat dahil pek çok sahaya yansıması tartışılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn17" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref17" name="_edn17"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[17]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[17]Bruston, a.g.m., s.115.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn18" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref18" name="_edn18"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[18]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[18] Bruston, a.g.m., s. 1 l7.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn19" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref19" name="_edn19"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[19]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[19] Bruston, aynı yer.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn20" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref20" name="_edn20"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[20]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[20] W.H. Walsh'ın öne sürdüğü, tarihi olaylar arasında bağlantı kurulması (colligation in history), görüşü hakkında geniş bilgi için bak. Introduction to Philosophy of History, Thoemes Press, England,1992 (1961 edisyonundan tıpkı basımdır), s. 59-64.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn21" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref21" name="_edn21"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[21]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[21] Bruston, a.g.m., s.118.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn22" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref22" name="_edn22"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[22]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[22] Aynı eser, s.122-123.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn23" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref23" name="_edn23"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[23]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[23] Aynı eser, s. 122-123.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn24" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref24" name="_edn24"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[24]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[24] E. H. Carr'a göre, tarihçi genelleme yapar ve bunu yaparken de gelecekteki eylemler için kesin değil, faydalı ve yol gösterici tahminlerde bulunur. Bunu yaparken de sıradan insanların yolunu takip eder. Örneğin, okulda iki üç kişi kızamık çıkarırsa, hastalığın yayılacağı sonucuna varırsınız. Bu tahmin geçmiş deneyimlere dayanmaktadır. Fakat, okuldaki belirli çocukların, Charles ve Mary’nin kızamığa yakalanacağı konusunda özgül bir tahminde bulunamazsınız. Tarihçi de bu şekilde tahminde bulunur ve örneğin Ruritania’da gelecek ay devrim olacağını tahmin edemez, fakat, belli şartlar gerçekleşirse devrim olmasının muhtemel olduğunu tahmin eder. Bu da, gelecekle ilgili olarak tarihten çıkarılan sonuçların değersiz olduğu ya da koşullu geçerlilikleri olmadığı anlamına gelmez. Diğer yandan, insanların davranışlarının istemedikleri yönde gelişeceği tahmin edilirse, önceden uyarabilir ve olayın tamamen farlı bir yönde gelişmesine neden olabilir. Dolayısıyla tahmin ne kadar doğru olursa olsun kendisini boşa çıkartabilir. Veya, yapılan tahminlerde kanıtlar inandırıcı ise, tahminin kendisi, tahmin edilen şeyin gerçekleşmesine katkıda bulunabilir. Örneğin, bir siyaset bilimcisi tiranlığın ömrünün kısa olduğunu savunursa, tiranın düşüşüne katkıda bulunabilir. Carr, a.g.e., s. 91-95. Yakın dönem tarihi ile ilgili olarak yapılan bir tahmine burada yer verebiliriz. II. Dünya Savaşı sırasında dokuz Amerikan tarihçi Washingthon’da bir araya getirilmiş ve Nazilerin askeri gücü ve Alman halkının müttefık kuvvetlerine direnmelerini tahmin etmeleri istenmişti. Dokuz tarihçi gizli belgeleri okudu, şahitleri dinledi ve üç ay içinde bir rapor hazırladı. Takip eden olaylarla karşılaştırıldığında, raporda "dikkate değer derecede doğru tahminde bulunduğu" görüldü. Tarihin böyle kesin, sınırları belirlenmiş bir amaca uygulanması nadirdir. Tarihten beklenen fayda daha çok, düşünme gücünü artırarak toplumdaki olayları çabuk anlamaya yardımcı olmasıdır. Jacques Barzun, The Modern Researcher, New York, 1977, s. 43-44.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn25" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref25" name="_edn25"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[25]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[25] Bruston, a.g.m., s. 125.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn26" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref26" name="_edn26"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[26]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[26] Bruston, a.g.m. s. 126.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn27" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref27" name="_edn27"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[27]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[27] Bkz. dip. not.15.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn28" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref28" name="_edn28"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[28]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[28] Sözlü kaynaklarla ilgili olan bu kısmın yazılmasında takip eden eserlerden faydalanılmıştır: Anthony Seldon, "Interviews", Contemporarv History, Practice and Method, ed. By Anthony Seldon, Oxford 1988 s. 3-15; Tuncer Baykara "Yakın Tarihin Sözlü Kaynakları", Tarilı Boyunca Türk Tarihinin Kaynakları Semineri, Bildiriler, İstanbul,1997, s. 155-166.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn29" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref29" name="_edn29"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[29]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[29]Peter Hennessy, “The Press and Broadcasting”, Contemporary History Practice and Method, ed. by Anthony Seldon, Oxford, l988, s. 19.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn30" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref30" name="_edn30"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[30]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[30] John Bames "Books and Joumals", Comtemporary History Practice and Method. ed. By Anthony Seldon, Oxford,1988, s. 33.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn31" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref31" name="_edn31"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[31]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[31]Hatıratın tarihte belge olarak kullanımı ve iyi bir hatıratın nasıl olması gerektiği konusunda bak. Kamuran Gürün, "Tarih ve Hatırat", Belleten, cilt LX, Sayı 227, Nisan 1996, s. 227-231.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn32" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref32" name="_edn32"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[32]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[32]Türkiye'de hatırat yazımı ve yayımı son yıllarda daha popüler hale gelmiş ve önemli şahsiyetler, görevden aynldıktan kısa bir süre sonra hatıralarını gazetelerde tefrika halinde yayınlamaya başlamışlardır. Kenan Evren’in Hürriyet Gazetesi'nde ve Alparslan Türkeş'in Sabah Gazetesi’nde yayınlanan hatıralan buna birer örnektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn33" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref33" name="_edn33"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[33]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[33]Barnes, a.g.m., s. 40-42.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn34" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref34" name="_edn34"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxiv]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[34] Tom Nossiter "Surveys and Opinion Polls", Contemporary History Practice and Method,ed. By Anthony Seldon, Oxford,1988, s. 55-69.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn35" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref35" name="_edn35"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxv]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[35] Nicholas Cox, "Public Records", Contemporary History Practice and Method, ed. By Anthony Seldon, Oxford,1988, s. 70-88.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn36" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref36" name="_edn36"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxvi]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[36] Angela Raspin "Private Papers", Contemporary History Practice and Method. ed. By Anthony Seldon, Oxford,1988, s. 89-100.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn37" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref37" name="_edn37"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxvii]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[37] İnternet'te bilgi arama metodları hakkında ayrıntılı bilgi için bak. Bahaeddin Yediyıldız-Fatma Acun, "İnternet'te Vakıflar", Vakıflar Dergisi, XXVI,1997, s. 7-8.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn38" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref38" name="_edn38"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxviii]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[38] Meşhur tarihçi Arnold Toynbee'nin 1950'li yıllarda medeniyetlerin yükselişi ve çöküşünü incelemesi tesadüf değildi, iki dünya savaşının yarattığı potansiyel felaketlerle yakından ilgiliydi. Toynbee'den yüzyıllar önce Arap İmparatorluğu’nun çöküşüne şahit olan İbn-i Haldun (1332-1406) kültürlerin doğuşu, gelişmesi ve çöküşünü belirleyen kanunları bulmak amacıyla uygarlıkları karşılaştırarak tarihin nihai anlamını bulmaya çalışmıştı. Aynı düşünce, daha sonraları çeşitlı tarihçiler tarafından tekrar ele alındı. Conkin-Stromberg. a.g.e., s. 29-30.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn39" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref39" name="_edn39"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xxxix]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[39] II. Dünya Savaşı'ndan sonra tarihte meydana gelen değişmeler ve tarihçilerin buna uyumu konusunda ayrıntılı bilgi için bak, Timothy Paul Donovan, Historical Thought in America, Postwar Patterns. University of Oklahoma Press,1973, s. 16-31.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn40" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref40" name="_edn40"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xl]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[40] Fred Nash, "Political Science History and Contemporary History", PSA 1995 Yıllık Konferansında York Üniversitesi Siyaset Bilimlen Uzman Grubunun hazırladığı Siyaset, Yakın Dönem Tarihi ve Tarih konulu panelde sunulan bildiri. Bu bildiriye İntemet aracılığıyla ulaşılmıştır. İntemet adresi: Fred Nash, psd@soton.ac.uk. Bu yazıda bir siyaset bilimci olan F. Nash tarih, yakın dönem tarihi ve siyaset bilimleri arasındaki ilişkiyı aynntılı olarak tartışmakta, her birinin, özellikle de siyaset bilimlerinin yapısı hakkında bazı zor sorularla karşı karşıya olduğumuzu, bu konuda nihai bir sonuca varmaktan çok, sınırlamalardan haberdar olmamızın önemini belirtmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn41" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref41" name="_edn41"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xli]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[41] Krug, a.g.e., s. 16.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn42" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref42" name="_edn42"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xlii]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[42] Aynı eser, s. 59-63.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn43" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;postID=113881894996961079#_ednref43" name="_edn43"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xliii]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[43] A.g.e. s. 63-64, 67-69.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-endnote-id: edn44" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=21822287&amp;amp;postID=113881894996961079#_ednref44" name="_edn44"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[xliv]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000000;"&gt;[44]Tarihi bir süreç içinde oluşan sosyal bilimler 18. yüzyılın sonundan l945'e kadar olan süre içinde bir dizi disiplinlere aynlmıştır. Ancak l945'den sonra meydana gelen gelişmeler bu ayrımın yeniden gözden geçirilmesinin zamanının geldiğini göstermiştir. Sosyal bılimlerin bir dizi disiplinlere aynlmış haliyle değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap vermesinin mümkün olmadığı sosyal bilimcilerce anlaşılmış ve yeniden yapılanma konusunda bir takım öneriler sunulmaya başlanmıştır. Bu konuda küçük fakat kapsamlı bir araştırma için bak, Gulbenkian Komisyonu, Sosyal Bil,mleri Açın, Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Rapor, çeviren Şirin Tekeli, Metis Yayınları,1996&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113915357720535050?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113915357720535050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113915357720535050&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113915357720535050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113915357720535050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/yakn-dnem-tarih-metodolojisi.html' title='* Yakın Dönem Tarih Metodolojisi'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113880197919909134</id><published>2006-02-01T15:36:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:50:00.576+02:00</updated><title type='text'>* Kıbrıs-BM Belgesi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;KIBRIS -BM BELGESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;  VE DEĞERLENDİRMELER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;br /&gt;[&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Lütfen altı çizili metinleri tıklayınız&lt;/span&gt;]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi4.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ANNAN PLANI 4 (31 Mart 2004)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi3.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ANNAN PLANI 3 (26 Şubat 2003)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/corrigendatur.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;CORRIGENDA (Kopenhag'ta yapılan değişiklikler)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; (13 Aralık 2002)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi1.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ANNAN PLANI 2 (10 Aralık 2002)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ANNAN PLANI 1 (11 Kasım 2002)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#009900;"&gt;BM BELGESİ DEĞERLENDİRMELERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM9.doc"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;OYDAŞMACI DEMOKRASİ MODELİ ÇERÇEVESİNDE ANNAN PLANINDA HÜKÜMET SİSTEMİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;(Yrd. Doç. Tufan Erhürman - DAÜ)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM8.HTM"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ANNAN PLANININ BEDELİ NE - AYHAN ŞİMŞEK&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM7.HTM"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;ESKİ İNGİLİZ PARLAMENTER SN. MICHAEL STEPHEN’İN TBMM’DE KIBRIS SEMPOZYUMU’NDA YAPTIĞI KONUŞMA - ANKARA, TÜRKİYE / 17 OCAK 2003 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.brt.gov.nc.tr/haberler/ANKET/KIBRISGUNDEMARASTIRMASI.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;STRATEJİ GFK'NIN ANNAN PLANI İLE İLGİLİ KAMUOYU ARAŞTIRMASI : HAYIR%62&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM6.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Ahmet SAKALLI - Pile Türk Muhtarı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM5.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;RUM HALKINA GÖRE ANNAN PLANI "MAHVEDİCİ”… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM4.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;GİRNE AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ DEKLERASYONU&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM3.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;RUMLAR’IN %52’Sİ İKİ DEVLET İSTİYOR &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM1.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;KOFİ ANNAN PLANI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; - &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Mete Tümerkan, K.T. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BM2.htm"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;BM TARAFINDAN SUNULAN 10 SAYFALIK ÖZET BELGENİN DEĞERLENDİRMESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; - &lt;span style="color:#663300;"&gt;Sabahattin İsmail / Gazeteci- Yazar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BMbelgesi.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;http://www.trncinfo.com/TURKCE/BMbelgesi/BMbelgesi.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113880197919909134?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113880197919909134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113880197919909134&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113880197919909134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113880197919909134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/kbrs-bm-belgesi.html' title='* Kıbrıs-BM Belgesi'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113879318197078214</id><published>2006-02-01T12:59:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:52:25.626+02:00</updated><title type='text'>* BM Kıbrıs Planı</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KIBRIS PLANI...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;"Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü İçin Antlaşma Temeli"&lt;br /&gt;Kasım 2002&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;"Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü İçin Antlaşma Temeli" başlıklı Birleşmiş Milletler Kıbrıs Planı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 11 Kasım 2002'de taraflara iletildi ve kamuoyuna açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;"İçindekiler", Birleşmiş Milletler Kıbrıs Planı'nın "Kıbrıs Meselesinin Kapsamlı Çözümünün Ekleri - Eklerin İçeriği" başlıklı bölüm esas alınarak, internette okuma kolaylığı ve belgenin istenilen bölümüne hemen ulaşılmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Kıbrıs Planı'nda "İçindekiler" diye bir bölüm bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;179 sayfalık Plan, 15 web sayfası olarak yayına konulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#3333ff;"&gt;[ Planı içeriğini okumak için lütfen &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KIRMIZI VE ALTI ÇİZİLİ&lt;/span&gt; metinleri tıklayınız ]&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-1.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;KIBRIS MESELESİNİN KAPSAMLI ÇÖZÜMÜ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-2.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;EK A: KURUCU ANTLAŞMA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-3.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika I : Kıbrıs Anayasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1 : Kıbrıs’ın ve &lt;parça&gt;’in haritası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 2: Kıbrıs’ın bayrağı Cetvel &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;3: Kıbrıs’ın milli marşı Cetvel &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;4: &lt;ortak&gt;’in malları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-4.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika II: Anayasal mevzuat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Anayasal mevzuatın şekillendirilip kabullendirilmesi hakkındaki anayasal mevzuat. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 2: Polis meseleleri ve ortak soruşturma örgütü üzerine anayasal düzenlemeler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 3: &lt;parça&gt;vatandaşlığı statüsü üzerine anayasal mevzuat.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-5.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika III: Kurucu Antlaşmanın Yürürlüğe Girmesini Müteakip Geçerli Olacak &lt;ortak&gt;Yasaları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Kıbrıs’ın Milli Marşı, Bayrağı, Nişanları ve Madalyaları Üzerine (ve kullanımları) Üzerine Yasa &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 2: Dış ilişkilerin Yapılışı ile İlgili Yasa&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 3: Avrupa Birliği ile İlişkiler Hakkında Yasa&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 4: Kıbrıs Vatandaşlığı Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 5: Yabancılar, Muhaceret ve İltica Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 6: Merkez Bankası Yasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 7: &lt;ortak&gt;Vergilendirmeleri ve Maliyesi Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 8: &lt;ortak&gt;Bütçesi Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 9: Uluslararası Ticaret ve Gümrük Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 10: Havacılık ve Hava Sahası İdaresi Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 11: Uluslararası Denizcilik, Kara suları ve Kıta Sahanlığı Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 12: Posta Hizmetleri Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 13: Haberleşme Yasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 14: Meteoroloji Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 15: Ağırlıklar ve Ölçü Birimleri Yasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 16: Telif Hakları Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 17: Tarihi Eserler Yasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 18: Seçilen &lt;ortak&gt;Dairelerinin Seçim Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 19: &lt;ortak&gt;İdaresi Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 20: &lt;ortak&gt;Polisi Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 21: Yasama Usulü ve Anayasa Tadilatlarında Takip Edilecek Usulü Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 22: Adalet Makamları Yasası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 23: &lt;ortak&gt;’e Karşı İşlenen Suçlar Yasası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-6.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika IV: &lt;ortak&gt;ile &lt;parça&gt;ler Arasında Kurucu Antlaşmanın Yürürlüğe Girmesini Müteakip Geçerli Olacak İşbirliği Antlaşmaları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Dış İlişkiler İşbirliği Antlaşması &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 2: Avrupa Birliği İlişkileri İşbirliği Antlaşması &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 3: Polis Hususlarında İşbirliği Antlaşması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-6.html#V"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika V: Kurucu antlaşmanın hayata geçişini müteakip Kıbrıs için bağlayıcı olacak uluslararası antlaşmalar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-7.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika VI: Toprak ayarlamaları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Toprak ayarlamaları haritası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-8.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika VII: 1963 itibarı ile olaylar sonucunda etkilen malların nasıl ele alınacağı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Tanımlar &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 2: Kıbrıs mal kurulu ve tazminat düzenlemeleri &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 3: Şu anki sakinler lehine olan düzenlemeler &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 4: Toprak düzenlemesine tabi bölgelerdeki mallar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-10.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika VIII: İşbirliği ve Uzlaşma Komisyonu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-11.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika IX: Yeni düzenin hayata geçirilmesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-11.html#V"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Taslak Lahika X: Uygulama takvimi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-12.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Ek B: Sonlandırma sürecini mümkün kılacak ve buna eşlik edecek önlemler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-13.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Ek C: Kıbrıs’taki yeni düzenle ilgili meseleler hakkında Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İngiltere arasındaki uluslararası antlaşma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Taslak Lahika I: Kurucu antlaşma &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;T&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;aslak Lahika II: Garanti antlaşmasına eklenecek ek protokol &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Taslak Lahika III: İttifak antlaşmasına eklenecek ek protokol &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Cetvel 1: Yunan ve Türk kontenjanlarının teçhizatı, konumu ve faaliyetleri Taslak Lahika IV: Geçiş dönemi güvenlik düzenlemeler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-14.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Ek D Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararına sunulacak meseleler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="km" href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002-15.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;Ek E Kıbrıs’ın üyeliği ile ilgili Avrupa Birliği’ne yapılacak talepler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyelik şartlarını belirleyen yasaya eklenmesi talep edilecek protokol.&lt;br /&gt;Kopenhag Avrupa Konseyi’nin kararlarına dahil edilmesi talep edilecek paragraf. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;AYRICA AŞAĞIDAKİ METNİ TIKLAYINIZ :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;ANNAN PLANI VE KIBRIS...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.belgenet.com/2004/kibrisnotlari.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;"Çözüme Doğru Kıbrıs Notları"&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;6 Nisan 2004&lt;br /&gt;BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Planı'nın 31 Mart 2004'de yayınlanan son halinde Kıbrıs Türklerinin kazanımları, bir kitapçıkta toplandı. "Çözüme Doğru Kıbrıs Notları" başlıklı 32 sayfalık kitapçık, 6 Nisan'daki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) TBMM Grubu toplantısı öncesi milletvekillerine dağıtıldı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.belgenet.com/arsiv/bm/kibrisplani_2002.html&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113879318197078214?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113879318197078214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113879318197078214&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113879318197078214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113879318197078214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/bm-kbrs-plan.html' title='* BM Kıbrıs Planı'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113879060717036546</id><published>2006-02-01T12:16:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:54:10.530+02:00</updated><title type='text'>* Kıbrıs Belgeleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KIBRIS BELGELERİ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Londra Antlaşmaları...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;19 Şubat 1959'da Londra'da imza edilen Zürih Antlaşması ve diğer belgeler, Kıbrıs konusundaki temel belgeleri oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Kıbrıs Antlaşmaları ile ilgili görüşmeler, Türkiye ile Yunanistan arasında 6-11 Şubat 1959 tarihlerinde Zürih’te yapıldı. Görüşmeler sonunda Kıbrıs Antlaşmalarının temelini oluşturacak metinler üzerinde anlaşmaya varıldı. Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan ya da parafe edilen metinlerin İngiltere ve Kıbrıs’taki iki toplumun temsilcileri tarafından da imzalanması gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;11 Şubat’ta Zürih’te üzerinde anlaşmaya varılan metinler, 19 Şubat’ta Londra’da İngiltere Başbakanı Macmillan, Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Türkiye Başbakanı Menderes tarafından imzalandı. Antlaşmalara, Kıbrıs Rum toplumu adına Makarios ve Kıbrıs Türk toplumu adına Fazıl Küçük de imza koydu.&lt;br /&gt;Londra Antlaşmaları şu belgelerden oluşmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;a) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna ilişkin Temel Antlaşma, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;b) İngiltere, Yunanistan, Türkiye ile Cumhuriyeti arasında Garanti Antlaşması, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;c) Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan -Türkiye arasında ittifak Antlaşması, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;ç) İngiltere Hükümetinin bu belgeleri üsle ilişkin bazı esaslar eklenmesi koşuluyla kabul ettiğine dair 17 Şubat 1959 bildirisi, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;d) Yunan ve Türk dışişleri bakanlarının İngiliz hükümet bildirisini kabul ettiklerine ilişkin bildirileri, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;e) Makarios’un Londra’da imzalanan belgeleri kabul ettiğine ilişkin bildirisi, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;f) Küçük’ün Londra’da imzalanan belgeleri kabul ettiğine ilişkin bildirisi, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;g) Kıbrıs Anayasası ve ilgili belgelerin yürürlüğe konması için alınacak geçici önlemlerle ilgili sözleşme.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Londra Antlaşmalarının imzalanmasından sonra 1960 yılının ağustos ayına kadar hazırlık süreci yaşandı. 13 Aralık 1959’da yapılan seçimlerde Başpiskopos Makarios Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçildi. Geçici hükümet tarafından hazırlanan 199 maddelik anayasa 6 Nisan 1960’da kabul edildi. 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ilan edildi. Kıbrıs Cumhuriyeti, 24 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’e (BM) üye oldu.&lt;br /&gt;Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 16 Ağustos’ta, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından imzalanan ama henüz Kıbrıs devleti ortaya çıkmadığı için Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin bir bildirimle katıldıkları Londra Antlaşmaları, Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından yeniden imzalandı ve bir bütün olarak Lefkoşa Antlaşmaları ismini aldı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963 olaylarına kadar yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KIBRIS ANTLAŞMALARI -I&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#6600cc;"&gt;KIBRIS SORUNUNUN ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILAN NİHAİ ÇÖZÜMÜNÜN TEMELİNİ AÇIKLAYAN MUHTIRA (Memorandum)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda Başbakanı, Yunanistan Krallığı Başbakanı ve&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarının temsilcilerinin, bu muhtıraya eklenen belgeleri Kıbrıs sorununun nihai hal şekli için üzerinde anlaşmaya varılmış bir temel olarak kabul ettiklerini bildiren beyanlarını dikkate alarak, hükümetleri adına, bu muhtıraya eklenen ve aşağıda sıralanan belgeleri, Kıbrıs sorununun nihai çözümü için uzlaşılmış bir temel olarak bu belge ile kabul ederler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;HAROLD MACMİLLAN C. KARAMANLIS A. MENDERES &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#6600cc;"&gt;&lt;span style="color:#663333;"&gt;Londra, 19 Şubat 1959-II&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#6600cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;11 Şubat 1959’da Zürih’te Türkiye ve Yunanistan Başbakanları tarafından imzalanan belgeler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN TEMEL YAPISI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;1. Kıbrıs devleti, Cumhurbaşkanlığı rejimine dayanan bir Cumhuriyet olacaktır. Cumhurbaşkanı Rum ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk olacak ve genel oy verme yöntemiyle, adadaki Rum ve Türk toplumları tarafından ayrı ayrı seçileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;2. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dilleri Rumca ve Türkçe olacaktır. Yasama ve idari belgeler ve dokümanlar iki resmi dilde yazılacak ve yayınlanarak ilan edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;3. Kıbrıs Cumhuriyetinin, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte seçilecek tarafsız bir desen ve renkte, kendine özgü bayrağı olacak, Yetkililer ve Toplumlar, bayramlarda Kıbrıs bayrağı yanında Rum ve Türk bayraklarını da aynı zamanda çekme hakkına sahiptir. Rum ve Türk Toplumları Yunan ve Türk milli bayramlarını kutlama hakkına sahip olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;4. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı 5 yıllık bir süre için seçilecekler.&lt;br /&gt;Bu mevkilerin, gaybubet, engel ve boşalması durumlarında, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının yerini, Temsilciler Meclisinin aynı topluma mensup Başkanı ve Başkan Yardımcısı alacaktır.&lt;br /&gt;Her iki mevkiden biri boşaldığında o mevkiin seçimi 45 günü geçmeyen bir süre içinde yapılacaktır.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, anayasaya sadık kalacağına, saygı göstereceğine dair Temsilciler Meclisinde yemin edecek ve bu Meclis tarafından görevlerine başlatılacaklardır. Bu maksat için, Temsilciler Meclisi, kuruluşundan itibaren 24 saat içinde toplanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;5. Yürütme erki, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısında toplanacaktır. Bu maksatla, 7 Rum ve 3 Türkten oluşan bir Bakanlar Konseyi (Kurulu) oluşturulacaktır.&lt;br /&gt;İmzalayacakları ortak bir belge ile Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı kendi toplumlarına mensup bakanları atayacaklardır.&lt;br /&gt;Bakanlar, Temsilciler Meclisi dışından da seçilebilecektir.&lt;br /&gt;Bakanlar Kurulunun kararları, mutlak bir çoğunlukla alınacaktır. Bu şekilde alınan kararlar, derhal Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından resmi gazetede yayınlanmak suretiyle ilan edilecektir&lt;br /&gt;Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Temsilciler Meclisinin yasa ve kararlarına karşı saptanan aynı koşullar altında nihai veto hakkına ve Bakanlar Kurulu’nun kararlarını geri gönderme hakkına sahip olacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;6. Yasama erki, genel seçim hakkına uygun olarak, 5 yıl için % 70 Rum ve % 30 Türk oranında Türk ve Rum Toplulukları tarafından ayrı ayrı seçilecek olan Temsilciler Meclisine verilecektir. Bu oran, istatistik değerlendirmeden ayrı olarak saptanmıştır.&lt;br /&gt;(Not: Meclisteki temsilcilerin sayısı, toplumlar arasında varılacak karşılıklı anlaşmaya göre saptanacaktır.)&lt;br /&gt;Temsilciler Meclisi, Cemaat Meclislerine açıkça ayrılmış olanlar dışında, bütün hususlarda yetkisini uygulayacaktır. Yetki uzlaşmazlığı karşısında, böyle bir uzlaşmazlık, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte atanan bir Rum, bir Türk ve bir tarafsızdan oluşacak Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanacaktır. Tarafsız hakim, mahkemenin başkanı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;7. Temsilciler Meclisinin yasa ve kararları, hazır olan üyelerin basit çoğunluğu ile kabul edilecektir. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı. aşağıdaki maddeye göre tekrar gözden geçirilmek üzere bunları Meclise iade etmediği taktirde, 15 gün içinde yayımlanarak ilan olunacaktır.&lt;br /&gt;Anayasa, temel maddeleri hariç, Temsilciler Meclisinin Rum ve Türk Üyelerinin ayrı ayrı üçte iki çoğunluğu ile değiştirilebilir.&lt;br /&gt;Seçim Yasasındaki herhangi bir değişiklik ve belediyelerde ilgili herhangi bir yasanın kabulü ile herhangi bir vergi, veya gümrük resmi (vergisi) koyan yasalar. Temsilciler Meclisinin Türk ve Rum üyelerinin basit çoğunluk oyuna gereksinim gösterir. Türk ve Rum üyelerin oyları ayrı ayrı sayılıp dikkate alınacaktır.&lt;br /&gt;Bütçenin kabulünde, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, kendi yargılarına göre, herhangi bir ayrımcılık varsa, onu Temsilciler Meclisine geri göndermek hususundaki haklarını kullanabilirler, Eğer Meclis, kararlarını değiştirmez ve aynen korursa, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının Yüksek Anayasa Mahkemesine başvurmaya hakkı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;8. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte katıldığı ittifaklara ve uluslararası kurumlara Kıbrıs Cumhuriyetinin de katılması dışında. EK- 1 ‘de belirtilen savunma, güvenlik konuları ve dış işleriyle ilgili herhangi bir yasa veya karara karşı, ayrı ayrı veya birlikte kullanılmak üzere nihai veto hakları olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;9. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının, 15 günü aşmayan bu süre içinde geri gönderilmesi olanağı bulunan bütün yasa ve kararları ayrı ayrı veya birlikte tekrar gözden geçirmek üzere Temsilciler Meclisine geri gönderme hakları vardır.&lt;br /&gt;Temsilciler Meclisi, bu suretle geri gönderilen konu hakkında, 15 günlük süre içinde kararını verecektir. Temsilciler Meclisi, kararında ısrar ederse, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı söz konusu yasa veya kararı, yasa ve kararların ilan edilmesi için saptanmış süreler içinde yayınlayarak ilan edecektir.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının, toplumların birisi aleyhinde ayırımcı nitelikte gördüğü yasa ve kararlar, Yüksek Anayasa Mahkemesine sunulacaktır. Mahkeme, bu yasa ve kararları bozabilir, onaylayabilir veya tamamen veya kısmen yeniden incelenmeleri için Temsilciler Meclisine geri gönderebilir. Bu yasa ve kararlar, Yüksek Anayasa Mahkemesi, veya iade halinde Temsilciler Meclisi tarafından bir karar verilinceye kadar uygulanmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;10. Her toplum, kendisi tarafından saptanacak sayıda temsilciden oluşan bir Cemaat Meclisine sahip olacaktır.&lt;br /&gt;Cemaat Meclisleri, toplum gereksinimlerini ve denetimi kendilerine ait bulunan kurum ve cemiyetlerin gereksinimlerini karşılamak için, kendi toplum bireylerini vergilendirme hakkına sahip olacaktır.&lt;br /&gt;Cemaat Meclisleri dini, eğitim, kültürel ve öğretim ile kişi haklarına yönelik bütün hususlarda yetkili olacaklardır. Cemaat Meclisleri, kendi toplumunun refahını arttırmak amacıyla kurulan tesisler, hayır ve spor işleri ve cemiyetleri, üretim ve tüketim kooperatifleri veya kredi kuruluşları gibi münhasıran topluma özgü yararlar sağlayıcı kurumlara ilişkin işler hakkında da yetkili olacaklardır. (Tabii ki. işbu fıkranın içerdiği hükümler, halk arzu ettiği taktirde, karma ve ortak kuruluşların kurulmasına engel olacak şekilde yorumlanmayacaktır.)&lt;br /&gt;Cumhuriyet Yasaları ile yönetilecek kooperatifler veya kredi kurumları, denetim yönünden Cemaat Meclislerinin yetkilerine bağlı olacaklardır. Cemaat Meclisleri, sadece bir cemaat tarafından oluşturulan belediyelerin meseleleri üzerinde de yetkili olacaklardır. Cumhuriyet yasalarına bağlı olacak olan bu belediyeler, işlevleri yönünden Cemaat Meclisleri tarafından denetleneceklerdir.&lt;br /&gt;Merkezi Yönetim, geçerli mevzuat gereği yukarıdaki iki fıkrada söz konusu edilen, kurum, tesis ve belediyeleri denetlemek istediği taktirde, bu denetim, söz konusu kurum, tesis veya belediyenin bağlı olduğu topluma mensup memurlar tarafından yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;11. Kamu hizmetleri. % 70 Rumlardan ve % 30 Türklerden oluşacaktır.&lt;br /&gt;Tabii ki, bu dağılım, yönetimin bütün kademelerinin derecelerinde, ancak mümkün olduğu oranda uygulanacaktır.&lt;br /&gt;İki toplumdan birinin yüzde yüze yakın bir çoğunluğunun bulunduğu bölge ve mahallerde, merkezi yönetime karşı sorumlu yöresel yönetim organları, münhasıran bu topluma mensup memurlardan oluşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;12. Cumhuriyet Başsavcısının, Genel Müfettişin, Baş Muhasibin ve Emisyon Bankası Genel Müdürünün Yardımcıları, üstlerinin (şeflerinin) mensup olduğu toplumdan olmayacaklardır. Bu mevkilere atamalar, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;13. Silahlı kuvvetlerin, jandarma ve polis kuvvetlerinin Komutan ve yardımcıları, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte atanacaklar. Bu komutanlardan birisi Türk olacaktır. Komutan ve yardımcıları aynı topluma mensup olmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;14. Zorunlu askerlik hizmeti, ancak Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının bu konuda anlaşmaya varması sonucu gerçekleşebilir.&lt;br /&gt;Kıbrıs’ın % 60’ı Rum. % 40’ı Türk’ten oluşan iki bin kişilik bir ordusu olacaktır.&lt;br /&gt;Emniyet (jandarma ve polis) kuvvetlerinin, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının ortak kararı ile eksiltilip arttırılabilecek iki bin kişilik bir birliği olacaktır. Emniyet kuvvetleri % 70 Rum ve 0/o 30 Türklerden oluşacaktır. Türklerin emniyet kuvvetleri içindeki oranı en fazla % 40’a yükselecek, Rumlar için ise en az % 60’a inecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;15. Cumhuriyet ülkesinin yalnız bu toplum bireylerinin yüzde yüzüne yaklaşan bir oranda oturduğu bölgelerde bulanan kuvvetler, bu topluma mensup olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;16. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte atanacak iki Rum ve bir Türk ve bir tarafsızdan oluşan bir Yüksek Mahkeme kurulacaktır.&lt;br /&gt;Tarafsız Yargıç, Mahkemeye başkanlık edecek ve iki oya sahip olacaktır.&lt;br /&gt;Bu mahkeme, yargının en yüksek organını oluşturacaktır. (hakimlerin tayini, terfileri v.s görevini de görecektir.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;17. Davalı ve davacısı aynı topluma mensup hukuk davaları, bu topluma mensup hakimlerden oluşan bir mahkeme tarafından görülecektir. Davalı veya davacı ayrı toplumlara mensup iseler, mahkeme karma olacak ve oluşumu Yüksek Mahkeme tarafından saptanacaktır.&lt;br /&gt;Onuncu maddeye göre, Cemaat Meclisi yetkilerine bağlı olan kişilerin statüsü ve dini işlere ait hukuk davalarını gören mahkemeler, münhasıran ilgili Topluma mensup hakimlerden oluşacaktır. Bu mahkemelerin oluşumu ve yetkileri Cemaat Meclisi tarafından kabul edilmiş yasaya göre atanacak ve bunlar Cemaat Meclisinin kabul ettiği mevzuatı uygulayacaklardır.&lt;br /&gt;Ceza davalarında, mahkeme, sanığın toplumuna mensup hakimlerden oluşacaktır. Mağdur başka bir topluma mensup ise, Mahkeme karma olacak ve oluşumu Yüksek Mahkeme tarafından saptanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;18. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, kendi toplumlarına mensup ölüm cezası mahkumlarına ayrı ayrı özel af bahşetmek yetkisine sahiptirler. Suçlu ve mağdurun ayrı ayrı toplumlara mensup olduğu hallerde, özel af hakkı, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından birlikte kullanılacaktır. Anlaşmazlık halinde, af lehindeki oya uyulacaktır. Af halinde, ölüm cezası yaşam boyu hapis cezasına çevrilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;19. Tarımsal reformlarda, topraklar, ancak arazisi kamulaştırılmış kimsenin ait olduğu toplum bireylerine dağıtılacaktır.&lt;br /&gt;Devlet ve belediyeler tarafından yapılacak kamulaştırmalar, ancak tam ve adil bir tazminat karşılığında yapılabilir. Uzlaşmazlık halinde tazminat, mahkemeler tarafından saptanacaktır. Mahkemeye müracaat, uygulamayı durdurmayacaktır. Kamulaştırılmış taşınmaz mal, ancak kamulaştırmanın amacına uygun bir şekilde kullanılabilir. Aksi halde, bu taşınmaz mal sahiplerine geri verilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;20. Kıbrıs’ın en büyük beş kentinde, bu kentlerde oturan Türkler tarafından belediyeler kurulacaktır.&lt;br /&gt;Bununla beraber:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;a) Bu kentlerin her birinde, birlikte yapılacak işlerin yerine getirilebilmesi için koordinasyon komitesi kurulacak ve bu komite, işbirliğini gerektiren konular ile uğraşacaktır. Bu komiteler, her kasabadaki Rum belediyesi tarafından seçilen iki, Türk belediyesi tarafından seçilen iki üye ile, iki belediye tarafından seçilecek bir başkandan oluşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;b) Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, dört yıl sonunda, en büyük beş kentte ayrılmış bulunan belediyelerin, bu şekilde devam edip etmeyeceği hususunu gözden geçireceklerdir.&lt;br /&gt;Diğer bölgelere gelince, buralardaki belediyelerin, mümkün olduğu kadar, iki toplumun nüfus oranlarında temsil edilmesi esasına göre oluşması için anayasada özel düzenlemeler yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;21. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında yeni Kıbrıs Devletinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasasını garanti edecek bir antlaşma yapacaktır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında bir de askeri ittifak antlaşması yapılacaktır. Bu iki antlaşma, anayasa hükmünde olacaktır. (Bu sonuncu fıkra anayasaya, temel maddelerden biri olarak geçirilecektir.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;22. Kıbrıs’ın herhangi bir devlet ile tamamen veya kısmen birleşmesinin veya ayrılıkçı bir bağımsızlığın (Kıbrıs’ın iki ayrı devlet olarak taksiminin) önlenmesi kabul edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;23. Kıbrıs Cumhuriyeti; İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye, niteliği ne olursa olsun, her türlü anlaşmalar için, en ziyada müsaadeye mazhar ülke koşulu tanıyacaktır.&lt;br /&gt;Bu hüküm, İngiltere’ye tanınacak askeri üs ve kolaylıklarla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık arasında imzalanan anlaşmalar uygulanmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;24. Yunan ve Türk Hükümetleri, kendi toplumlarına ait eğitim, kültür ve spor kurumlarına ve hayır işlerine mali yardımda bulunma hakkına sahip olacaklardır.&lt;br /&gt;Toplumlardan biri, bu kurumların faaliyeti için gerekli sayıda öğretmen, profesör veya din adamı bulunmadığı inancında ise Yunan ve Türk Hükümetleri, kendi toplumlarının bu gereksinimlerini tamamen karşılayabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;25. Müteakip Bakanlıklardan biri, yani Dışişleri. Savunma veya Maliye Bakanlıklarından biri bir Türk’e verilecektir. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı anlaştıkları taktirde bu sistemin yerine dönüşümlü bir sistemi uygulayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;26. Antlaşmaların imzalanması sonucu kurulacak olan yeni devlet, mümkün olan süratle ve bu antlaşmaların imzasından sonra üç ayı aşmayan bir süre içinde kurulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;27. Yukarıda belirtilen bütün noktalar Kıbrıs Anavasasının temel maddeleri sayılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;EK: 1&lt;br /&gt;A&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Temel esasların 8. maddesi gereğince vetoya tabi Savunma meseleleri şunlardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;a) Silahlı kuvvet oluşumu ve sayısı ile bunlara ait tahsisat b) Kadro atamaları ve terfiler c) Savaş malzemesi ve her türlü patlayıcı maddelerin ithali d) Müttefik memleketlere üs veya diğer kolaylıklar sağlanması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Vetoya tabii güvenlik meseleleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;a) Kadro atama ve terfileri &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;b) Kuvvetlerin dağılımı ve konuşlandığı bölgeler &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;c) İstisna önlemler ve sıkıyönetim d) Polis yasaları&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;(Bütün istisnai önlem ve kararların vetoya tabi olacağı, fakat polis ve jandarmanın normal faaliyeti ile ilgili olanların vetoya tabi olmayacağı belirtilmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;GARANTİ ANTLAŞMASI&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;1. Anayasanın esas maddeleri ile kurulan ve düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve devamının kendi ortak yararları gereği olduğunu dikkate alarak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;2. Sözü edilen anayasa ve oluşturulan duruma saygı gösterilmesini güvence altına alacak işbirliğini arzulayarak, aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MADDE 1.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı üstlenir. (taahhüt eder)&lt;br /&gt;Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder. (sorumluluğunu yüklenir)&lt;br /&gt;Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MADDE 2.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.&lt;br /&gt;Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MADDE 3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.&lt;br /&gt;Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;MADDE 4.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Bu antlaşma imza edildiği gün yürürlüğe girecektir.&lt;br /&gt;Yüksek Akit Taraflar, Birleşmiş Milletler Şartının (charter) 102’nci maddesi hükümlerine uygun olarak bu antlaşmayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine en kısa sürede kaydettirmeyi üstlenirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;C &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KIBRIS CUMHURİYETİ, YUNANİSTAN VE TÜRKİYE ARASINDA İMZALANAN İTTİFAK ANTLAŞMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;1. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, ortak savunmaları için işbirliği yapacaklar ve bu antlaşma ile söz konusu savunmanın ortaya çıkardığı meseleler hakkında kendi aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;2. Yüksek Akit Taraflar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve ülke bütünlüğüne karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yöneltilen herhangi saldırı veya tecavüzlere karşı koymayı üstlenirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;3. Bu ittifakın ruhuna uygun olarak ve yukarıda sözü edilen gayenin gerçekleşmesi maksadıyla. Kıbrıs Cumhuriyeti ülkesinde bir Üçlü Karargah kurulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;4. Yukarıdaki maddede sözü edilen Karargaha, Yunanistan 950 kişilik bir subay astsubay ve er birliği ve Türkiye 650 kişilik bir subay, astsubay ve er birliği ile katılacaklardır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Yunan ve Türk birliklerinin artırılma veya azaltılmasını Yunan ve Türk Hükümetlerinden birlikte isteyebileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;5. Yukarıda sözü edilen Yunan ve Türk subayları, Kıbrıs Cumhuriyeti ordusunun talim ve terbiyesini temin edeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;6. Üçlü Karargahın komutanlığı, Yunanistan ve Türkiye Hükümetlerinin veya Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının atayacağı Kıbrıslı, Yunan ve Türk bir General tarafından bir yıl müddetle ve sıra ile üstlenilecektir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/londra_antlasma.html"&gt;http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/londra_antlasma.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113879060717036546?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113879060717036546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113879060717036546&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113879060717036546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113879060717036546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/02/kbrs-belgeleri.html' title='* Kıbrıs Belgeleri'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113856256758655141</id><published>2006-01-29T20:56:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:55:54.233+02:00</updated><title type='text'>* Türk Tarih Kurumu-[Bibloğrafya-Ermeniler]</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2706/1876/1600/ermeniar.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2706/1876/320/ermeniar.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/ermara/index.htm"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;TÜRK TARİH KURUMU-&lt;span style="color:#663300;"&gt;[&lt;/span&gt; BİBLOĞRAFYA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; &lt;strong&gt;]&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;[&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#3333ff;"&gt;Bilgi almak veya bilgisayarınıza indirmek için altı çizili metinleri tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;]&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KİTAPLAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2004/esg.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Ermeniler: Sürgün ve Göç&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;. Hikmet ÖZDEMİR, Kemal ÇİÇEK, Ömer TURAN, Ramazan ÇALIK, Yusuf HALAÇOĞLU&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Mehmed ASAF : 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım. Yayına Hazırlayan: İsmet PARMAKSIZOĞLU&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Ferudun ATA: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/isgal.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;İşgal İstanbul'unda Tehcir Yargılamaları&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Halil AYTEKİN : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/kibris.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Kıbrıs'ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu Kampı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Kemal BEYDİLLİ : 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu'dan Rusya'ya Göçürülen &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Ermeniler (Belgeler 17'den ayrıbasım)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Hasan DİLAN: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/fransiz.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Fransız Diplomatik Belgelerinde Ermeni Olayları 1914-1918 Cilt I=Les &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Evenements Armeniens Dans Les Documents Diplomatiques Français 1914-1918 Volume I&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Hasan DİLAN: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/fransiz2.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Fransız Diplomatik Belgelerinde Ermeni Olayları 1914-1918 Cilt II=Les &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Evenements Armeniens Dans Les Documents Diplomatiques Français 1914-1918 Volume II&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Hasan DİLAN: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/fransiz3.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Fransız Diplomatik Belgelerinde Ermeni Olayları 1914-1918 Cilt III=Les &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Evenements Armeniens Dans Les Documents Diplomatiques Français 1914-1918 Volume III&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yavuz ERCAN : Kudüs Ermeni Patrikhanesi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Kâmuran GÜRÜN : Ermeni Dosyası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yusuf HALAÇOĞLU : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/facts.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Facts on the Relocation of Armenians (1914-1918)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Yusuf HALAÇOĞLU : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/halermeni.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;TAHA NİYAZİ KARACA: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/yozgat.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat'ta Türk Ermeni İlişkileri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Şinasi OREL -Süreyya YUCA : Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Mim Kemal ÖKE : Ermeni Sorunu 1914-1923.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Mim Kemal ÖKE : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/armenian.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;The Armenian Question&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Hikmet ÖZDEMİR : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/salgin.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Salâhi R. SONYEL : İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana'da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;(Temmuz 1908-Aralık 1909)- The Turco Armenian Adana Incidents in the Light of Secret British Documents ( July 1908-December 1090) ( Belleten 201'den ayrıbasım.)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Salâhi R. SONYEL : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/great.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;The Great War and the Tragedy of Anatolia (Turks and Armenians in the Maelstrom of Major Powers)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Musa ŞAŞMAZ : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/british.htm"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;British Policy and the Aplication of Reforms for the Armenians in Eastern Anatolia 1877-1897)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : British Documents on Ottoman Armenians - İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri 1856-1880. 1.cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : British Documents on Ottoman Armenians - İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri 1880-1890. 2.cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : British Documents on Ottoman Armenians - İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri 1891-1895. 3.cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : British Documents on Ottoman Armenians - İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri 1895. 4.cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : The Genesis of the Armenian Questions&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : Documents diplomatiques Ottomans Affaires Arméniennes - Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu 1886-1893. 1. cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : Documents diplomatiques Ottomans Affaires Arméniennes - Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu 1894-1895. 2. cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/osman3.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Documents diplomatiques Ottomans Affaires Arméniennes - Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu 1895-1896&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;. 3. cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Bilâl N. ŞİMŞİR : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/osman4.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Documents diplomatiques Ottomans Affaires Arméniennes - Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu 1896-1900&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;. 4. cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Robert F. ZEIDNER : &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/2005/tricolor.htm" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;The Tricolor Over the Taurus 1918-1922.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MAKALELER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;AKBIYIK,YAŞAR: Arşiv belgeleri Işığında Zeytun Ermeni Meselesinin Halli ( 1 resim ile). LIV,209 (1990). ss.435-461.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;ARMAOĞLU,FAHİR: Amerika,Sevres Antlaşması ve "Ermenistan" Sınırları ( 10 belge,1 harita ile) . LXI,230(1997). ss.133-147.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;ARMAOĞLU,FAHİR: Harbord Misyonu Nasıl Ortaya Çıktı? LXI,232(1997). ss.701-707.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;ÇOLAK, MUSTAFA: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel247-967_984.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı - Johannes Lepsius Örneği-&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; . LXVI,247(2002). ss.967-984.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;EYİCİL, AHMET: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel250-911_947.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Mücadelesi Sırasında Maraş'ta Ermeni Mezalimi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. LXVII,250(2003). ss.911-947.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;HALAÇOĞLU, AHMET: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel250-881_909.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;İngiliz Konsolosu Longworth'a Göre Trabzon Vilayeti (1892-1898).&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; LXVII,250(2003). ss.881-909.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;HATİPOĞLU, SÜLEYMAN: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel247-943_965.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Çukurova'da Fransız-Ermeni İşbirliği (1918-1921)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. LXVI,247(2002). ss.943-965.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;KARACA, TAHA NİYAZİ: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel249-519_529.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Ermeni Sorunu ile İlgili Bir İngiliz Kaynağı Üzerine Eleştirel Değerlendirme&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. LXVII,249(2003). ss.519-529.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;KODAMAN,BAYRAM: Bir Amerikalı Gazeteci Gözüyle Ermeni Macerası. XLIX,195 (1985), ss.569-578.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SEYİTDANLIOĞLU,MEHMET: Takvim-i Vekayi'de Ermenilerle İlgili Haberler ( 1908-1915).Dizin. LV, 214(1991). ss.797-853.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SONYEL, SALAHİ R. : İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana'da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları (Temmuz 1908-Aralık 1909). LI, 201 (1987). ss.1241-1289.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SONYEL,SALAHİ R.: Tehcir ve Kırım Konusunda Ermeni Propogandası Hristiyanlık Dünyasını Nasil Aldattı? How Armenian Propaganda Nurtured a Gullble Christian World in Connection with the Deportations and " Massacres". XLI , 161 (1977). ss.137-156,157-175 ( 12 fotokopi)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SONYEL, SALAHİ R. : &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel201-1291_1338.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;The Turco-Armenian 'Adana Incidents' in the Light of Secret British Documents (July, 1908 - December ,1909)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. LI, 201 (1987). ss.1291-1338.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SONYEL,SALAHİ R.: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/bel222-381_449.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Turco-Armenian Relations and British Propaganda During The First World War&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. LVIII,222 (1994). ss.381-449.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SONYEL,SALAHİ R. : Türk Ermeni İlişkileri ve Musevi Soykırımı-Turco-Armenian Relations in the Context of the Jewish Holocaust. LIV,210(1990). ss.739-772.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SONYEL,SALAHİ R.: Yeni belgelerin Işığı Altında Ermeni Tehcirleri. Armenian Deportations: A Re-Appraisal In The Light of New Documents. XXXVI ,141 (1972). ss.31-49,51-69 ( 16 belge)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;SÜSLÜ,AZMİ : Rum-Ermeni-Hoybun İşbirliği ve Anadolu'daki Toplu Mezarlar. LVII,218(1993). ss.241-249.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;TUZCU,ALİ : Merzifon'da Ermeni Ayaklanmaları. LVII,220(1993). ss. 795-826. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TARİH KONGRELERİNDE SUNULAN BİLDİRİLER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SARAY ,MEHMET : Ermeni Meselesi'nin Ortaya Çıkışı, Ermeni Meselesini Ortaya Çıkaranlar. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V,1994. s.1755.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;AKÇORA ,ERGÜNÖZ: Ermenilerin Urfa'da Çıkardıkları İsyan ve Talat Paşa'nın Raporu. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V,1994. s.1763.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;McCARTHY, JUSTIN: The Report of Niles And Sutherland An American Investigation Of Eastern Anatolia Anatolia After Worl War I. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V,1994. s.1809.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;MEHMETOVA ,FERİDE: Kadim (Tarihi) Azerbayjan Arazisined Ermeni Toprakları Var mıydı? Yahut Kadim Azerbaycan'da Ermeniler Toprak Sahibi miydiler? XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V , 1994. s.1853&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;KAŞGARLI, MEHLİKA AKTOK : Kilikya Ermeni Baronluğu'nun Tarihinin Belgelerle İspatlanması. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V , 1994. s.1861.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;MARASHLIAN , LEVON: Economic and Moral InfIuences on U.S. Policies Toward Turkey and the Armenians, 1919-1923. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V ,1994 s.1873.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;MANGO , ANDREW: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/makale/m2.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Some Recent Books on the Armenians and the Next Stage in The Historiography of Turkish-Armenian Relations&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V ,1994. ss.1945-1950.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;OREL, ŞİNASİ : Ermeni İddialarının Belgesel Dayanakları. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V, 1994. s.1951.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SÜSLÜ, AZMİ : Atatürk'e Göre Ermeniler. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V, 1994. s.1971.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;YILDIRIM, HÜSAMETTİN : Rusların Anadolu Topraklarında Kurdukları İdarî Yapı ve Ermenilere Karşı Siyasetleri. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V,1994. s.1979.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SHMUELEVITZ, ARYEH: Relations Between Jews and Christians in the Ottoman Empire: The Armenian Case. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V ,1994. s.2029.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;SONYEL ,SALAHİ R.: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/yayinlar/fulltext/makale/m3.pdf" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Turco-Armenian Relations and British Propaganda During The First World War&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;. XI. Türk Tarih Kongresi Cilt V,1994. ss.2137-2139.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;İNAN, MİTHAT : Türk Tiyatrosunun Başlangıcı ve Ermeni Nüfus Olayına Özgün Bir Yaklaşım. X. Türk Tarih Kongresi Cilt VI, 1994. s.2975.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;ERCAN, YAVUZ: Ermenilere Verilen İmtiyazlarla İlgili bazı belgeler. X. Türk Tarih Kongresi Cilt IV ,1991. s.1883&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;KAŞGARLI, MEHLİKA AKTOK : Anadolu'da Ermenilerin Yerlesim Noktaları Büyük Ermenisten- Bizans'ın Ermenilere Verdiği Ünvan ve Payeler,Küropolates, Konsül, Prokonsül, Patris, Kont gibi Titrler - Armeno-Grek Bazileiler. X. Türk Tarih Kongresi Cilt III. ,1991. s.1087&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ttk.org.tr/ermara/index.htm"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;http://www.ttk.org.tr/ermara/index.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113856256758655141?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113856256758655141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113856256758655141&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113856256758655141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113856256758655141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/01/trk-tarih-kurumu-biblorafya-ermeniler.html' title='* Türk Tarih Kurumu-[Bibloğrafya-Ermeniler]'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113855067588589778</id><published>2006-01-29T17:54:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:56:49.286+02:00</updated><title type='text'>* Arşiv Belgeleri-[Ermeniler]</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ARŞİV BELGELERİNE GÖRE ERMENİ KONUSU&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"&lt;/span&gt; Batı kamuoyundaki Ermeni soykırımı iddiaları bugüne kadar doğruluğu ispatlanmamış olan hatırat türü sübjektif bazı yayınlara dayanmaktadır. Halbuki "Tarih belge ile yazılır" hükmü, tüm dünya bilim alemince kabul edilen bir gerçektir. Çünkü arşivlere dayalı bilimsel çalışmalar önyargı ve siyasi yaklaşımları ortadan kaldıracaktır. Arşivler, diğer tarihi kaynaklar arasında gerçeği en objektif şekilde yansıtan otantik belgelerdir. Bu nedenle Batı ülkelerinde siyasi bir yaklaşımla ele alınan Ermeni konusunun tarihin asıl kaynaklarına inilerek değerlendirilmesi gerekir. Tarihi konular ve olaylar hakkında hüküm verebilmek için, tarihin otantik kaynakları olan arşivler, tarih araştırmacıları için gerçek belge niteliğindedir. Türk arşivlerinde araştırma yapmadan yazılacak bir bölge ve dünya tarihinde muhakkak eksikler olacaktır. Ermeni konusu hakkında Batı ülkelerinde yapılan yayınlar birinci elden kaynaklara dayanmadığı için maalesef eksik, hatalı ve sübjektif olmuşlardır. Halbuki Türk arşivlerinde Ermeni konusu ile ilgili milyonlarca belge vardır. Bu belgeler olayları objektif bir şekilde aydınlatacak mahiyettedir. Belgelerin tarihi gerçekleri siyasi, ideolojik ve önyargılı yaklaşımlardan uzak, bilimin ışığında aydınlatılmasına yardımcı olması amacıyla bu sayfa hazırlanmıştır.&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;&lt;&lt;&lt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;BELGELERE ULAŞMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&gt;&gt;&gt;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Ermeni Meselesi-Armenian Issue&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19033140-113855067588589778?l=sivilakademi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sivilakademi.blogspot.com/feeds/113855067588589778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19033140&amp;postID=113855067588589778&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113855067588589778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19033140/posts/default/113855067588589778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sivilakademi.blogspot.com/2006/01/ariv-belgeleri-ermeniler.html' title='* Arşiv Belgeleri-[Ermeniler]'/><author><name>Sivil Akademi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04164877457542707989</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19033140.post-113849402167032643</id><published>2006-01-29T02:09:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T00:58:01.256+02:00</updated><title type='text'>* Seçilmiş Biblografya-[Türk-Ermeni İlişkileri]</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SEÇİLMİŞ BİBLİYOGRAFYA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk-Ermeni ilişkileri üzerine yazılmış binlerce kitap ve makale bulunmaktadır. Çok geniş olan bu sahadaki çalışmaların tamamını burada göstermek olanaksızdır. Bu sebeple, okunmasında yarar görülen seçilmiş kitap ve makalelerin bir listesi ile, bu konuda çalışacaklara başvurmaları gereken bibliyografya kitaplarının künyelerinin verilmesi yoluna gidilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#cc0000;"&gt;KİTAPLAR VE MAKALELER:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-A-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;1. Ahmed Rüstem Bey, Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi, Türkçesi: Cengiz Aydın, Bilge-Kültür-Sanat Yayınları, İstanbul 2001.&lt;br /&gt;2. Akbulut, Yılmaz, Ermeniler ve Bingöl’deki Ermeni Tehciri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998.&lt;br /&gt;3. Akçora, Ergünöz, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 1994.&lt;br /&gt;4. Akgün, Seçil, General Harbord’un Anadolu Gezisi ve (Ermeni Meselesi’ne Dair) Raporu (Kurtuluş Savaşı Başlangıcında), Tercüman Tarih Yayınları, İstanbul 1981.&lt;br /&gt;5. Aktan, Gündüz, “Hukukta Soykırım ve Ermeni Olayları”, Popüler Tarih, Sayı: 35 (Temmuz 2003), s. 62-67.&lt;br /&gt;6. __________, “Lozan Barış Antlaşması ve Ermeni Sorunu”, Stratejik Analiz, Sayı: 61 (Mayıs 2005), s. 19-24.&lt;br /&gt;7. Armenian Allegations:Myth and Reality, A Handbook of Facts and Documents, Compiled and Edited by: The Assembly of Turkish American Associations, Second Edition, Washington 1987.&lt;br /&gt;8. Armenians in the Ottoman Empire and Modern Turkey (1912-1926), Boğaziçi University Publications, İstanbul 1984.&lt;br /&gt;9. Asaf, Mehmet, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, haz., İsmet Parmaksızoğlu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1982.&lt;br /&gt;10. Aslan, Betül, Erzurum’da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar), Atatürk Üni-versitesi Türk-Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Yayınları, Erzurum 2004.&lt;br /&gt;11. Ata, Ferudun, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2005.&lt;br /&gt;12. Ataöv, Türkkaya, A Brief Glance at the “Armenian Question”, Ankara 1984.&lt;br /&gt;13. __________, An Armenian Author on “Patriotism Perverted”, Feryal Matbaası, Ankara 1984.&lt;br /&gt;14. __________, A “Statement” Wrongly Attributed to Mustafa Kemâl Atatürk, Ankara 1984.&lt;br /&gt;15. __________, Talât Paşa’ya Atfedilen Andonian “Belgeler” i Sahtedir, Sistem Ofset, Ankara 1984.&lt;br /&gt;16. __________, The Massacre of the Turkish-Moslem Population, Sistem Ofset, Ankara 1986.&lt;br /&gt;17. ATASE, I. Dünya Savaşı Sırasında Ermeniler’in Türkler’e Yaptığı Katliâm, Fotoğraflar, Ankara 2000.&lt;br /&gt;18. Atatürk’ten Ermeni Sorunu, Yayıma Hazırlayan: İsmet Görgülü, Bilgi Yayınevi, Ankara 2002.&lt;br /&gt;19. Aytekin, Halil, Kıbrıs’ta Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyonu Kampı, Türk Tarih Kurumu Yayınla-rı, Ankara 2000.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-B-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;20. Babacan, Hasan, Babacan, Hasan, Mehmed Talât Paşa (1874-1921), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2005.&lt;br /&gt;21. Başar, Zeki, Ermeniler’den Gördüklerimiz, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Ankara 1974.&lt;br /&gt;22. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), Ankara 1994.&lt;br /&gt;23. __________, Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri, I (1914-1919); II (1919-1921), Ankara 2001.&lt;br /&gt;24. __________, Ermeni Komiteleri (1891-1895), Ankara 2001.&lt;br /&gt;25. __________, Azerbaycan Belgelerinde Ermeni Sorunu (1918-1920), Ankara 2001.&lt;br /&gt;26. Bildirici, Yusuf Ziya, Adana’da Ermeniler’in Yaptığı Katliâmla ve Fransız-Ermeni İlişkileri, KÖKSAV Yayınları, Ankara 1999.&lt;br /&gt;27. Bilgi, Nejdet, Ermeni Tehciri ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in Yargılanması, KÖKSAV Yayınları, Ankara 1999.&lt;br /&gt;28. Binark, İsmet, Ermeniler’in Türkler’e Yaptıkları Mezâlim ve Soykırımın Arşiv Belgeleri, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu, Yayın No: 92, Ankara 2001.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-C-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;29. Cemal Paşa, Hatıralar, Bugünkü Türkçe’ye çeviren ve tamamlayan: Behçet Cemal, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1977.&lt;br /&gt;30. Cöhce, Salim, “Osmanlı Ermeni Toplumunda Siyasallaşma Çabaları,” Ermeni Araştırmaları, Sayı: 8 (Kış 2003), s. 37-67; Ayrıca bkz., Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, I. Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner, ASAM-Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Ankara 2003, s.269-292.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-Ç-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;31. Çalık, Ramazan, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamid Döneminde Ermeni Olayları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000.&lt;br /&gt;32. Çaycı, Abdurrahman, Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2000.&lt;br /&gt;33. Çelik, Hüseyin, Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, tarihsiz.&lt;br /&gt;34. Çiçek, Kemal, “Türk-Ermeni Anlaşmazlığının Siyasi Kökenleri: Tehcir ve Dönüş Üzerine Yaklaşımlar”, Teori, Sayı: 183 (Nisan 2005), s. 67-82.&lt;br /&gt;35. __________, “Amerikan Ermeni Derneklerinin Lozan Görüşmeleri Esnasındaki Faaliyetleri”, 80. Yılında 2003 Penceresinden Lozan Sempozyum Bildirileri (6 Ekim 2003, Ankara), Ankara 2005, s. 119-141.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-D-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;36. Demirel, Muammer, Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri (1914-1918), Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara 1996.&lt;br /&gt;37. Demiroğlu, Faiz, Van’da Ermeni Mezâlimi (1895-1920, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1985.&lt;br /&gt;38. Deveci, Yıldız, “Bir Başka Açıdan Ermenilerde Din”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 14-15 (Yaz-Sonbahar 2004), s. 115-130.&lt;br /&gt;39. Dış Basında Sözde Ermeni Soykırımı İddiaları Değerlendirmesi (1998-2000), Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara 2000.&lt;br /&gt;40. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ermeni İddiaları ve Tarihi Gerçekler (On Soru-On Cevap, Orly Saldırısı Davası, Amerikalı Bilimadamlarının Açıklamaları), Ankara 1998.&lt;br /&gt;41. __________, Armenian Claims and Historical Facts (Ten Questions-Ten Answers, The Orly Trial, Declaration Made by American Academicians) Center for Strategic Research, Ankara 1998.&lt;br /&gt;42. __________, Allegations Armeniennes et Faits Historiques (Dix Questions-Dix Reponses, Proces de l’Attentat d’Orly, Declaration des Unuversitaires),Centre de Recherches Strategiques, Ankara 1998.&lt;br /&gt;43. __________, Armenian Atrocities (A Compilation of Views), Ministry of Foreign Affairs, Ankara 1999.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-E-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;44. Efsane ve Gerçekler: Türk-Ermeni İlişkileri, Haz., Azmi Süslü, Hüsamettin Yıldırım, Birgül Gündüz, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2001.&lt;br /&gt;45. Elekdağ, Şükrü, “The Armenian Question”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 1 (Mart-Nisan-Mayıs), Ankara 2001, s. 70-84.&lt;br /&gt;46. Ercan, H. Yavuz, Kudüs Ermeni Patrikhânesi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988.&lt;br /&gt;47. __________, Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler: Kuruluştan Tanzimat’a Kadar Sosyal, Ekonomik ve Hukuki Durumları, Turhan Kitabevi, Ankara 2001.&lt;br /&gt;48. Ermeni Sorunu El Kitabı, Haz., Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Ankara 2002.&lt;br /&gt;49. Eroğlu, Mecbure, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivinden Rusça Belgelere Göre Ermeni Meselesi, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Serisi, Ankara 1999.&lt;br /&gt;50. Eyicil, Ahmet, Osmanlı’nın Son Döneminde Maraş’ta Ermeni Siyasî Faaliyetleri, Ankara 1999.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-F-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;51. Feigl, Erich, A Myth of Terror: Armenian Extremism: Its Causes and Its Historical Context: An Illustrated Exposâe, Edition Zeitgeschichte-Freilassing, Salzburg, Austria, 1986.&lt;br /&gt;52. __________, Bir Terör Efsanesi, Türkçe trc., Füsun Ant, Milliyet Yayınları, İstanbul 1987.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-G-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;53. Gazigiray, A. Alper, Osmanlılardan Günümüze Kadar Vesikalarla Ermeni Terörünün Kaynakları, Gözen Yayınları, İstanbul 1982.&lt;br /&gt;54. Göyünç, Nejat, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, Gültepe Yayınları, İstanbul 1983.&lt;br /&gt;55. Gürün, Kâmuran, Ermeni Dosyası, Üçüncü Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1985.&lt;br /&gt;56. __________, The Armenian File: The Myth of Innocence Exposed, Published jointly by K.Rustem &amp; Brother and Weidenfeld &amp;amp; Nicolson Ltd., London 1985.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-H-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;57. Halaçoğlu, Yusuf, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918) , Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2001.&lt;br /&gt;58. __________, Facts on the Relocation of Armenians (1914-1918), Turkish Historical Society Printing House, Ankara 2002.&lt;br /&gt;59. __________, Ermenilerin Suriye’ye Nakli: Sürgün mü, Soykırım mı, Belgeler, Ankara Ticaret Odası (ATO), Ankara 2005.&lt;br /&gt;60. Hocaoğlu, Mehmed, Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezâlimi ve Ermeniler, ANDA Dağıtım, İstanbul 1976.&lt;br /&gt;61. Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, C. I-II, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1994.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;-İ-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;62. İlter, Erdal, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytûn İsyânları (1780-1915), Genişletilmiş 2.Baskı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1995.&lt;br /&gt;63. __________, Ermeni Propagandasının Kaynakları, Kamu Hizmetleri Araştırma Vakfı Yayınları, Ankara 1994.&lt;br /&gt;64. __________, Ermeni Kilisesi ve Terör, A. Ü. Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, Ankara 1996.&lt;br /&gt;65. __________(Yay.Haz.), Ermeni ve Rus Mezâlimi (1914-1916) (Tanık İfadeleri), İkinci Baskı: KÖKSAV Yayınları, Ankara 1999.&lt;br /&gt;66. __________, “Ermenistan Adı, Ermenilerin Menşei ve Bazı Ermeni İddiaları Üzerine”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 6 (Yaz 2002), s. 24-34.&lt;br /&gt;67. __________, “Ermeni İstekleri Karşısında Millî Teşekküllerin Tutumu (1919-1922)”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, Sayı: 27-28 (Mayıs-Kasım 2001), Ankara 2004, s. 299-319.&lt;br /&gt;-K-&lt;br /&gt;68. Kalafat, Yaşar, “Türk-Ermeni Kültür İlişkilerinde Mitolojik Boyut,” Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim: Özel Sayı: Tarihten Bir Kesit, Sayı: 38 (Nisan 2003), s.95-100.&lt;br /&gt;69. __________, Türk-Ermeni İlişkilerinde Siyasi ve Kültürel Boyut,” Ermeni Araştırmaları, Sayı: 12-13 (Kış 2003-İlkbahar 2004), s.59-92.&lt;br /&gt;70. Kantarcı, Şenol, Amerika Birleşik Devletleri’nde Ermeniler ve Ermeni Lobisi, ALFA AKADEMİ Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti., İstanbul 2004.&lt;br /&gt;71. __________, Ermeni Sorunu: Pencereden Bakmak Ya Da Manzaranın Bütününü Görmek, Süleyman Demirel Üniversitesi Yayın No: 54, Isparta 2005.&lt;br /&gt;72. Karabekir, Kâzım, Soykırım Yalanı: Ermeni Mezâlimi, 1917-20 Arasında Erzincan’dan Erivan’a, 6. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul 2005.&lt;br /&gt;73. Karaca, Taha Niyazi, Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2005.&lt;br /&gt;74. Karacakaya, Recep, Türk Kamuoyu ve Ermeni Meselesi (1908-1923), Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 2005.&lt;br /&gt;75. Kılıç, Davut, Osmanlı İdaresinde Ermeniler Arasındaki Dinî ve Siyasî Mücadeleler, 2. Baskı: ASAM Yayınları, Ankara 2000.&lt;br /&gt;76. Kılıç, Selami, Ermeni Sorunu ve Almanya (Türk-Alman Arşiv Belgeleriyle), Kaynak Yayınları, İstan-bul 2003.&lt;br /&gt;77. Kırzıoğlu, M. Fahrettin, Kars İli ve Çevresinde Ermeni Mezâlimi (1918-1920) , Kars Turizm ve Tanıt-ma Derneği Yayınları, Ankara 1970.&lt;br /&gt;78. Kıyasî, Cafer-Bozyel, İbrahim, Ermeni Kültür Terörü, Iğdır Azerbaycan Türk Kültürünü Tanıtma Derneği Yayınları, Ankara 1996.&lt;br /&gt;79. Kocahanoğlu, Osman Selim, İttihat-Terakki’nin Sorgulanması ve Yargılanması (1918-1919): Beşinci Şube Tahkikatı, Teşkilât-ı Mahsusa, Ermeni Tehciri, Divan-ı Harb-i Örfi Muhakemâtı, Temel Yayınları, İstanbul 1998.&lt;br /&gt;80. Koçaş, Sadi, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, İlâveli dördüncü Baskı: KASTAŞ Tarihi Araştırmalar Dizisi, İstanbul 1990.&lt;br /&gt;81. Kodaman, Bayram (Çev.), Türkler-Ermeniler ve Avrupa, Ankara 1994.&lt;br /&gt;82
